Azerbaycan Ulusal Bilimler Akademisi Üyesi ve yazar Dr. Yasemen Karakoyunlu, Ortadoğu'nun merkez ülkeleri Türkiye ve Azerbaycan'ı yazdı.

Türklerin Ortadoğu'dan silinmesi için yüzyılın başından beri etnik gruplar kullanılarak kimliklerinin değiştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken Karakoyunlu, "Buna kimsenin gücü yetmez" dedi.

Bölgedeki siyaseti anlamak için son 300 yıldır bu coğrafyada hayata geçirilen Batının sömürgecilik siyasetini incelemek gerektiğine değinen Karakoyunlu'nun yasızı şöyle:

"Dünya nüfusunun önemli bir bölümünün yaşadığı Ortadoğu bölgesinin merkez ülkeleri Türkiye ve Azerbaycan’dır. Ortadoğu’nun siyasi ve demografik coğrafyası yüzyılın başlarında Fars, Ermeni, şimdi ise Kürt kartı kullanılarak değiştirilmektedir. Fars, Ermeni kartı, İngiltere-Fransa-Rusya devletleri tarafından Kaçar ve Osmanlı Türk İmparatorluklarının çöküşü için nasıl kullanıldıysa (bu amaca ulaştılar da) Kürt kartı da yine Türkiye ve Azerbaycan devletlerini, topraklarını parçalamak, zayıflatmak, Türkleri bu bölgeden silmek maksadıyla kullanılıyor. Kürt siyasi kimliğinin şekillenmesi ve dinamik tutulması maksadıyla ABD, İngiltere bloku tarafından onlara milli görev hedef gösterilmiştir: “Doğuyu Türk zulmünden kurtarmak!” Bu, Kürt ozanlarının, şairlerinin, siyasi kadrolarının Kürt milleti önünde daima dile getirdikleri şiardır. Kürt siyasi kimliği, Kürt millet oluşumu bu misyonla şekillendirilmektedir. İran diller grubuna has Kürt halkı Arya ırkçılığının yeni şekilde, yeni süreçte öne çıkmasıdır. Hind-Avrupa dil ailesine özel akraba halklar, Farslar, Kürtler, Ermeniler, Ortadoğu’da Türk coğrafyasında İran, Ermenistan, Kürdistan kurarak Türkleri bu coğrafyadan siymeyi hedef alır ve bu halklar siyasetin derinliklerinde stratejik ortaktırlar. Hedef birliği ve etnik akrabalık düşünceleri onları stratejik ortaklara dönüştürmektedir. Kürt oluşumları olan PKK ve PJAK’a has “grilaypjak.blogfa.com” ve “pyam.nu” internet sayfalarında şöyle yazılmaktadır:

“Bilinmelidir ki, Irak’taki Türkmenlere ait Musul, Erbil, Süleymaniye ve Kerkük şehirlerini nasıl Irak Kürdistanı Milli Özerkliğinin bünyesine kattıysak, Güney Azerbaycan topraklarının da yarısı ‘İran Kürdistanı’ projesinin parçası haline dönüştürülecektir. Oradaki Türkler bu şehirleri ‘bizim topraklar’ adlandırsalar da hepsini geri alacağız. Güney Azerbaycan olarak adlandırılan coğrafyada işgal altında olan şehirlerimizin özgürleştirilmesinde siz Türkler asla bizleri engellemeyeceksiniz. Buna gücünüz yetmez. Azerbaycan olarak adlandırılan bu topraklar aslında Kürdistan’dır. Sizler ise Selçuklu Türkleri ile birlikte Orta Asya’dan gelerek bu topraklara yerleşen göçebelerin torunlarısınız.”

ABD-İngiltere-İsrail’in desteği ile kurulan “Kuzey Irak Kürdistan Özerk Bölgesi” hükumeti başkanı, Kürdistan Yurtseverler Birliği Partisi’nin lideri Mustafa Barzani (Yahudi Kürdüdür) Kürt TV kanalındaki konuşmasında şöyle diyor:

“Bizim stratejik hedefimizin önünde engel olarak duran Türkmeneli (Irak Türkmen Vilayeti), Doğu Azerbaycan ve Batı Azerbaycan olarak adlandırılan bölgeler göçebelerin işgali altında asırlardan beri inleyen toprakların asıl sahibi olan Kürtlere kavuşmasına çok az kaldı. Kerkük, Urumiye, Maraga, Tebriz Kürt halkının kalbidir. Onları kimseye vermeyeceğiz.”

