Milletin iradesi mi yargılanıyor? İmamoğlu davalarının arka planları… Haber Analiz
19 Mart 2025’te başlayan İBB operasyonuyla Ekrem İmamoğlu ve CHP’liler iddianamesiz aylarca tutuklu kaldı. Duruşmalar canlı yayınlansa Türkiye hüngür hüngür ağlardı.

HABERERK / HABER ANALİZ
Ekrem İmamoğlu’nun 2019 yerel seçimlerinde İstanbul’u kazanmasıyla başlayan siyasi gerilim, 2024’teki ikinci zaferiyle zirveye çıktı. Cumhurbaşkanlığı adaylığı tartışmalarının alevlendiği 2025’in ilk aylarında Saray-AKP cephesi, rakibini siyaset dışı bırakmak için düğmeye bastı.
19 Mart 2025’te “meşhur operasyon” diye anılan baskınla İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik geniş çaplı bir soruşturma başlatıldı.
AMAÇ NETLEŞTİ: İMAMOĞLU’NU CUMHURBAŞKANI ADAYI OLMAKTAN ALIKOYMAK
İBB’yi yeniden ele geçirmek ve muhalefetin en güçlü simasını hapiste tutarak yıldırmak. O tarihten itibaren Türkiye, “19 Mart Darbesi” olarak nitelendirilen bir sürecin içine girdi.
Masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkı ve hukukun temel ilkeleri bir kenara bırakıldı; yerine siyasi talimatla işleyen bir mekanizma devreye sokuldu.
ANALİZ:
Mart 2025’ten beri İmamoğlu ve çok sayıda CHP’li, iddianame bile hazırlanmadan aylarca tutuklu kaldı.
Savunma avukatları her tutukluluk incelemesinde delil tartışması yapılmadığını, kararların otomatik olarak uzatıldığını anlatıyor.
Uluslararası gözlemciler bile bu tablo karşısında şaşkınlığını gizleyemedi.
Ardından “bilirkişi skandalı” patladı. Aynı bilirkişi, hem İmamoğlu hem de diğer CHP’li belediyelerle ilgili tam dört ayrı dosyada “nokta atışı” raporlar hazırladı.
İmamoğlu’nun meşhur sözüyle “100 katrilyonda 1 ihtimal”le aynı kişinin her seferinde isabet kaydetmesi matematikle açıklanamıyordu.
Savcılıkla menfaat ilişkisi iddiaları havada uçuştu; bu raporlar iddianamenin omurgasını oluşturdu.
İddianame nihayet geldiğinde ise içler acısıydı: Gizli tanık beyanları, sahte belgeler, kes-kopyala sayfalar, çelişkili itirafçı ifadeleri…
Savunma “uydurma beyanlar ve şantajla alınan ifadeler” diyor; bazı avukatlar “avukatlar eliyle rüşvet ve şantaj” iddiasını dahi dile getirdi. Duruşma salonunda usul ihlalleri birbirini kovaladı.

SALON DÜZENİ, GÜVENLİK ÖNLEMLERİ, BELGE ERİŞİMİ…
Heyetin tarafsızlığına dair reddi hakim talepleri reddedildi. Duruşma savcısının İmamoğlu’na “Haddinizi bilirseniz bildiririz” tarzı uyarıları gerilimi zirveye taşıdı. Uluslararası Af Örgütü gibi kuruluşlar “siyasi güdümlü dava” ve “adil yargılama kaygısı” uyarısı yaptı. Bazı tutuklular işkence ve kötü muamele iddiasında bulundu. 5. haftada 18 kişi tahliye edildiğinde ise İmamoğlu’nun sözleri kulaklarda çınladı:
“Bu dosya neden çöktü biliyor musunuz? Bu kadar vicdansız bir iddia makamı vardır.”
MASAK bile usulsüzlük bulamamıştı. Deliller çürümüş, iddia çökmüştü. Ama aylarca insanlar neden hapiste tutuldu? Çünkü amaç yargılamak değil, yıldırmaktı. Bu tablo, Türkiye’de yargının siyasallaşmasının en açık örneğini sunuyor. Saray-AKP rejimi, hukuku kendi iktidar arzusuna göre şekillendirmeye çalışıyor. Ancak her darbe gibi bu da ters tepecek. Çünkü insanlar artık görüyor: Bu, sadece bir belediye başkanını değil, milletin iradesini yargılamaya kalkışmaktır.
SONRASI (OLASI GELİŞMELER VE SONUÇLAR):
Bu dava Türkiye siyasetini derinden etkilemeye devam edecek. İmamoğlu’nun tahliye edilmesi ya da dosyanın çökmesi halinde muhalefet büyük bir moral kazanacak; 2028 Cumhurbaşkanı seçimlerine giden yolda en güçlü adayın önü açılacak. Tersine, siyasi baskı devam ederse toplumsal tepki daha da büyüyecek.
Zaten bugün bile sokaklarda ve sosyal medyada “hukuk nerede?” sorusu yankılanıyor. Uluslararası arenada Türkiye’nin imajı daha da zedelenecek. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve insan hakları örgütleri süreçleri yakından izliyor; olası yeni raporlar ve yaptırımlar gündeme gelebilir.
İç siyasette ise AKP’nin tabanında bile “bu kadarı da fazla” sesleri yükselmeye başlayabilir. Çünkü canlı yayınlansa gerçekten de milyonlar hüngür hüngür ağlayacaktı: Adaletin nasıl çiğnendiğini, milletin iradesine nasıl darbe vurulduğunu göreceklerdi. Sonuç olarak, 19 Mart 2025 operasyonu sadece bir soruşturma değil, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk sınavıdır. Bu sınavı kazanmak, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmekten geçiyor. Aksi takdirde ne İBB ne de Türkiye eski huzuruna kavuşamayacak.

