"Ver 100 milyonu, Mustafa görsün işini"

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu dikkat çeken bir yazı kaleme aldı.

"Ver 100 milyonu, Mustafa görsün işini"

Cumhuriyet yazarı Barış Terkoğlu, "Ver 100 milyonu, Mustafa görsün işini"

başlığıyla kaleme aldığı yazısında önemli bilgiler paylaştı.

İşte o yazı:

Gölgeler dünyasında yaşıyoruz. Kimi uzun kimi kısa… Ağaçların olduğu gibi insanların da gölgesi var. Bazen yere vuranı anlatarak gerçeği tarif ediyoruz.

Hem Cendere’de hem de bu köşede o ses kaydının hikâyesini anlatmıştım. Hepimizin evinde mutfak eşyaları olan Fransız T. firması ile Türk alacaklıları arasında oluşan hukuki ihtilafı ilgilendiriyordu. Kriz büyüyünce Cumhurbaşkanı’na yakınlığını kullanan “becerikli bir avukat” devreye girmişti. T. şirketinin meşhur avukatı K.S. ve T. şirketinin o dönemki CEO’su M.K. ile yargının önemli isimlerini buluşturmuştu. İstinaf dosyalarına bakan yargı mensubu H.K. ve Adalet Komisyonu’nda görev yapan üst düzey yargı mensubu B.A. ile bir toplantı yapmışlardı. “Becerikli avukat”ın öncülüğünde hep birlikte T. şirketini kurtarmak için yol aramışlardı.

Ne ortam dinlemesi ne gizli saklı işler…

Her şeyin ortaya çıkması içlerinden birinin aldığı ses kaydıyla ortaya çıktı. Toplantıya katılan T. şirketinin CEO’su, bizzat kendi telefonuyla “bu tür” görüşmeleri kayda alıyor, sonra da notlar çıkararak şirketine rapor ediyordu. Ancak şirket içi kavgalar o kaydın adliye koridorlarına taşmasına neden oldu. Bu sayede öğrendik. Meğer kimi hâkimler ile kimi kritik davalar için toplantı yapılıyor, nasıl karar verileceği konuşuluyordu.

Cendere’de de bu köşede de ses kaydına yer vermedik. Hatta kayıttaki kişilerin adlarını da yazmadık. Ama son dönem yargının nasıl işlere bulaştığının resmi olarak, “aslında ne oluyor”u anlattık.

Yazdık, ortaya çıktılar

“Yerli ve milli” lafını ağzından düşürmeyenler; iş paraya gelince Türk şirketlere karşı, Türk ekonomisini batıracak kararları almak için elbirliğiyle çalışıyordu. “Aç yok” diyorlar ya, “milyonlar” deyince evlerine ekmek götürenleri değil, başka bir şey anlıyorlardı.

Bazen “Yazıyorsunuz da ne oluyor” diyorlar. Oysa yazmak tutkulu bir yol. Harflerle kurulmuş o taş, vitrini çatlatıyor. Camlar yıkılınca gerçeğin kendisi dokunulabilir oluyor.

Önce çatlatıyor, sonra da kırıyor…

Dün, belki bazı yayın organlarında okudunuz. Cendere kitabının ve Cumhuriyet gazetesinde yer alan haber ve yazıların ardından 3 Türk şirketi ortaya çıktı. “O ses kayıtlarında konuşulan davada, Fransız şirketini kurtarmak için bizim hakkımız yendi” dediler. Hâkimleri HSK ve Yargıtay’a, işi takip eden avukatları ve şirket yöneticilerini savcılığa şikâyet ettiler. Avukatların görev dışına taşan işlerini de baroya taşıdılar. En önemlisi, verdikleri dilekçelerde bizim yapmadığımız bir şeyi yaptılar. Yargıyı etkileyen o toplantının kayıtlarını, içeriğini, görüşmedeki isimleri kurumlara sundular.

Ses kaydında neler var?

Dün resmi kurumlardaki o dosyaları alıp okudum…

Ne mi gördüm?

“Becerikli avukat”ın, kurtaracağı şirket yetkililerine, yüksek yargının önünde dönüp şunu diyebildiğini:

“Şimdi bu Hilmi Bey’deki dosya çıkarsa, biterse bitiyor değil mi sizin, rahatlıyorsunuz ve emsal olarak da kullanıyorsunuz. Ondan sonra daraldığınız yerlerde biz tekrar müdahale ederiz.”

İki avukatın hâkimlerin önünde şunu konuştuğunu:

“- Yargıtay’daki 2 tane karar bizim aleyhimize, istinaf mahkemesinde olan 3 tane karar bizim lehimize.

- Hıııı.. Yargıtay’daki aleyhinize. Orada da lehinize gelmesi lazım.

