İBB davasında savunma İmamoğlu’nun hakkı kısıtlandı: İktidarın kontrolündeki yargı, muhalefeti susturmak için zaman baskısı uyguluyor
İBB davasının 61. duruşmasında mahkeme, savunmaları 9 Temmuz’a kadar bitirmek isteyince İmamoğlu itiraz etti; CMK 203 ile salondan çıkarıldı. İktidarın yargıyı araçsallaştırarak muhalefeti susturma çabası, adil yargılanmayı bir kez daha hiçe saydı.

Habererk / Haber Analiz
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik “yolsuzluk ve suç örgütü” iddiasıyla görülen davanın 61. duruşması bugün Silivri’deki Marmara Kapalı Cezaevi yerleşkesinde gerginlik içinde başladı.
Mahkeme başkanı, savunmaların 9 Temmuz tarihine kadar tamamlanması yönünde takvim açıkladığında tutuklu sanık Ekrem İmamoğlu sert itirazlarda bulundu. İmamoğlu, bu aceleci takvimin savunma hakkını fiilen kısıtladığını belirterek, “Burada insanüstü bir gayretle hakkımızı, hukukumuzu savunma konusunda bir süreç yönetiliyor” dedi.
Tartışma tırmanınca mahkeme başkanı CMK 203’ü uygulayarak İmamoğlu’nu salondan çıkardı; jandarma devreye girdi, salon boşaltıldı ve duruşmaya ara verildi.
Bu olay, iktidarın siyasi rakiplerini yargı üzerinden etkisiz hale getirme stratejisinin en somut örneklerinden biri olarak kayda geçti. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun 15 aydan fazla süredir tutuklu bulunduğu dava, adil yargılanma ilkelerinin sistematik şekilde ihlal edildiği bir sürece dönüşmüş durumda.
DAVANIN ARKA PLANI: 19 MART 2025’TEN BUGÜNE “KUMPAS” İDDİASI
Soruşturma 19 Mart 2025’te başlatıldı. Aynı gün İmamoğlu gözaltına alındı, 23 Mart 2025’te tutuklandı. İddianame 3.739 sayfa; 402 şüpheliyi kapsıyor. İmamoğlu “Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü”nün kurucusu ve lideri olarak gösteriliyor. İddialar arasında rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurumlarını dolandırma gibi suçlar yer alıyor. Kamu zararı iddiası 160 milyar TL + 24 milyon dolar seviyesinde. İmamoğlu için istenen ceza 828 yıldan 2.352 yıla kadar çıkıyor.
Duruşmalar 9 Mart 2026’da başladı. Aradan geçen 4 ayda 61 celse görüldü. Bu süreçte çok sayıda tahliye kararı çıkmasına rağmen İmamoğlu hâlâ tutuklu.
Davaya “kumpas davası” diyen muhalefet, sürecin siyasi talimatla yürütüldüğünü, delillerin yetersiz olduğunu ve itirafçı (etkin pişmanlık) ifadelerinin baskı altında alındığını öne sürüyor.
Savunma Hakkı Nasıl Kısıtlanıyor?Bugünkü 61. duruşmada yaşananlar, kısıtlamaların sadece “süre” meselesi olmadığını gösteriyor:Mahkeme başkanı savunmaları 9 Temmuz’a kadar bitirmek istedi. İmamoğlu, bu tarihin dün birdenbire getirildiğini, önceden kabul edilen savunma sırasının (Fatih Keleş gibi “örgüt yöneticisi” gösterilen kişilerin önce konuşması) bozulduğunu söyledi.
İmamoğlu’nun 17’ye yakın davası var. Sadece 6 Temmuz’da diploma ve casusluk davaları da devam ediyor. Bir günde birden fazla davada savunma yapmak zorunda kalması fiziksel ve hukuki olarak imkânsız.
İmamoğlu, “Murat Ongun gibi ismi en çok geçen sanık 1,5 yıldır hazırlık yaptı. 9 Temmuz’da bu iş bitmez, en az 15 Temmuz’a kadar uzatılmalı” dedi. Mahkeme başkanı ise “Savunma hakkını engellemiyorum” savunması yaptı.
DAHA ÖNCEKİ CELSELERDE DE BENZER KISITLAMALAR GÜNDEME GELMİŞTİ:
İmamoğlu, 1 yıldır 12 metrekarelik hücrede tecrit altında tutulduğunu açıkladı.
4.000 sayfalık iddianameyi incelemek için haftada sadece 2 saat bilgisayar kullanabildiği belirtildi.
Avukat görüşmelerinde kısıtlamalar, aile ziyaretlerinde yaşanan sorunlar ve “kızıyla tehdit edildiği” yönündeki duygusal ifadeler salonu ağlatmıştı.
İmamoğlu, savunma hakkının “başta, ortada, sonda ve karar aşamasında” çoklu olarak kullanılması gerektiğini vurguladı. Mahkemenin bu hakkı tanımaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesine (adil yargılanma hakkı) açık aykırılık oluşturuyor.
İktidar yanlısı medya, İmamoğlu’nu “suç örgütü lideri” olarak sunarken; bağımsız ve muhalif basın “delilsiz, siyasi dava” vurgusu yapıyor. Masumiyet karinesi defalarca çiğneniyor. İmamoğlu’nun popülaritesi ve olası cumhurbaşkanlığı adaylığı, bu davanın asıl hedefi olarak görülüyor.
Mahkeme heyetinin savunma takvimini zorlaması, “karar verilmeden önce bitirelim” yaklaşımını akla getiriyor. Özellikle İmamoğlu’nun 6 Temmuz’daki diğer davalarıyla çakışan tarih, tesadüf olmaktan öte bir planlama izlenimi veriyor. İktidarın HSK üzerinden yargıyı şekillendirdiği dönemde, böyle bir acelecilik “hukuk” değil, “siyasi operasyon” olarak okunuyor.
HUKUK MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR, AMA GERÇEK ADALET NEREDE?
Bugünkü olay, İBB davasının hukuki olmaktan çok siyasi bir nitelik kazandığını bir kez daha ortaya koydu. Savunma hakkı kısıtlanıyor, tecrit koşulları ağırlaştırılıyor, zaman baskısıyla sanıklar köşeye sıkıştırılıyor. İktidar ise “bağımsız yargı” söylemiyle bu süreci meşrulaştırmaya çalışıyor.
Ekrem İmamoğlu’nun “Türkiye sizlerin kararına emanet” sözüyle milletvekillerine hitap etmesi, salonun boşaltılması ve duruşmanın yarım kalması, Türkiye’nin hukuk devleti olma iddiasına ağır bir darbe vurdu. Muhalefet ve sivil toplum bu süreçte direnmeye devam ederken, gerçek adaletin ancak sandıkta tecelli edeceği görüşü giderek güçleniyor.
İktidarın yargıyı araçsallaştırması, sadece bir kişinin değil, tüm muhalefetin ve demokrasinin ortak sorunu haline geldi. Savunma hakkı kısıtlanarak adalet sağlanmaz; sadece siyasi tasfiye hızlandırılır.