Kürtlerin “Puk-Media” Haber Ajansının açıklamasında şöyle deniliyor:

“Büyük Kürdistan’ın gerçekleşmesine ve onu hızlandırmaya can atan Kürtlerin Rezen, Bahar, Kövreng, Hemedan, Esedabad ve Melayir şehirlerine büyük göç dalgaları başlamıştır.”

Bu şehirlerin tamamı Güney Azerbaycan’ın şehirleridir. “Kürdistan’a Dönüş Hareketi” Kürtlere açıklamasında şöyle diyor:

“Güney Azerbaycan, Kerkük, Erbil, Musul, Kifri, Hanegin, Telafer ve Adana’dan tutun, Nahçivan’da dahil olmak üzere her yer Kürdistan’dır. Kürt teşkilatlarının stratejik planı böyledir: Karabağ Ermeni kardeşlerimizin topraklarından, Ardahan’dan (Türkiye) tutun Gazvin’e (Güney Azerbaycan), Musul’dan (Irak Türkmenleri toprağı) Nahçivan ve Kelbecer’e dek (Kuzey Azerbaycan) bizim topraklardır.”

Sazemane Defa Hukuke Beşer Der Kürdistan teşkilatının açıklamasında şöyle deniliyor:

“Sulduz bölgesi Alevi Kızılbaşlarının kadim topraklarıdır ve onlar etnik köken bakımından Kürttürler. Sulduz, Urumiye, Maku, Hoy, Salmas, Sayınkala, Koşaçay, Bicar, Görve ve diğer bölgeler en kadim Kürt topraklarıdır.”

Kuzey Irak’taki Mustafa Barzani hükumeti strateji siyasetini şöyle açıklıyor:

“Kürtler, Türkiye ve Güney Azerbaycan arasına yerleşerek tampon rolü oynamalıdırlar.”

İran parlamentosu Milletvekili Bahaeddin Edeb, Hadice Mensuri, Türkiye’de Sırrı Süreyya Urumiye şehrinin Kürtlerin olduğunu açıkladılar. Kuzey Irak Kürt Hükumetinin bastığı “dırav” olarak adlandırılan banknotlarda ise “Kürdistan” haritası çizilmiştir. Haritada Güney Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin birçok toprakları ve Nahçivan gösterilmektedir. Böylece Türk problemi yaratılmış ve Geleceğimiz tehlike altındadır.

Kürt kartından aktif olarak yararlanan devletlerse ABD ve İsrail’dir. “Türkiye Kürdistanı”, “Irak Kürdistanı”, “İran Kürdistanı”, “Azerbaycan Kürdistanı”… “Birleşik Kürdistan” İsrail’in devlet olarak yaşamasının ve güvenliğinin garantisidir.

Kerkük bölgesinde hayata geçirilen siyaseti anlamak için son 300 yıldır bu coğrafyada hayata geçirilen Batının sömürgecilik siyasetini incelemek gerekir. Biz, Yakın ve Ortadoğu coğrafyalarına yerleşerek imparatorluklar, beylikler, ulus devletler kuran Türklerin hâkim oldukları toprakların yeniden bölünerek Türk coğrafyasının daraltılması sürecinin halihazırda devam etmekte olduğunu söyleyebiliriz. XVIII. Yüzyıldan itibaren bu süreç üç aşamalı gerçekleştirilmektedir:

1.      İmparatorlukların (Osmanlı, Kaçar, Babur) dağıtılması ve topraklarının paylaştırılması. Türklerin yönetimden uzaklaştırılması ve ikinci grup azınlık haline getirilmesi. Türk coğrafyasında Hind-Avrupa grubuna dahil halkların devletlerinin kurulması (Fars, Ermeni, Kürt).

2.      Türk Ulus Devletlerinin parçalanması.

3.      Devletlerini kaybederek azınlık durumuna düşürülen Türklerin asimilasyon, etnik temizlik ve soykırıma uğratılması ile topraklarının zaptedilmesi (Ermenistan, Afganistan, Suriye, Irak, İran, Çin, Rusya).

Türklerin, asrın başlarında Ermeni, Fars şimdi ise Kürt faktörü ile Yakın ve Ortadoğu coğrafyasından silinmesi süreci XVIII yüzyılda Avrupa’da şekillenen “Hind-Avrupa ırkına dahil halkların dünya liderliği – Aryan ırkçılığı”, Çar Petro’nun “Vasiyeti”, Yekaterina’nın “Doğu Projesi”, Rusya ve İngiltere’nin “Büyük Oyun” siyaseti doktrinleri ile hayata geçirilmiş, şimdi ABD-Avrupa Birliği önderliği ile “Büyük Ortadoğu Projesi” adı altında geçiriliyor (Afganistan, Suriye, Ermenistan, İran, Irak).