- Onların lehimize gelmesi lazım çünkü onlarda orada yazan, o gerekçeli karar içerisinde çok talihsiz ibareler var. Onları kullanabilirler aleyhimize.”

Tehdit bile var... Türk şirketlerinin avukatlarının işlerini bitireceklerini, koca hâkimin önünde “becerikli avukat” şöyle ima ediyor:

“(Avukat) M.B’yi biz şey yapıcaz inşallah! Mesleki kariyerine katkı sağlayacağız!”

Verirsiniz Mustafa’ya 100 milyon

En aklımın almadığı yer ise yaptıkları para esprileri:

“Becerikli avukat: Avukat Mustafa’ya (kendinden bahsediyor) verirsiniz 100 milyon lira, o kalan kısmı halleder. (Gülüşmeler)

Hâkim H.K.: Tabii halleder (Gülüşmeler).”

İşin ayağa düşmesinin bu kadar olduğunu sanmayın…

“Becerikli avukat” etkiledikleri başka davaları anlatırken “işlerin nasıl yürüdüğünü” anlatıyor, hâkim üstüne de espri yapıyor:

“‘Becerikli avukat’: Ben şey yapıcam. Siz 22’dekini (Mahkemeyi kastediyor) halledin. 20’yle ilgili sorun çıkmaması için onu da ben yukarıdan arattıracağım. Çünkü o kadının daha önce biz şeyini biliyoruz. (Mahkeme başkanı F.A’dan bahsediyor.) Bu UZEL dosyasında Mehmet Durum’un ve ekibinin baskısına yenik düştü. Yerel mahkemeden çıkmış ve ilk kendi verdiği kararı geri adım attı orada çünkü Ali Kibarların takip ettiği büyük paraların döndüğü bir dosyaydı. Bize de dışarıdan geldi. Bize de dediler ki ‘bak burada müdahale edilecek’. Hatta kadın isyan etmişti, şey dedi, ‘Yaa Aydın’daki bir savcı bile bu dosya için arıyor’ demişti. Herkes şey yapıyor. Ülkücü ekip onu takip ediyor o dosyayı. Tabii değer çok yüksek. O da 850 milyon gibi bir paradan bahsediliyor falan filan. Neyse bu icralar sıkıntılı iş, hayatımda hiç icra işi yapmadım başkanım.

Hâkim B.A.: Mustafa başkaları yapıyor, sen yine uğraşıyorsun! (Kahkahalar)”

Fransız problem istemiyor

Vatana ihanet sadece askeri sırları alıp satmakla olur sanmayın. Adalet milletin değeridir. Adalet milletin kazancıdır. Siz adaletinizi pazarlıyorsanız…

Kitabı yazarken bilmiyorduk. O toplantıya katılan bir isim daha var. O da Fransız T. şirketinin Fransız CEO’su. Konuşmalara katılmayan CEO şu kadarını söylüyor:

“O zaman problem istemiyorum!”

Hepsi birden “inşallah” yanıtını veriyor. Konu para olunca Allah’ın adı, Fransız şirketinin önüne Türk şirketlerin varlığını sermek için aracı ediliyor. Merak ettiğim, Fransız şirketler kendi ülkelerinde de hukuku böyle mi işletiyor?

Toplantı bitip otoparka geldiklerinde “becerikli avukat”, “don’t worry (endişe etme)” diyor Fransız CEO’ya. “Veririm bir Yargıtay üyesine, irtibatlandırırım gider konuşursunuz” diye tamamlıyor.

Uzatmayayım…

Bizzat kendilerinin aldıkları kayıtlarda yer alan yukarıdaki ifadeleri HSK’deki, Yargıtay’daki, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndaki, barodaki dosyalardan aldım. Gizlisi saklısı kalmadı. Artık o konuşmalar, o görüşmeler, hukuka değer biçilen o hikâye, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarında.

“Yargı reformu” diye yatıp kalkanlar gereğini yapacaklar mı? Yoksa yargı için satılık ilanı mı verecekler? Her yen kendi kırık kolunu örtüyor ya… Her konuda konuşan barolar, kendi içlerindeki avukatların karıştığı akçeli işler için hâlâ susacaklar mı? Yoksa gereğini yapacaklar mı?

Biz kitapta gölgeleri anlatmıştık. Biz yazıda gölgeyi tanımlamıştık. Biz haberde gölgelerin dünyasına girmiştik. Ortaya çıkan Türk şirketler sureti açıkladı. Yetmedi, aslını Türk yargısına teslim etti.

Biz vitrini çatlattık. Sıra sizde!

Güncelleme Tarihi: 17 Aralık 2020, 10:00
YORUM EKLE