Meral Akşener: Damat ekonominin 'e'sinden anlamıyor

Halk TV’de Şirin Payzın’ın sorularını yanıtlayan İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, gündeme ilişkin çarpıcı açıklamalarda bulunuyor.

banner311
Meral Akşener: Damat ekonominin 'e'sinden anlamıyor

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Halk TV ekranlarında gazeteci Şirin Payzın'ın sorularını cevaplıyor. 

İYİ Parti lideri Akşener'in açıklamalarından satır başları şu şekilde:

Şimdi önce şunu söyleyeyim, ben Ak Parti’nin iktidara geldiğinden beri bir tutumu var. Cumhuriyet değerleri ve Atatürk’e karşı, pek çok noktada geri adım attılar, tutum değiştirdiler ancak tek bir noktada tutumları aynı. O da milli bayramlara karşı.

"YÖNETİCİ KİTLELERİN, CUMHURİYET VE ATATÜRK İLE İLGİLİ PROBLEMLERİ VAR"

Yönetici kitlelerin, Cumhuriyet ve Atatürk ile ilgili problemleri var. Son dönemde muhalefet ve siyasetçilere ayar verme görevini atanmışlar aldı. Muhalefet partilerinin tutumlarına ilişkin cevapları devlet memurları ve atanmışlar veremez. Siyasetçinin muhattabı, siyasetçidir. Ak Parti, vesayetleri dele dele geldi. Haklı oldukları noktalar vardı ancak vesayet döneminde bile atanmışlar, siyasetçilere ayar verme görevine sahip olamazdı. 

"ATATÜRK’ÜN KARŞISINA ABDÜLHAMİD HAN, CUMHURİYET’İN KARŞISINA OSMANLI DEVİ ÇIKARILDI"

Ak Parti’yi yönetenler, iş başına geçtikten sonra Atatürk’ün karşısına Abdülhamid Han, Cumhuriyet’in karşısına Osmanlı devi çıkarıldı. Daha sonra Alpaslan, Selçuklu bunlar bizim. Cumhuriyet bizim, Abdülhamid Han bizim, Atatürk bizim ve Cumhuriyet bizim. Türk tarihi birbirinden ayrılamaz. Bu ayrılıkları artırmak yerine, birbirimiz ile uyuşmayan alanlarımızı önce geçmiş sabiteleri sebebiyle daha sonra da çok konforlu bir alan olması nedeniyle, seçmenin ihtiyaçlarını ve taleplerini, vatandaşın gerçek problemlerinin üstünü örten bir şal aldı. Seçmen velinimet olmaktan çıktı, değerler üzerinden çatıştırma stratejisi oldu. Biz, çatışmadan çok, birlikteliklerimiz var.

"ANDIMIZDAN KİM RAHATSIZLIK DUYAR" 

Çok istikrarlı oldukları, değişmedikleri tek alan burasıdır. 

Cumhur İttifakı sadece AKP, MHP ortaklığı değil. Doğu Perinçek de bu ittifakın içerisinde. Cumhur İttifakı’nda 3 bileşeni ortaya koyduğunuz zaman, küçük ortaklar, kendi partilerini savunmadıkları kadar büyük ortağın haklarını savunuyorlar. Dolayısıyla kurumsal yapılarını korumuyorlar. Sayın Erdoğan, Türk milliyetçiliğini ayaklar altına aldığını söyledi. Ben dahil o dönem çok tepki göstermiştik. Biliyorsunuz, Ayasofya Danıştay kararı ile açıldı, aynı Danıştay andımız ile ilgili bir karar da verdi. Andımızdan kim rahatsızlık duyar. Burada sadece Bahçeli’den değil, Doğu Perinçek’ten de bahsetmek istiyorum. 

Türk milliyetçiliği geleneği, 30 Ağustos’u da Kurban Bayramı’nı da kendisinin gibi kabul eder. Dini bayram ile milli bayramı karşı karşıya getirmez.

"TÜRK TARİHİ BİR BÜTÜNDÜR" 

İsmail Kafesoğlu hocamızın çok önemli bir iddiası vardı ve bu iddia tüm dünyada kabul edilmişti. Bozkır kültürü dediğiniz zaman, medeniyet başlangıcını aldığınız zaman bizim tarihimiz, Anadolu’ya girişle de değil. Kendisini Türk milliyetçisi olarak kabul eden, Mete Han’ın ordusunu da kabul eder. Bugün, Ak Partili yöneticilerin içinden geldiği gelenekse İslam’dan sonrasını öne çıkarır. Ancak tarih, süreklilik arz eden bir bilim dalıdır.

Ak Parti’ye oy veren kitlenin de bunlardan çok rahatsız olduğuna inanıyorum. Dini hayat üzerinden tanımlayın, giyimden kuşamdan tanımlarsak. Türkiye’de yanlış yok değil, üniversiteye giden kızlarımızın başı açılmak istendi, biz başı açıklar olarak buna karşı çıktı. Şimdi, barışmayı sağlamanız gerekirken, ayrışmayı sağlarsanız, çok kolay oy alabiliyorsunuz. 