İngiltere ve Rusya, XX. yüzyılın başlarında yakın ve Ortadoğu coğrafyalarının parçalanmasında başrol oynayarak bin yıllardır bu coğrafyaya hâkim olan Türklerin buradan silinip atılması için Ermeni, Aysor (Asur), Sırp, Arap, Fars halklarını Türkler aleyhine kullanıyorlardı. Bu coğrafyadaki siyasi haritalar İngiltere, Rusya arasında süregiden “Büyük Oyun” adlı siyasi rekabet temelinde İngiliz Rus nüfuz dairelerine uygun olarak çizilmişti. XXI. Yüzyılda ise bu coğrafya ABD-İsrail ve Avrupa Birliği’nin çıkarları temelinde yeniden parçalanarak paylaşılmaktadır. Yeni siyasi oyunların temel aktörü ise Kürtlerdir. Bu defa Ermenilerle birlikte Kürtlerden istifade edilmektedir. Irak, Suriye, Livan, Türkiye, İran, Azerbaycan devletlerini tehdit altında tutan Kürk faktörü bizi, Türkiye ve Azerbaycan’ı yeni siyasi doktrin ve paradigmalar yaratmak zaruretinde bırakıyor. Kürtlerin Kerkük bölgesinde devlet kurma gayretleri Azerbaycan’ın çıkarlarına zıddır. Çünkü bu bölge kadim Azerbaycan tarih ve medeniyetinin doğduğu bir bölgedir.

Yümni Sezen yazdı: Geçmişten Günümüze Tarikat ve Cemaatlerin Devleti Ele Geçirme Planları Yümni Sezen yazdı: Geçmişten Günümüze Tarikat ve Cemaatlerin Devleti Ele Geçirme Planları

İklim ve coğrafyası itibariyle Anadolu’nun, dil ve kültür yapısı itibariyle Azerbaycan’ın devamı olan bugünkü Irak’ın Bağdat, Samarra, Musul, Sincar, Kerkük, Erbil, Telafer, Köysancak, Altınköprü, Tuzhurmatı gibi bölgeleri 1055’ten günümüze kadar Türk kültür ve ananeleri ile yoğrulmuş bir Türk merkezidir. Türk mimarlık ve sanat eserleri ile bezenen bu bölgeler Türk-İslam uygarlığının ilim, medeniyet merkezleridir.

Şimdiki Irak’ın Bağdat, Kerkük, Musul, Süleymaniye, Erbil, Sincar, Telafer, Altunköprü, Köysancak, Tuzhurmatu bölgeleri kadim dönemden beri Azerbaycan’ın siyasi coğrafyasının bir parçasıdır, tarih boyu Azerbaycan kültür alanına dahil olmuştur. Kerkük Türkmenlerinin vatanı Bağdat, Kerkük, Erbil, Süleymaniye, Musul kadim zamandan beri Azerbaycan Türklerinin vatanıdır. Burada Urumuye bölgesi de dahil olmak üzere Tunç çağından itibaren Subartu, Sümer, Mitanii, Aratta, Kutium devletleri kurulmuştur. Tarihçi, dilci, etnograf, edebiyat alimleri Irak’ta maveraünnehir medeniyetinin ilk kurucuları olan Subartular ve Sümerlerin Türk olduğunu ve Azerbaycan’dan bu coğrafyaya göç ederek dünya medeniyetinin temellerini yarattıklarını arkeoloji ve linguistik delillerle çoktan ispat etmişlerdir. Meseleyi detaylı açıklamak istediğimizde birçok araştırmacıların düşüncesine göre Azerbaycan siyasi coğrafyasının M.Ö. IV. Yüzyıldan itibaren şekillendiğini söyleyebiliriz. Bundan önceki tarihlerde ise maveraünnehir (Irak), şimdiki İran coğrafyası (Elam, Midiya), Kafkas ve Anadolu bölgeleri M.Ö. IV – II. bin yıllardan eklemeli dilli halkların meskenidir, burada tek sosyo-kültürel ve etno-linguistik özelliklere sahip uygarlık mevcuttur. Bu uygarlığın temsilcileri Subartu, Sümer, Aratta, Mitanii, Kuti, Elam, Hitit, Urartu, Manna, Midiya, Etrusk, Troya vs. devletlerdir. Bu devletleri kuran halklar sosyo-kültürel özelliklerine ve dillerine göre Turanlı olarak adlandırılmışlardır. M.Ö. III. bin yılın ikinci yarısından itibaren II bin yıl boyunca Sami kökenli halklar Arabistan yarımadasından göç ederek şimdiki Irak (Maveraünnehir) ve Akdeniz sahillerine yerleşerek Akkad, Babil, Assuriye, Finikiya-Uqarit (Suriye ve Livan) devletlerini ve medeniyetlerini kurmuşlar. Böylelikle kadim Ön Asya bölgelerinin etno-demografik yapısı değişmiş, Turanlı eklemeli dilli halklarla Sami kökenli halklar birlikte yaşamaya başlamışlar. M.Ö. I. bin yılın başlarında (IX. Yüzyıl) Hind Avrupa dil grubuna dahil Hind-İran dilli halklar (Farslar) bu bölgeye göçerek Elam Devleti’nin Anşan bölgesinde yerleşmiş, sonradan Elam’ı işgal eden Midiya Devleti’nin tabiliğinde yaşayarak eyalet beyliği kurmuşlar ve Midiya’da devlet darbesi yaparak Fars Ehemeni devletlerini kurmuşlar.

