Yeni Akit Gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, NATO Zirvesi'nin ardından yazdığı yazıda, iktidarın Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğiyle ilgili fikrini değiştirmesinin olası sonuçları üzerinden AKP'ye yüklendi.

Dilipak'ın yazısını Yeniçağ Gazetesi sütunlarına taşıdı. Yeniçağ, "Abdurrahman Dilipak'tan Erdoğan'ı küplere bindirecek Nato açıklaması" başlığıyla verdiği haberde yazarın "Çok ama çok ağır bir bedel ödeyeceğiz" diyerek AKP'ye yüklendiğii savundu.

Abdurrahman Dilipak ‘ın "The Economist’e göre, 'Türkiye 4’lü zirveden istediklerini aldı"' başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

"Ama Rusya aynı şeyi söylemiyor tabii. Sadece vaad aldık ve karşılığında somut bir adım attık. Tabii Rusya’nın bu saatten sonra Türkiye’ye karşı nasıl tavır takınacağını göreceğiz. Çünkü bu adımla birlikte Rusya’nın Baltık koridoru, NATO’nun kontrolüne geçebilecek.

NATO’nun bundan sonraki adımları Karadeniz’de, Ukrayna, Gürcistan ve eş zamanlı olarak Ermenistan üzerinde olacaktır. Şimdi gözümüz Karadeniz, Kafkaslar ve Azerbaycan’da, Ege’de, Doğu Akdeniz’de ve Suriye, Irak cephesinde olacak! Washington, Londra, Berlin Paris, Atina, Telaviv, Moskova, Pekin hattında olacak. Görünen o ki, bu “neşeli zirve”den çıkan sonuca göre, Türkiye NATO’nun “uygun bir stratejik, taktik üs”sü olmaya devam edecek. İnşallah yanılıyorumdur.

Onların bir planı varsa, Allah’ın da bir hükmü var. La galibe illallah!

DİKKAT! Endişe edilen bir konu var: Rusya da, Ankara’nın buna karşılık olarak cevabını Ermenistan ve Suriye üzerinden verirse ne olacak. Hah! Zaten NATO’nun istediği de bu: Türkiye üzerinden Rusya’yı köşeye sıkıştırsınlar ve Türkiye’yi kendi yanlarına çeksinler. Türkiye’nin iç politikasında bu durum ciddi çalkantılara sebep olacaktır. NATO Türkiye’yi kendi yanına aldıktan sonra DSÖ, iklim üzerinden, siber sistemler üzerinden tamamen işgal etmek isteyecektir.

Eğer buna karşı çıkacak olursak, bu defa, hem Rusya hem de NATO’nun makası içinde ezilmeye çalışacağız. Kimse ağlamasın ya da zafer şarkıları söylemesin. Bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde Allah hayır murat etmiş olabilir.

Bu sıkıntılı durum belki aklımızı başımıza getirebilir. Unutmayalım ki, gecenin en karanlık anı, aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Allah’ın ipine tutunmaktan başka bir çaremiz yok. Yoksa çok ama çok ağır bir bedel ödeyeceğiz.

İsveç ve Finlandiya’nın sözüne inanmayın. Ankara anlaşmasından bu yana hâlâ AB’nin kapısında bekletiliyoruz. Verdikleri hangi sözde durdular. Ankara anlaşması AB daha AET iken 12 Eylül 1963’te imzalandı. Kimse çıkıp, mutabakat metninde yazılı olmayan gizli maddeler falan var diye ahkam kesmesin. Yazılı olana uymayan yazısız olana mı uyacak!

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, Türkiye’nin iadesini istediği kişiler hakkında yargının kararını vermiş olduğunu ve hükümetin buna müdahale edemeyeceğini söylemiş. Batı, kendi öz evladını öteleyip, evlatlık konumundaki birini tercih etmez.

Türkiye’nin süreç içinde VETO’sunun da işe yarayacağını sanmıyorum. Sonunda gerekirse bizi örgütten atarlar ama değişen bir şey olmaz. Zaten iktidar değişir yine alırlar.