"VATANDAŞIN DERDİ ÇOK FARKLI" 

Vatandaşın gerçek derdi çok farklı. Ben pandemiden bu yana gezdim. Biden’i kimse sormadı bana, hilafeti de sormadılar. Vatandaşın derdi işsizlik. Suni gündem bu saydıklarımız. Vatandaşın, yukarıda oluşturulan suni gündemle ilgisi yok. Bana şöyle diyorlar, farklı bir muhalefet anlayışınız var, devam edin. Ben Üsküdar’da ikamet ediyorum, Üsküdar’a gittik. Burada esnaf dernek başkanı var, bize dedi ki biz sizinle toplantı yapmak istiyorum. Biz esnaf gezisi yaptığımız zaman, hem sorunu söylüyoruz hem de sorununun nasıl çözülmesi gerektiğini söylüyoruz. 

ESNAF ZİYARETLERİ

Tamamen ilk çıkışım, şöyle oldu. Sayın Kılıçdaroğlu ve partisine FETÖ’cü dendi, Kılıçdaroğlu da hayır değiliz dediler. Gazeteciler bana döndü ve dedi ki, siz ne diyorsunuz. Ben de dedim ki, beni ilgilendiren bir durum yok. Ben sadece esnaf gezmiyorum, çiftçilerle, kadınlarla, işsiz çocuğu olan annelerle konuşuyoruz ve yüzde 70 Ak Parti’nin oy aldığı yerlerde geziyoruz. Pandemi de var ama Allah korusun diye yola çıktık. Herkes yoruldu. Aslında yapmaya çalıştığımız şey şu. Cumhurbaşkanlığı konusuna gelince elbette Cumhurbaşkanı olmak isterim ama Cumhurbaşkanlığı konusuna gelinceye kadar çok zaman var. Sonuçta Millet İttifakı diye bir kavram var be biz onun parçasıyız. Sonuç itibariyle o, karşılıklı konuşulacak bir durum var.

"CUMHURBAŞKANI OLACAĞIM DİYE TÜRKİYE'NİN KADERİ İLE OYNAMAYACAĞIM"

Cumhurbaşkanı olacağım diye Türkiye’nin geleceği ile oynamayacağım. Sayın Erdoğan sokaktan gelmediği için, o dönemin gençlerinden olmadığı için Ayasofya’yı bilen ve hatırlayan en genci benim. Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda kaç kere eyleme katıldım. Ancak 80’den sonra doğal olarak talepleri değişti. Daha da ilginci, Hristiyan dünyasında benim yaşımdakiler bilir. Ancak, orada da yeni nesile sorunca, “ne” derler.

Atatürk bugün Ak Parti’ye oy veren, MHP’ye CHP’ye oy veren, İYİ Parti’ye oy veren, Vatan Partisi’ne oy veren seçmenin de bugün artık kurucu lider olarak kabul edilip, sövülmesine vicdani olarak tepki gösteren bir toplum. Atatürk, öksürse hata ve kusur kabul edildiği, çok çirkin bir dille eleştirildiği… Vefat eden ve tarihçi diyen, “Yunan galip gelse daha iyiydi” diyenlerin tezahürü olan az sayıda insan var. Bunlardan biri de Diyanet İşleri Başkanı. Çünkü Diyanet İşleri’ni kuran Atatürk. Ben Diyanet İşleri Başkanı değil, Ali Erbaş demek istiyorum. Diyanet İşleri’ni Atatürk kurdu. Ben, Fransa’nın kurucu liderine söven bir Fransız görmedim. Hakaret eden, iftira edeni görmedim. Eleştirilmez mi tabii ki ancak eleştiriyi de tarihçiler yapar, ben tarihçiyim ancak günü koşullarına göre de bakmak zorundasınız.  

"ORTA SINIF GİTTİKÇE ERİYOR"

Orta sınıf gittikçe eriyor. Yani bu ne demek. Sayın Erdoğan’ın dili ile büyüdük ancak 2002’de 6 dolar milyarderimiz varken, 30 dolar milyarderine çıkmış. Bir taraf fakirleşmiş, bir taraf zenginleşmiş. Bir ülkenin bel kemiği, sizin benim gibi insanlardır. Çünkü kirasını verir, çocuğunu okutmaya çalışır. Dolayısıyla kültürel tüketim de yapar. Bu orta sınıf denilen kitleyi, çok erittiler ve yoksul, zengin diye ayrıldı. Bu esnaf kardeşim, çalışıyor. Aldığı para asgari ücret. Bir ilçede oturuyor ve evi kiraymış. 600 lira kira verse, 2 çocuğu okutuyor olsa.