Böylelikle de Yakındoğu ve Ortadoğu bölgesinde etno-demografik oluşum Turanlı (Türk), Sami, Hind-Avrupalı-Fars halklarının katılımı ile olmuştur. Bütün bu değişiklikler Azerbaycan Kültür halkasına dahil olan Bağdat, Kerkük, Musul, Erbil, Süleymaniye, Diyala bölgelerinin kültür yapısına etki etmiş lakin onun kadim Turanlı (Bubartu-Sümer-Aratta) köklerini değiştirememiştir ve bu süreç İskender’in işgallerinden sonra bu bölgede kurulan Selevki, Parfiya, Sasani döneminde de devam ederek Arap İslam halifeliği dönemine kadar devam etmiştir. Şimdiki Irak coğrafyasında kadim Azerbaycan-Turan medeniyetini İslam Hilafeti döneminde Irak topraklarında yerleşen Türkmenler devralmışlardır. Türkmenlerin Irak topraklarına yerleşmeleri Hicri 54. Yılda Emevi hükümdarlarından Ubeydullah bin Ziyad’ın Basra’ya 2000 Türk getirmesiyle gerçekleşmiştir. 1055 yılında Büyük Selçuklu Hakanı Sultan Tuğrul’un Irak’a girmesi ve 15.12.1055’te Bağdat’ta İslam halifesinin Sultan Tuğrul adına hutbe okuması ile ülke Türk hakimiyeti altına geçmiş, bu süreç 1918’e kadar devam etmiştir. Böylelikle Irak 900 yıl Türk yönetimi altında kalmıştır.

Irak Türklerine “Türkmen” denilmesi de Selçuklular zamanında başlamıştır. “Türkmen” deyimi Türk’ten ayrı bir soyu bildirmiyor, İslam’ın Türkler arasında ilk yayıldığı dönemlerde doğmuş, henüz İslam’ın bütün Türkler arasında yayılmadığı dönemlerde Türkler arasında Oğuzların İslam’ı kabul eden bölümüne Türkmen denilmiştir. Selçuklu İmparatorluğunun yakılmasından sonra Erbil’de Zeyneddin Kiçikoğulları (1144-1223), Musul’da Atabeyler, Kerkük’te Kıpçakoğulları olarak adlandırılan Türk beylikleri kurulmuştur. Erbil burada hüküm süren Muzaffereddin Gökbörü zamanında 1190’dan 1233’e kadar 43 yıl Türk – İslam medeniyetinin altın çağını yaşamıştır. Irak Türkmenleri bölgesinde 1514’e kadar muhtelif Türk hakanları hükümranlık etmiştir. Osmanlı, Yavuz Sultan Selim’in 16.9.1514 Tebriz seferinden sonra 1515’te Kuzey Irak’ı fethederek Osmanlı İmparatorluğu’na katmıştır. Tahminen 19 yıl sonra 1534’te Kanuni Sultan Süleyman Bağdat şehrine girerek Safevi hakimiyetine son vermiştir. Böylece bütün Irak toprakları Osmanlı İmparatorluğu’nun bir eyaletine dönüştürülmüştür. 1732, 1734 yıllarında Nadir Şah Avşar Kerkük’ü Osmanlılardan alarak yeniden Avşar Hanedanlığının önderlik ettiği Safevi İmparatorluğuna katmıştır. Lakin Kerkük bölgesi 1746’da Osmanlı-Nadir Şah arasında yapılan anlaşmaya istinaden tekrar Osmanlı İmparatorluğuna geçmiş ve 1914’te başlayan Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı hakimiyeti altında kalmıştır.