Sonuçta Türkiye’ye ihtiyaçları var. Hani, Apo gibi envanterden düşülecek birileri varsa da onu da şartlı olarak teslim ederler. Zaten daha sonra bir genel af çıkacaksa, o da çıkar. Ya da yargılanıp beraat eder. Ne bileyim ben, demokrasilerde çare tükenmez. Bakarsınız iade etmeye karar verdikleri CoVID’den ölür, ama adam başka bir ülkede başka bir kimlikle yaşamaya devam eder. Olur böyle vakalar. Bunlar İkiz kulelere çarpan uçağın pilot kabinindeki teröristin pasaportunu sapa sağlam yıkılan kulelerin enkazı arasında bulan adamlar. Nasıl olsa dünya bu haberleri yiyor..

Hatırlatalım AET 1958’de kuruldu. Daha önce demir-çelik, kömür, atom enerjisi birliği gibi birlikler vardı. Topluluğa üyelik başvurumuz bu birliğin kuruluşundan 1 yıl sonra 1959’da gerçekleşti. Müzakereler için ortak komisyonlar kuruldu. 12 Eylül 1963’te Ankara anlaşması imzalandı. 2023’te 60 yıl olacak bekliyoruz, AB’ye girmek için.

Avrupa Tek Senedi 1986’da İngiltere, Belçika, Fransa, Hollanda, İrlanda, İspanya, Lüksemburg, Portekiz, Almanya, Fransa tarafından imzalandı. Aslında AET’yi kuran 6 ülkeydi. Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg. Bugün AB’nin 27 üyesi var ama aralarında Türkiye yok. Hadi bakalım, o iki ülke NATO’ya girdi. Siz şimdi dosyaları gönderin ve cevap bekleyin.. Sahi FETÖ için ABD’ye gönderdiğiniz dosyaların akıbeti ne oldu. Ya da Fehriye Erdal için Belçika’ya gönderdiğiniz dosyaların akıbeti ne oldu!

Sonuç bugünden belli değil mi!
Ankara artık Avrasya, Moskova – Pekin hattından NATO hattına kaydı. Artık Ukrayna’da ABD’nin yanındayız. Ankara Baltıklarda Rusya’nın önünü kesen bir plana destek veriyorsa, o zaman Hazar’da kim kimin önünü kesiyor, ona bakalım. Suriye topraklarında NATO, ABD, İngiltere, İsrail karşısında Rusya ve İran’ın atacağı adımlara bakalım. Bundan sonra Finlandiya ve İsveç’le bu konuda olacak olan Belçika ile Fehriye Erdal konusunda olandan, ya da ABD ile Pensilvanya konusunda yaşanandan çok da farklı olmayacak. Bakalım, Türkiye Çin’e karşı Doğu Türkistan konusunda nasıl bir politika izleyecek. Yunanistan’ın Ege ve Kıbrıs politikasında bir değişiklik olacak mı? Bazı kapıları açmamanız gerekirdi. Şişenin kapağını açtınız ve cin kaçtı. Ve kriz cinlerinin hepsini başımıza topladık. Bakın, bu cinleri toplamak zor değil, ama dağıtmak zordur.

Bu arada Londra’da Mursi ile ilgili bir anma toplantısı yapılmış, ama hiçbir resmi kişi katılmamış. Bu da Mısır’la ilişkiler konusunda Sisi yönetimi ile ilişkilerin yumuşatılması anlamına mı geliyor yoksa. “One Minute”den Rabia’ya, oradan bugünlere siyasetimizin evrildiği nokta! Bakalım bu süreçte Suriye’de, Esad yönetiminde bir değişiklik olacak mı? Lübnan’dan sonra sıra kimde! Sanırım bunun için İsrail’de yaşanan siyasi krizin sonuçlanması gerek. Sahi, batılıların kehanetleri ne diyordu! Bakalım The Economist yeni sayısında kapakta ne haber verecek!? Yeni dünya düzeni için şimdi bu noktada nasıl bir adım gelecek bu zirvenin ardından! Batılılar çok rahat. İktidar değişikliği olacaksa, alternatifi de hazır. “Sıra bana gelsin” diye bekleyen, batıya selam gönderip duran birileri var. Batılılar için “giden gider, nasıl olsa gelen de bizdendir” rahatlığı var, “ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” hesabı.. Yani “gelen ağam, giden paşam” hesabı.

Neyse bu süreçte, bunlar oluyorsa, herhalde, borç ertelemesi ya da yeni kredi, birtakım satışlar konusunda birtakım rahatlamalar olabilir. En azından bayramı biraz olsun sakin geçirebilir miyiz, bilmiyorum. Ama bayram sonrası ne olacağını bilemem.. 15 Temmuz’u bir bekleyelim."