“Dil” kavram olarak insanlar arasında iletişimi sağlayan tabii bir vasıtadır. Diğer sözlerle “dil ” milleti birleştiren ve onun ortak malı olan asırlar boyunca gelişerek meydana gelmiş bir sosyal müessesedir.
Aslında “dil” bir milletin temel unsurlarından biridir ! Gerçekten “dil” ve “millet” birbirine bağlı olmaya mahkumdur. Bir milletin başına gelen, diline de gelir ! “Dil”sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda “milli kültürün” güçlü bir silahı, halkın ruhunun ve kimliğinin bir iradesidir.

Bir milletin tüm üyelerinin zihinsel çalışmalarının meyveleri “dil” aracılığıyla ifade edilir, yorumlanır ve iletilir. Bir halkın tüm yaşamı ve gelişimi “dile” bağlıdır.
Dolayısıyla bir milletin maneviyatı hiç tereddütsüz dilinde olduğu söylenebilir. Ayrıca “dil” bir ulusun tüm üyelerinin yer (nerede yaşadıklarına bakılmaksızın) ve zaman (önceki nesillerin bugünkü nesillere ve bugünkü nesillerin gelecek nesillerle) bağlamının bir aracıdır. Düşüncelerini, duygularını ve bilgilerini biçimlendirmek, ifade etmek ve başkalarına aktarmak için bir bireye “dil” bir okadar önemlidir. Bu nedenle “dil “insanın ruhsal ve entellektüel varlığının bir ifadesidir. Her bireyin dil kültürü genel kültürünün bir aynasıdır aslında. Her insanın kendi zevk ve ihtiyaçlarına göre uyum sağlayabileceği diğer şeylerden farklı olarak, “dil” özel bir hazine değil, tam tersine ortak bir maldır. Bu nedenle dil bireylerin her türlü müdahalesinden korunması gerekir. “Dil” bir milletin içindeki tüm bireylerinin iletişim aracı olduğu için ve herkes tarafından anlaşılması gerektiği için, tek ve benzersiz olması hasebiyle korunması gereklidir.

“Dil” ayrıca her lehçenin ve bireylerin konuşma tarzının üzerindedir. Elbette, burada var olan, inşa edilen ve bu nedenle özellikle öğretilmesi gereken “standart edebiyat dilinden” bahsediyoruz. “Standart edebiyat dili” doğuştan değil zamanla öğrenilen ve devamlı edebiyat normlarına uyum sağlayan bir dildir. Diğer sözlerle edebiyat normlar veya kurallar sayesinde “dil sistemini” bir arada tutmaktadır. Onlar olmadan, iletişim durur ve sistem sonunda dağılır. Bu nedenle “standart edebiyat dilini” kullanan herkes onu sürekli öğrenmesi ve geliştirmesinin yanısıra, kural ve normlarını bilerek pratikteki uygulamasında korunmasını da sağlamış olacaktır.

Türk dilimize gelince, bu “dil” dünyanın en zengin ve en çok kullanılan dillerinden biridir. Bu dilin tüm güzellikleriyle yaşatılması boynumuzun borcudur. Hele hele Kuzey Makedonya gibi çok uluslu ve çok dinli bir devlette, kendi “ana dilinde” eğitim almak özel bir anlam taşımaktadır. Unutmayalım ki bu topraklarda asimilasyon yöntemleri mevcuttu. Onun en büyük engeli kutsal dinimiz ve dilimizidi ! Onları korumakla birlikte kültürümüzü, tarihimizi, örf ve adetlerimizi koruduk ! Tek sözle “milli kimliğimizi” koruduk ! Bugün dimdik ayakta durabilirsek eğer, sebebi işte bunlardır.

90 lı yıllardaki Bulgaristan Türkleri’nin faciasını hatırlamış olursak bu kavramların nekadar önemli olduğunu anlamamak mümkün değildir. Bunların temellerinde aslında ana dilde eğitim yatar. İşte bu nedenle 2007 yılında dönemin Makedonya Cumhuriyeti Meclisinde, 21 Aralık “Türkçe Eğitim Günü” değişme önergesinde bulunup, önerge kabul gördükten sonra Makedonya Türklerine resmi bir bayramın kutlanması sağlanmıştır. Elbette teklife karşı çıkanlar da oldu. Hatta Makedonyada bu tarihin öncesinde de Türkçe eğitimin olduğunu da diyenler oldu. Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti Devletinde kutlanmakta olan bazı Bayramların kutlama tarihleri bile önerilirdi. Ancak arzumuz ve kurallar gereği kendimizin bir otantik bayramımız olması idi. Bu önerilerin ve yorumların neden kabul edilemeyeceğini vurgulamakta fayda var diye düşünüyorum:

1. 1944 yılı öncesi Makedonya ismini taşıyan bir Cumhuriyet yoktu ! (Bugünkü Kuzey Makedonya Cumhuriyeti topraklarını, Bulgaristan Cumhuriyetinin batısının bir kısmını ve Yunanistanın Kuzey kısmını kapsayan Makedonya isimli bir bölge vardı, ancak devlet yoktu);
2. Tarihi bir gerçektir ki 21 Aralık 1944 yılında latin alfabesi üzere Üsküp Tefeyyüz ilkokulunda Türkçe eğitim başlamıştır;
3. Yine tarihi bir gerçektir ki Osmanlı döneminde bu topraklarda Osmanlıca ve fars alfabesi üzere eğitim sürdürülmuştür;
4. Kurallar gereği yabancı ülkelerin (bizlere her nekadar anavatan olsa da diğer milletlere Türkiye Cumhuriyeti Devleti yabancı bir devlet olarak nitelendirilmekte) resmi bayramları burada yaşayan bir milletin resmi bayramı olarak önerilemezdi;
5. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin resmi bayramları, Kuzey Makedonya Türkleri tarafından zaten kutlanmaktadır ve bunları önermek anlamsız olacaktı;. Ancak standart türk edebiyat dilinde ve klasik latin alfabesiyle eğitim 21 Aralık 1944 yılında başlamıştır.

Bugün ise bu Bayram Kuzey Makedonya’nın dört bir yanında kutlanmakta, hatta yurt dışında da başta anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmak üzere ve bazı batı Avrupa ülkelerinde görkemli bir şekilde kutlanmaktadır. Bu tarihe olumsuz bakanlar bile oldu ancak zamanla “onlar” kutlamaların ön saflarında yer almaya başladılar. Bu sevindirici bir olaydır. Fakat tüm bu girişimlere ve cabalarımıza rağmen eğitimde bir sürü sorunlarımız vardır. Onları sistematik bir şekilde aşmalıyız. Onlar kutlamalarla çözülemez. Onların birer birer üzerinde durmalıyız. Her nekadar komşu ülkelere kıyasen eğitimde ki pozisyonumuz üstün olsa bile, burada durmamalıyız ve yılmadan eğitim standartlarını yükseltmek zorundayız. Çünkü çağımız bilgi, teknoloji ve her anlamda eğitim çagıdır.

Zaten bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır. Ünlü İtalyan şair ve siyasetçi Dante Alighieri’nin dediği gibi: “Eğitim ekmek ve sudan sonra halkın en zorunlu ihtiyacıdır”.
Bu vesileyle kısa bir süre sonra kutlanacak olan Kuzey Makedonya Türkleri’nin “21 Aralık Türkçe Eğitim Bayramı” kutlu olsun.
Eğitim sorunlarının en kısa zamanda çözüleceği ümidiyle hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.
Kenan Hasip TDP onursal başkanı