Dünya barışı için ticaret

Kur ve Ticaret  Savaşı iç içe

Küresel ticaret ile refah arasında çok yakın ilişki olduğunu belirten Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, "Ticaretin sürmesi, dünya barışı açısından çok önemli" dedi.

Altınbaş Üniversitesi'nde düzenlenen "Çarşamba Buluşmaları" toplantısında bu hafta küresel ticaret savaşlarının dünyada yol açabileceği gelişmeler ele alındı. “Ticaret Savaşlarının Geleceği: Tırmanma Ekonomik mi, Sıcak mı Olacak?” başlıklı toplantıda Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, Güzel Sanatlar ve Tasarım Fakültesi Dekanı, iktisatçı Prof. Dr. Emre Alkin ile Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mahfi Eğilmez birer konuşma yaptı.

Küresel Ticaret Refahı Arttırdı

Son çeyrek yüzyılda küresel ticarette yaşanan hızlı büyümeye dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, "1851’de küresel ticaret hacminin dünya küresel gayrisafi yurtiçi hasılasına oranı yüzde 5.51’di. Pandemiden önce bu oran yüzde 22 civarında seyrediyordu. Küresel ticaret 19. Yüzyıl’ın başından 1913’e, sabit fiyatlarla 40 kat artmıştı. O günden bu yana da yine sabit fiyatlarla 45 kat arttı” dedi. Prof. Dr. Han, günümüzde ihraç mallarının üretiminde kullanılan girdilerin yüzde 30’dan fazlasının, üretimin gerçekleştiği yerin dışındaki bir yerden geldiğini de kaydetti.

Çin’in hızla büyümesinin uluslararası sistemde dengesizlikler yarattığını, bunun üzerine Trump’ın seçilmesinin bazı insanları “Ticaret aslında iyi bir şey değilmiş” noktasına getirdiğini anlatan Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “Bugün ABD’de yeni başkan var ama Trump döneminde yükseltilen tarifeler yerlerinde duruyor. Bu elbette dünyanın güvenliğini de olumsuz etkileme potansiyeline sahip bir durum” dedi.

Ticaret ile ekonomik gelişme ve zenginleşme arasında çok sıkı bağ olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, “2013’te dünyada aşırı fakir insanların oranı yüzde 11’di. Bu oran 2020’de yüzde 7.9 oldu. Bu düşüş ticaret sayesinde gerçekleşti” diye konuştu.

Sermayenin dünyanın en ürkek kuşu olduğu benzetmesi yapan Han, “O yüzden güvenin sağlanması benim gördüğüm kadarıyla en önemli konudur. Güven de açık toplumlarda, demokrasiyle, dünyanın acılarına bigane kalmayan bir kalkınma anlayışıyla olur” dedi.

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, taraflar arasındaki gerilimlere rağmen sıcak bir savaş çıkmasının güç olduğunu belirterek, “Çin’in gücünü koruması, Amerika’nın refahının sürmesiyle yakından ilişkili. Ekonomiler birbiriyle iç içe geçmiş durumda” değerlendirmesi yaptı.

Prof. Dr. Ahmet Kasım Han, buna karşılık yaratılan refahın paylaştırılmaması ve işsizlikteki artışın dünyayı bir güvenlik krizine ve belki de savaşa sokabileceğini ifade ederek, “Ticaretin sürmesi, dünya barışı açısından çok önemli” diye konuştu. Ahmet Kasım Han, yaratılan refahın küçük bir kesimin elinde toplanarak aşağıya inmediğini, bunun paranın enflasyon yaratma kabiliyetini engellediğini de anlattı.

Prof. Dr. Emre Alkin de Batı ile Asya ülkelerinin ekonomilerinin iç içe geçmiş olduğunu vurgulayarak, “Çin ABD’ye yarım trilyon dolar, Avrupa’ya da 400 milyar dolar ihracat yapıyor. Bundan vazgeçmek kolay değil. Öte yandan 51 bin Batı şirketinin Çin’de üretim merkezi var. Yani aslında ABD, Avrupa Birliği ile Çin mütemmim cüz gibi” dedi.

Pandemide arz ve tedarik güvenliğinin önem kazandığını belirten Prof. Dr. Emre Alkin, “Bu dönemde Çin’den tedarikin azalacağını söyleyenler oldu ama söyledikleri çıkmadı” diye konuştu.

