Boş tenekeler ve hastalıklı ruhlar üzerine

Son günlerde çok revaçta bulunan Türkçülük, Turancılık her şeyden önce Türk Milletini düşünmektir. Milliyetçilik de öyle. Eğer kişisel menfaatlerin, egoların, partin-pırtın, şahsî beklentilerin bu duyguların önüne geçiyorsa Türkçü, milliyetçi veya ülkücü (adına her ne derseniz deyin), olamazsınız.


Rahmetli Başbuğ'un çok bilinen ve çok çok önemli bir sözü vardır; "Türk milletine Bizans'tan geçen bir hastalık vardır; gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek. Bu hastalık sizde var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lazımdır. Bu hastalığı tedavi etmezseniz, kendinize yol seçiniz. Milliyetçi harekette bir saniye daha fazla kalmayınız. Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz her şeyden önce vasıflı Türk olmaya mecbursunuz. Türk milletini batıran, Bizans'ı batıran, Osmanlı imparatorluğunu batıran hastalık budur."

Şimdi bazılarının; "işte gidenler bunlardı, arındık" gibi zevzekçe konuştuklarını duyar gibiyim. Mesele bu değil ki! Eğer meseleye bu sığlıkta bakılırsa, biri de çıkar, Başbuğ'un saydığı bu olumsuz vasıfların sizde olduğunu, Milliyetçi Harekette bir saniye bile durmamanız gerektiğini pat diye yüzünüze söyler, apışıp kalırsınız! O nedenle her konuya partizan yaklaşmamalı.
Bu sözden asıl alınması gereken ders, Türk Milletine bulaştığı belirtilen "gevşeklik, laubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele laf söylemek" gibi hastalıklar ve bunların üstesinden nasıl gelineceği üzerinde kafa yormaktır.

Camiamıza giren fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, fütursuzca hain ilan etmek, hastalıkta şifa, cenazede baş sağlığı, düğünde, toyda mutluluklar dilemek için dahi emir beklemek veya dilememek...Davaya yıllarını vermiş, doğruya doğru, yanlışa yanlış demiş ama ahirete göç etmiş kişilerin ardından vasıflı veya vasıfsız kişilerin gevşek, laubali ağızlarla temelsiz fikir beyan etmeleri...Sorunumuz bunlar işte!

Rahmetli Başbuğ reçeteyi sunmuş; "Benimle dava arkadaşlığı edecekseniz, her şeyden önce Vasıflı Türk olmaya mecbursunuz.". Bir bakalım kendimize vasıflı mıyız? Vasıflı olmak nedir? Koltukta oturmak mıdır bizleri vasıflı kılan? Yoksa binlerce yıldır dünyaya nizam vermek üzere ahdetmiş Türk Milletinin şerefli birer mensubu olmak mıdır? Sadece mensubiyet yeterli midir? Okumak, ilim bilmek, kendini bilmek, dünyayı bilmek gerekmez midir? Bunları bir düşünelim.


Bir de şunu düşünelim, mensubu olduğumuz camia, dava, Türk Milleti için ne yapıyoruz? Çevremizdeki Türkçü, Turancı, milliyetçi basın, dergi, gazete, vakıf, dernek hatta esnaf ve tüccara destek veriyor muyuz? Muhitimizdeki Türkçü, Milliyetçi dernek ve vakıfları biliyor muyuz? Biliyorsak ziyaret ediyor muyuz? Yoksa onları ziyaret etmek, davetine icabet etmek için dahi emir ve talimat mı bekliyoruz? Yüce Allah dahi cüzi irade bahşetmiş iken, sen bu iradeni bir kula mı ipotek ettin bir düşün?


Ülkede yayın yapan Türkçü Milliyetçi dergi ve gazeteleri takip ediyor muyuz? Hadi geçtim haftada, ayda bir, yok yok senede birkaç kitap okuyor muyuz kitap? Yoksa sadece sosyal medyada goygoy yapmak üzere kitap resmi mi paylaşıyoruz? Türkçü, Milliyetçi yazarların kitabını bir sigara paketi fiyatına verip almak zor olmamalı!

Okudun diyelim, okuduklarını Türkçü milliyetçi gençlerle, çevrenle, dostlarla göz göze, can cana paylaşıyor musun? Faydalı oluyor musun? Yoksa sadece kitap yüklü merkep hükmünde misin? Okudukça dolgun başaklar gibi başın eğileceğine, boş teneke gibi gürültü çıkarıp, kibir deryasına mı dönüşüyorsun?


Okumaktan bahsedince, tabii ki bu okuma ve devamında düşünme, paylaşma etkinliği sadece Türkçü, Milliyetçi eksende değil geniş yelpazeye sahip olmalı. Ama önce mensubu olduğun davayı bari bil be kardeşim! Tespih çekmekle, kol kanat kabartıp, bıyık bırakmakla, sosyal medyada klavye kahramanlığı yapmakla, onunla bununla poz verip, beylik laflar etmekle, orda burada laubali, gevşek muhabbetleri "istişare" diye paylaşmakla olmuyor vatanseverlik!

Okuyup, düşünün, yazın, paylaşın, bilime, tekniğe kafa yorun. Ondan sonra ister tespih çek, ister koltuklarını kabartıp, omzunu düşür...Hepsine razıyız!

YORUM EKLE