Hakan Atilla sessizliğini bozdu: Muammer Güler, Zafer Çağlayan ve Egemen bağış hakkında açıklama
Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, "Zarrab'ın verdiği paraların rüşvet olup olmadığını bilmiyorum. Muhatapları (eski bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler ve Egemen Bağış) bu konuda açıklama yapmadı" dedi.

Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, ABD’deki yargılanma süreci ve sonrasında yaşananlara dair sessizliğini bozdu. Atilla, kendisinin "günah keçisi" ilan edildiğini savunurken, hem banka yönetimini hem de Ankara’daki karar vericileri sert bir dille eleştirdi.
"Reza Zarrab Benden Daha Muteber"
Hakan Atilla, Türkiye’nin Reza Zarrab’a yönelik tutumu ile kendisine verilen değeri kıyaslayarak sitem dolu ifadeler kullandı. Zarrab’ın Türkiye’de kendisinden daha fazla itibar göreceğini iddia eden Atilla şunları söyledi:
"Zarrab yarın Türkiye’ye dönse benden daha muteber olacağı kesin. Suçsuz olduğumu bilmelerine rağmen kendilerini korumak için beni ateşe atanların hiçbirine hakkımı helal etmiyorum."
Atilla, Türkiye'nin "ajanlık" ile suçladığı Zarrab’ın mal varlığını iade etmeyi kabul ettiğini ancak kendisi için benzer bir hukuki girişimde bulunulmadığını vurguladı.
Ankara’ya "Engelleme" Suçlaması
Yargılama sürecinde yalnız bırakıldığını belirten Atilla, Halkbank personelinin tanıklık yapmasının engellendiğini iddia etti. Sürecin yönetimindeki zafiyetlere dikkat çeken Atilla, şu noktalara değindi:
Tanıklık Engeli: "Ankara, Halkbank personelinin tanıklık yapmasına müsaade etmedi, hükümet içinden birileri engelledi."
Vizyonsuzluk: "Banka ilk başlarda olayın idrakine varamadı, vizyonsuzluk baskın geldi. Bu yüzden tüm süreç benim üzerimden yürüdü."
Hukuki Talep Eksikliği: "Türkiye, bizimle ilgili suçlamaların düşürülmesini talep etmeliydi."
"Hamaney ile Aynı Şemaya Koydular"
ABD yargı sisteminin kendisini başlangıçta "beyin takımında" gösterdiğini ifade eden Atilla, mahkemedeki trajikomik şemayı şu sözlerle anlattı:
"Mahkemenin başında benim fotoğrafımı şemada İran’ı yönetenlerle aynı yere koyup bütün sistemin 'mastermind'ı olarak lanse ettiler. Ekip arkadaşım Ali Hamaney’di! Hamaney, Rafsancani ve ben... Ama mahkemenin sonunda pozisyonum 'çarkın dişlisindeki küçük bir taş' noktasına geldi."
“Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri’nin bir belli konularda mutabakata vardığını tahmin ediyorum tabii ki. Açıkçası Türkiye’nin, Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısında kaçırdığı İsrailli rehinelerin bırakılmasındaki katkılarından dolayı Halkbank davasını düşürdüklerini düşünmüyorum. Ama tabii anlaşmanın detayına vakıf olma şansımız olmadığı için ancak tahmin yürütüyoruz. Muhtemeldir ki başka konularda anlaşmaya vardılar. Zamanlaması tam savaşın başladığı güne denk gelmiş olabilir ama benim de tahminim yani bu noktaya en az beş altı aylık bir sürecin sonunda gelindiği yönünde.”
Atilla davanın başlangıcını şöyle anlattı:
“Bu dava ilk başta biliyorsunuz Reza Zarrab’ın Amerika’ya yaptığı bir seyahatle başladı. Zaten hakkında tutuklama kararı verilmiş, hakkında soruşturma olan birinin Amerika’ya ayak bastığında tutuklanması icap ederdi, öyle de oldu. Tutuklandığındaki iddianamede Halkbank’la ilgili tek bir kelime yoktu. Bir sürü sanık vardı, hepsi kendi iş ortaklarıydı. Dubai’deki bir sürü banka var, diğer iş yapılan başka taraflar var ama Halkbank’la ilgili tek kelime yok. Yani Reza Zarrab tutuklandığında Halkbank’la ilgili bir konu gündemde değildi.
Ben de zaten Reza Zarrab tutuklandıktan sonra ilk kez Amerika’ya gitmiyordum tutuklandığımda. Daha önce de gitmiştim ve hiçbir sorunla karşılaşmamıştım. Tutuklandığımda ise şunu anladım; aradan geçen sürede, yani Zarrab tutuklandıktan sonra, Yahudi organizasyonları FBI ile iş tutarak bu işi Halkbank’a çevirmeye başlamış. Hedef bu haline gelmiş. Plan ise şuydu bence; beni tutuklayıp benim üzerimden bankayla ilgili belli bilgileri alacaklardı, böylece davanın Halkbank davasına dönüşmesi kolaylaşacaktı.”
Atilla, Halkbank’ın İran ile olan ticaretinin yıllardır şeffaf olduğunu, ancak Reza Zarrab’ın rüşvet iddialarının davanın seyrini tamamen değiştirdiğini savundu.