Şimdi böyle bir durumda, biraz okuyup yazan buna itiraz eder. Şimdi, ben Cumhuriyet’in tanımını 15 yıl boyunca anlattım. Cumhuriyet rejimi hep böyle anlattım. Sınıflar arası geçirgenliğin en az olduğu rejimdir. Ben İzmit’in küçük bir köyünde doğdum. Sınıfları birleştirerek okudum. O dönemde, benim gibi okumak isteyen çocukları, öğretmenlerimiz yönlendirirdi. Test kitabı yok, hiçbir şey yok. Ben İstanbul Üniversitesi’ni kazandım, daha sonra lise öğretmeni oldum. Cumhuriyet’in geçirgenliği, beni öğretmen yaptı. YÖK’e herkes bağırıyor ama YÖK, sınavı getirerek iyi bir iş yaptı. O zaman, tanıdıkların çocukları alınırdı. Mülakat sonucunda, bu çocuk bu işi yapabilir mi sorusu soruldu.

Benim kocam da üniversite mezunu. Oğlum ve onun çocukları da üniversite mezunu olursa, burjuva olacaklar. İşte Cumhuriyet bu fırsatı verdi bize. Bugün İstanbul’da devlet okulları çökmüş durumda. Eğitimde müthiş bir pahalılık var. Bir anne, baba ikisi birden çalışıyorsa, yani benim ve eşim gibi bir durumdaysa, o zaman bile ben İzmit’in okulu vardı. Benim oğlum, Galatasaray Lisesi’ni kazandı. Onun oğlu, babasının okulunu kazanabilir mi bilmiyorum.

Bu sınav sistemi ile çocukların umudunun yok edilmesi ile torunumun bu okulu kazanacağını düşünmüyorum. 

2360 lira maaş alan bir insan, ortalama bir peyniri de 80 liraya, iki çocuklu bir aile, karısı da çalışmıyorsa nasıl geçinecek.

"SARAY DİYE BİR KAVRAMIN İÇİNE GİRERSENİZ; SARAY, PARALEL BİR EVREN YARATIR"

Şimdi, sayın Erdoğan ve damadı elbette harika bir hayat yaşadıkları için onlara dünya güzel. Orada bir sorunları yok ama garibanların durumu felaket. Onların bu durumu anlaması mümkün değil. Bakın, Şirin hanım. Siz Saray diye bir kavramın içine girerseniz, Saray, paralel bir evren yaratır.

Dolayısıyla şu anda Türkiye’de saray rejiminin getirdiği bir durum var. Ayrı bir bürokrasi. Saray’daki şube müdürlerinin, milletvekillerinin telefonlarına çıkmadıkları bir düzene gidiyoruz. Saray rejiminde, ne duymak isterse onun duyduğu bir sistemdir.

Saray rejimi farklı bir durum ortaya çıkarır. Şimdi gelelim, damat bakan. Damat bakanı, Enerji Bakanlığı döneminde biz bu kadar eleştirmedik ancak sadece Cumhurbaşkanı’nın damadı ve işini iyi yapmaması var. Ekonominin e’sinden anlamayan ve empatiden yoksun bir arkadaş.

Empatiden yoksun, insanların hangi acıları çektiğini anlamayan bir insan var. Ekonominin e’sinden anlamayan bir insanı orada oturması, hem nepotizmdir hem de iş bilmemektir. Genellikle daha okumuş yazmış ve kendisini kanaat önderi olarak öne çıkan insanlar bizi eleştiriyor. Tayyip beyi eleştirmek, yürek ister. Kanaat önderi ve kendisini muhalif durumda konumlandırmış insanlar, Kılıçdaroğlu’na, Davutoğlu’na, Babancan’a kızmak daha kolay, çünkü bedeli yok.

Bugün, vatandaşa giden ve kap ı kapı gezen tek kişi benim. Pandemi olduğunda, bizim ortaya koyduğumuz öneri paketi ortaya konulsaydı, belki de esnaf bu kadar kötü durumda olmayacaktı. Biz dedik ki, tüketimi teşvik etmek lazım. Maaşı olmayan insanların eline 500 lira para verilmesi gerekiyor demiştik. Türkiye zaten bu sürece çok kırılgan yakalandı. Bizim ekonomimiz evet büyüme üzerine gitti ancak kalkınmayı yanına koymadılar. Kalkınma olmayınca, beton veya borsa üzerinden dönen sistem, bu yükselme vatandaşa yansımadı. Vatandaşa yansımayınca da üretimden düştük, sanayiden düştük, tarımdan düştük.

İYİ Parti olmasaydı, nasıl bir Türkiye’de yaşasaydık. İYİ Parti olmasaydı, İstanbul’u Ankara’yı nasıl kazanacaktık. İYİ Parti, adaleti, hukuku, şeffaflığı ön plana koymak. Bir kadının eve giderken, kadının korkmamasını sağlamak. İşte ilk kadınların çıkarılmaması, günlük ihtiyaçların karşılanması noktasında vatandaşların eşit konumda olması için mücadele ediyoruz. Bunların düzeltilmesi gerektiğini vatandaş biliyor. İYİ Parti kurulmamış olsaydı, bugün yeni partiler kurulabilir miydi? İYİ Parti olmasaydı, MHP ve Ak Parti ittifakı ile karşılaşır mıydık? Benim genel başkan olarak verilere dayalı bir çalışma sistemim var. Bekir Ağırdır ile de gençleri çalışıyoruz. Z kuşağını ve kadınları araştırıyoruz.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.