Dini ceza hukukuna indirgemek

Hüseyin Asgari ile Şeherazade Rahman, George Washington Üniversitesinde görev yapan iki bilim insanı.  Bu iki akademisyen birkaç yıldır bir İslamilik endeksi yayınlıyorlar. 2019 yılı endeksinde ilk kırka hiçbir İslam ülkesi girememişti. S.Arabistan'ın 85., Türkiye'nin 153 ülke arasında 95. olduğu endeksin ilk sıralarını Batı ülkeleri doldurmuştu. Endeksin ilk sırasında Yeni Zelanda var, onu İsveç, Hollanda, İzlanda, İsviçre, İrlanda, Danimarka ve Kanada gibi ülkeler izliyor.

Oysa mesela İran kendini Şii/İslam olarak tanımlayan bir ülke. Uzun yıllar İslam dünyasına devrim ihraç etmeye çalıştı. İslam'ın yasaklarını, fıkhını, cezalarını uyguluyor. Kadınların başlarını açmaları yasak, açıkta içki satışı yok, kısas var, uyuşturucu, kamu malına tecavüz gibi suçlar çok ağır cezai müeyyidelerle karşılanıyor. Sözgelimi Zarrab'ın İran'daki suç ortağı Babek Zencani idam cezasına çarptırıldı. Dolandırıcılık çetesi kuran Hamid Rıza Bakiri gibi birçok isim idam edildi. Ama bu İran İslamilik endeksinde kendine ancak 125. sırada yer bulabildi.

Suudi Arabistan'ın durumu da çok farklı değil. İslam'ın -ukubat- başlığı altında toplanan tüm cezaları eksiksiz tatbik ediliyor. Her yıl onlarca insanın kellesi vuruluyor. Sadece 2019 yılında 184 kişi başı kesilerek idam edildi. Kısas orada da var, içki satışı yok, hırsızın kolu kesiliyor. Göze göz, dişe diş bir ceza tatbikatı söz konusu. Bir kaç yıl önce Ali el Kevahir isimli bir kişi 14 yaşındayken bir arkadaşını sırtından bıçaklayarak belden aşağısının felç olmasına neden olduğu için, mahkeme onun da -belden aşağısının- felç edilmesine karar vermişti. Kadınlar yüzleri-gözler hariç- ayakları görünmeyecek şekilde örtünmek zorundalar. Dikkat çekici-renkli- çarşaf giymeleri yasak. Cezalarla ilgili bu düzenlemelere rağmen İslamilik endeksinde S.Arabistan ancak 85. olabildi.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. Bir süre şeriat yasalarını uygulayan Sudan'ın durumu da farklı değil, Sudan endekste 153 ülke arasında 152. sırada yer alıyor.

İlk sıraları işgal eden Batı ülkelerinin hiçbirinde kısas yok, recm yok, hırsızın kolunu kesmek yok, örtünme mecburiyeti yok, içki yasağı yok ama hepsi de kendini İslam'la tanımlayan ülkelerden daha İslami bulunmuş. Demek ki sadece bunlarla İslami olunamıyor.

Burada din algımızı da ilgilendiren ciddi bir soru ve sorun karşımıza çıkıyor:

Kısasla, kol kesme ile, kırbaçla, ceza hukuku ile İslami olunmuyorsa neyle olunuyor?

 İslamiliğin ölçüsü gerçekte nedir veya ne olmalıdır?

Çünkü günümüzde İslam siyaseti peşinde koşanların ortak noktası şeriat istiyoruz başlığı altında kısas, recm, celde (sopa cezası), kol kesme gibi cezaların getirilmesini istemeleridir.Dini ukubata (cezaya) indirgeyen bu anlayış neredeyse İslamilik iddiası taşıyan hareketlerin tamamının ortak noktasıdır.Nitekim,IŞİD ve el Nusra gibi örgütler Suriye'de İslam'ı sadece ceza boyutu olan bir din gibi tatbik etmiş,hırsızın kolunu kesmiş, yüzlerce-binlerce insanı sudan sebeplerle katletmiş, kendilerine ram olmayan diğer Müslümanların kadınlarını,kızlarını köle veya cariye yapmıştı.

Hâlbuki din cezadan ibaret değildir. İslamilik sadece hangi suçlara hangi cezaların tatbik edileceği ile ölçülemez. İslamiliğin esas ölçüsü ahlaktır, kul hakkına riayettir, din ve vicdan hürriyetidir, rüşvet yememek, kamu malına tecavüz etmemektir. Devlet yönetiminde liyakati esas almak, parti, cemaat, yandaş kayırmacılığı yapmamaktır. İnsana saygıyı esas almak, her türlü zorbalığı reddetmektir. Dini yaşamada insanları kendi tercihleri ve özgür iradeleri ile baş başa bırakmaktır. Ceza İslam'ın bir rüknüdür lakin asla tamamı değildir. Bu cezaların bazı şartlarda askıya alınması yahut hafifletilmesi yönünde İslam tarihinde birçok örnek vardır. Kıtlık, yokluk, fukaralık, zaruret hallerinde Hz.Ömer hırsızlık cezalarını uygulamamıştır. Hz. peygamber, şüpheli durumlarda hadlerin düşürülmesini emretmiş, bir çıkış yolu bulunduğunda Müslüman'ın (suçlunun) serbest bırakılmasını, bir yöneticinin afta hata etmesinin cezada hata etmesinden daha hayırlı olduğunu belirtmiştir. Zina cezası uygulanan bir kişi kaçarken yakalanıp cezası infaz edilmiş, Hz.Peygamber, keşke bıraksaydınız kaçsaydı, demiştir.

Dini cezadan ibaret gören din algısı yüzünden, İslam dünyasında ahlak ikinci plana düşmüştür. Yukarıda örneği verilen ülkelerde en ağır cezalara rağmen rüşvetin, yolsuzluğun, yalanın, zorbalığın kol gezmesinin nedeni budur! Onun için sadece kol kesmekle, recm ve kısas uygulamakla İslami ülke ve toplum olunamıyor. Gerçekten İslami bir meselesi olanların önce bir ahlak davalarının olması gerekir. Toplumu çürüten, rüşvete, yolsuzluğa, israfa, İslam’ın katilden daha ağır bulduğu fitneye (kutuplaştırmaya),din kisveli baskıya, zorbalığa, denetim kabul etmeyen siyaset biçimine, kamu malına tecavüze, ihale fesadına, din ve vicdan hürriyetini kısıtlayan uygulamalara karşı çıkmaları gerekir. Aksi, müjdeleyici bir dini, bir zorbalık biçimi haline getirmek olur ki bu İslam'a en büyük kötülüktür.

YORUM EKLE