"Halkbank Zaten Şeffaf Ticaret Yapıyordu"
Atilla, bankanın İran ile yürüttüğü faaliyetlerin gizli saklı olmadığını, aksine Amerikan makamlarıyla paylaşıldığını belirtti. Halkbank’ın kurumsal duruşunu şu sözlerle savundu:
"Halkbank, yaptığı ticaretin detayını hem Amerikan Hazinesi ile hem de OFAC yetkilileriyle senede bir iki kez paylaşıyordu. Yani Halkbank’ın İran ticareti ABD için sürpriz ya da sorun değildi."
Zarrab’ın Para Trafiği "Suç" Algısını Yarattı
Röportajda yöneltilen "Üç bakanla ilgili rüşvet iddiaları olmasaydı dava bu noktaya gelir miydi?" (Zafer Çağlayan, Muammer Güler ve Egemen Bağış) sorusuna yanıt veren Atilla, savcılığın bu iddiaları ana argüman haline getirdiğini ifade etti. Atilla'ya göre, Zarrab’ın iddia ettiği para trafiği, meşru bir ticareti gayrimeşru bir operasyon gibi gösterdi.
Atilla’nın açıklamalarındaki kilit noktalar:
Muhataplar Sessiz: "Zarrab'ın verdiği paraların rüşvet olup olmadığını bilmiyorum. Muhatapları (eski bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler ve Egemen Bağış) bu konuda açıklama yapmadı, izah etmesi gereken onlardır."
Savcılığın Kozu: "Savcılık davayı; 'Yanlış bir şey yapılıyordu ki Zarrab bunu halletmek için bu paraları ödedi' diye lanse etti."
Sürpriz Olan Tek Şey: "Dava açıldığında tek sürpriz, Zarrab'ın birilerine menfaat temin ettiği ve bankanın bunu göz ardı ettiği iddiasıydı."
T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuşan Hakan Atilla’nın röportajının devamı şöyle:
-Zarrab’ın ticaretinden menfaat elde ettiği düşünülen kişilerden biri de sizin o dönemki Genel Müdürünüz Süleyman Aslan’dı ki Aralık 2013’te evindeki aramada ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon doların “rüşvet” olduğu iddia edilmişti. Gerçi dava düştü ve paralar kendisine iade edildi ama ABD’deki davada Aslan gıyapta yargılanan kişilerden biri oldu. Siz belki Zarrab’ın çevirdiği işlerle ilgili bilgi sahibi değildiniz ama mesela Süleyman Aslan da mı bilmiyordu?
Ben bu bilgiye haiz değilim ama şunu söylemem gerekiyor; bir müşterinin bankayla ilişkisi sadece genel müdürün veya bir bakanın talimatıyla şekillenmiyor. Altta şube bazında, genel müdür bazında, bölge bazında yapılan operasyonel bir sürü iş var. Yani böyle bir talimat verecekseniz düzinelerce insanı bu işin içine organize etmeniz gerekir. Şube seviyesinden başlayarak yukarıya doğru gelen bir iş trafiği var. Bu kadar insanın elinden geçen işlemleri, herkes yanlış olduğunu bilip de ses çıkarmayarak yapmış ve menfaat temin etmiş olsa bu zaten bankada bilinir.
“Zarrab işe başlarken anlattığı şeylerin dışında evraklar sunmaya başlayınca uyardık”
-Bankacılık prosedürleriyle ilgili özel bir bilgim yok ama mahkemede sizin Zarrab ile yaptığınız telefon konuşmasının kaydı dinletilirken şunu gözlemledim. Siz Zarrab’ın Dubai’den İran’a göndereceği gemilerin konşimentolarındaki tuhaflıkla ilgili Zarrab’ı uyarıyorsunuz. Sanki usulsüzlüğün farkındasınız…
İzleniminiz kısmen doğru. Müşteri yaptığı işleri beyan ediyor. Banka, gümrük muhafaza memuru değil ki yapılan işlemlerin gümrük bacağını incelesin. Banka sadece işlemlerin evraklarını karşı tarafa iletir, görevi budur. Sizin hatırlattığınız görüşmede ben bankanın kendi prosedürünü tamamlaması için gereken eksik evrakı anlatıyorum. Zarrab, işe ilk başlarken bankaya anlattığı şeylerin dışında evraklar sunmaya başladı. Malı Dubai’nin bir limanından İran’ın bir limanına taşırken çok yakın mesafe olduğu için büyük yük gemilerini kullanmayacağını, küçük taşıma araçlarıyla götüreceğini söyledi. Dolayısıyla konşimento evraklarında eksikleri olabileceğini, çünkü küçük vasıtaların bu belgeleri düzenleyemediğini söyledi. Bankanın operasyon birimi de “Hangi belge varsa onu iletin” dedi. Fakat daha sonra operasyon biriminin bana ilettiğine göre Zarrab’ın sunduğu belgelerde daha büyük montanlı gemilerle, yani konşimento verebilen gemilerle bu işi yaptığı belirlendi. Dolayısıyla banka kendisine “Madem büyük gemilerle yapıyorsun, ona uygun konşimentolarını getir” dedi. Yani müşteriyi aslında yanlış bir şey yapmaktan kurtarmaya çalışıyordu banka.
-Ama işte bu dediğiniz tam da şunu teyit eden bir şey, değil mi; işin usulüne uygun yapılmadığını banka personeli olarak farkındasınız?
Tabii canım. Kendisine de söylüyoruz.
“Yukarıdan talimat olsa belki evrak bile sormayabilirlerdi”
-Bu durum da doğal olarak savcılığın şüphelendiği gibi “Demek ki yukarıdan bir talimat ve banka personeli işin yürümesi için gereken neyse onun yapılması için yardımcı olmaya çalışıyor” duygusu yaratıyor.

