AB'nin gözünden Türkiye: Demokrasi engelini aşmak mümkün mü?
AB'nin 2025 Türkiye Raporu, demokrasi ve yargıdaki endişeleri vurguluyor; dış politikadaki aktif rol ise dikkat çekici.

Avrupa Birliği Komisyonu, 2025 Genişleme Paketi kapsamında Türkiye Raporu'nu kamuoyuyla paylaştı. Raporda, seçilmiş muhalefet belediye başkanlarının yargılanması ve bazılarının yerine kayyum atanmasıyla yerel demokrasinin zayıfladığı belirtiliyor. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bazı kararlarının uygulanmaması ve mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarını reddetmesi, yargı sisteminin bütünlüğünü zedelediği ifade ediliyor. Türkiye'nin giderek daha aktif bir dış politika izlediği, özellikle Suriye, Ukrayna, Gazze ve Güney Kafkasya'daki gelişmelerle bağlantılı olarak bölgesel rolünün arttığı vurgulanıyor.
AB'NİN ENDİŞELİ DEĞERLENDIRMELERI
Raporun giriş bölümünde, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin 2018'den beri askıda olduğu ve AB'nin demokratik standartlar, hukukun üstünlüğü ile temel haklara saygıda yaşanan kötüleşmeye ilişkin endişelerinin giderilmediği belirtiliyor. 2025 başından itibaren muhalefet üyeleri, siyasi aktivistler ve gazetecilere yönelik tutuklamaların, yargı bağımsızlığı konusundaki şüpheleri artırdığı ifade ediliyor. Ekonomik açıdan, Türkiye'nin AB ile ticaret hacminin 210 milyar Euro'yu aşması ve Suriyeli mültecilere ev sahipliği yapması gibi olumlu yönler olsa da, dış politika uyumunda ilerleme olmadığı kaydediliyor. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerin iyileşmeye başladığı, ancak Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanımama ve iki devletli çözüm savunmasının devam ettiği not ediliyor. Raporda, yargı alanındaki gerileme, yolsuzlukla mücadeledeki eksiklikler ve insan haklarındaki kötüleşme detaylı bir şekilde ele alınıyor. Özellikle, terörle mücadele mevzuatının Avrupa standartlarıyla uyumsuz olması ve AİHM kararlarının uygulanmaması gibi konular, AB'nin tavsiyeleri arasında yer alıyor.
YARGI VE İNSAN HAKLARI SORUNLARI
Yargının yürütmenin kontrolü altında olması, kararların tarafsızlığını sorgulatıyor ve kamu güvenini düşürüyor. İnsan hakları alanında, gazeteciler ve muhaliflere yönelik baskılar yoğunlaşırken, AİHM'in 69 kararının Türkiye aleyhine olması ve 205 davanın Bakanlar Komitesi'nde devam etmesi, uyum ihtiyacını ortaya koyuyor. Din özgürlüğü konusunda da, gayrimüslim toplulukların tüzel kişilik eksikliği hala çözülmemiş durumda.