Emtia fiyatlarında yaşanan hızlı artışa da dikkat çeken Prof. Dr. Emre Alkin, “Buğday, mısır, soya fiyatları çok hızlı artıyor. 1929 Buhranı’nı iyi inceleyenler ABD’nin krize tarım fiyatlarındaki düşüşle girdiğini hatırlar. Bu seferde fiyatların yükselmesi ile başlayacak bir sıkıntıdan bahsediyoruz. Küresel bir çatışmanın ayak seslerini duymak için tarım emtiasına da bakmalıyız. Dünya ekonomisinde W gibi bir toparlanma küresel bir çalkantıya yol açabilir” uyarısı yaptı. Alkin, metal emtiasında da fiyatların yükseliş eğiliminde olduğuna dikkat çekti.

Prof. Dr. Emre Alkin’in dikkat çektiği bir başka sorun, gelişmiş ülkelerin kamu borcunda yaşanan artıştı. Prof. Dr. Emre Alkin, “IMF’ye göre kamu borcu gelişmiş ülkelerde bu hızla artarsa gelişmiş ülkelerin borcu 2050’de yüzde 441’i bulur. Bu, sürdürülebilir bir seviye değil” dedi.

2035 yılında dünya ve Türkiye ekonomisinin hangi noktada olacağına dair öngörüleri de paylaşan Prof. Dr. Emre Alkin, “IMF, Türkiye’nin milli gelirinin 2035 yılında 1.5 trilyon dolara çıkaracağını öngörüyor. İthalatımızın 380 milyar dolara, ihracatımızın ise 365 milyar dolara çıkması bekleniyor. 2035’te Türkiye’nin en çok ihracat yapan sektörleri otomotiv, kimyevi maddeler, hazır giyim makine ve aksamları ve mücevher olacak” dedi.

Alkin, kimyevi mamüller sektörünün 9.3 trilyon dolarlık büyüklüğüyle 2035’te dünyanın en büyük sektörü olacağını, elektrik elektronik ile otomotivin onu izleyeceğini de belirtti.

Kur ve Ticaret  Savaşı iç içe

Dr. Mahfi Eğilmez ise yaptığı konuşmada uluslararası ticaret ile uluslararası refah ve zenginleşme arasında çok güçlü bir ilişki olduğunu belirterek, “İkinci Dünya Savaşı sonrasında IMF ve Dünya Bankası, Bretton Woods Anlaşması ile ticari anlaşmazlıkların çatışmalara yol açmasını engellemek için kurulmuştu” hatırlatmasını yaptı.

Amerika’nın Trump ile geldiği noktaya şaşırmadığını belirten Eğilmez, “Ben iki kez ABD’de görev yaptım ve iki seferde de bu eğilimi gördüm. Amerika’da bazı mağazalarda, ‘Amerikan malı al’ ibaresi görürsünüz. Trump bu eğilimi kaşıdı. Bir de Çin son yıllarda büyük bir atak yaptı. Satın alma gücü paritesinde Amerika’yı geçti, yakında cari fiyatlarla da geçecek. Amerika dünyanın en büyük ekonomisi olmanın verdiği hegemonyayı bırakmak istemiyor” dedi.

ABD ile Çin arasında kur ve ticaret savaşının iç içe geçtiğini de vurgulayan Eğilmez, “Çin, Yuan’ı adeta sabit bir kur gibi yönetiyor. Amerika buna çok kızıyor. Şu anda kur savaşı ile ticaret savaşı iç içe gidiyor. Önümüzdeki dönemde kur ve ticaret savaşlarını görmeye devam edeceğiz” öngörüsünde bulundu.

Gelişmiş ülkelerin artan kamu borcunun dünya için önemli bir sorun olduğunu belirten Mahfi Eğilmez, “Geçmişte borçlu deyince akla Latin Amerika gelirdi. Amerika’nın gündeminde de hep Latin Amerika’nın borç sorunu vardı. O dönemde gelişmiş ülkeler çok borçlu değildi. Avrupa’da Maastricht Anlaşması’nın kamu borcu / GSYH kriteri yüzde 60’dı. Bugün ise bu kritere hiçbir gelişmiş ülke uymuyor” diye konuştu.

YORUM EKLE