Hem Safevi hem de Osmanlı imparatorluklarının hakimiyeti döneminde Irak Türkmenlerinin konumu etnik-demografik-kültürel bakımdan daha da güçlenmiştir. 12 Mart 1917’de Bağdat İngilizler tarafından işgal edilmiş, İngilizlerin desteği ile Mekke Şerifi Hüseyin Osmanlılara isyan etmiş ve bu isyan neticesinde Irak’ın orta ve güney bölümü İngiltere, Irak’ın Musul Bölgesi ve Suriye toprakları da Fransa sömürgesine dönüştürülmüştür. 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros anlaşmasından 3 gün sonra İngiliz Generali Osmanlı’nın 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’dan bölgenin İngilizlere teslim edilmesini talep etmiş, 8 Kasım’da Musul’a İngiliz bayrağı asılmıştır. 10 Ekim 1922’de İngiliz-Irak anlaşması ile Irak -bu kadim Türk toprağı- İngiltere’nin himayesi altına girerek aslında İngiltere sömürgesine dönüştürülmüş, bu sömürge akdi 1923’ta Lozan anlaşması ile bir daha tasdik olunmuş, 1926’da Ankara’da, İngiltere, Irak, Türkiye arasında “Sınır ve İyi Komşuluk İlişkileri Anlaşması” imzalanmıştır. Her iki anlaşmada Irak Türklerinin geleceği dikkate alınmamış, Irak Türklerinin hukuki statüsü belirlenmemiştir.

14.12.1927’de Kral Faysal’ın önderliği ile Irak bağımsızlığını ilan etmiş, İngiltere bu bağımsızlığı tanımıştır. Kral Faysal’ın önderliği ile kraliyet dönemi 1958 yılına kadar devam etmiş, General Abdülkerim Kazım’ın isyanı ile krallık yıkılmış Irak’ta cumhuriyet kurulmuştur. 1963’ta Abdülselam Muhammed Arif ile kardeşi Abdurrahman M. Arif’in beş yıl süren iktidarlarından sonra, 1968’de Sosyalist Arap Baas Partisi General Hasan el-Bekir liderliğinde hakimiyeti ele geçirmiş, 1979’da Saddam Hüseyin hakimiyeti ele alarak el-Bekir’in yerine geçmiştir.

1980-1988 yıllarında İran – Irak savaşı zamanı Saddam Hüseyin Irak Türkmenlerini savaşın ön cephesine sürerek Türkmen soykırımının temelini atmıştır. Hatırlatmalıyız ki, aynı siyaseti İran İslam Cumhuriyeti’nin başkomutanı Ayetullah Humeyni de hataya geçirmiş ve Azerbaycan Türklerinden oluşan “Aşura Tugayı” oluşturarak onları savaşın ön saflarına ölüme göndermiştir. İran – Irak savaşında şehit olan 6 milyon İran vatandaşının yarıdan çoğu, Irak vatandaşının yarıdan çoğu Türklerdir. Böylece Azerbaycan Türklüğü onların tarihine, medeniyetine, vatanına ait olmayan süreçlerin kurbanı olmuştur. 1988’de Irak – İran savaşı bittikten sonra 1990’da Saddam Hüseyin Kuveyt’i işgal ederek Körfez Krizi’nin doğmasına sebep olmuş, 1991’de ABD ve müttefikleri Irak’a savaş ilan ederek Kuveyt’i Irak’ın elinden almıştır.

Bütün bu siyasi olaylar Irak Türkmenlerinin siyasi, iktisadi ve demografik hayatına olumsuz tesir göstermiş, bölgenin gelişimine engel olmuştur. Nasıl ki İran’da Türklerin sayı ve istatistiği Pehlevi ve İslam rejimi tarafından sahteleştirilerek azınlık gibi gösteriliyorsa aynı şekilde Irak’ta Türkmenlerin sayısı da hükumetler tarafından sahteleştirilmiştir. Bugüne kadar Irak’ta halk beş defa nüfus sayımından geçirilmiştir. 1947’de ilk nüfus sayımında 286.005 (halkın %5,9’u), 1957’de 388.939 (halkın %6’sı), 1965’te 473.626 (halkın %5,8’i), 1977’de 495.425 (halkın %4’ü), 1981 nüfus sayısına göre Musul 1.227.215, Selahaddin 402.067, Kerkük 567.957, Diyala 637.778, Erbil 632.252 olarak Türkmen şehirlerinde halkın toplam nüfusu 3.467.269 kişidir. 1987’de ise toplam halkın 16 milyon olduğu gösterilen Irak’ta Türklerin sayısı genel halkın %2’si olarak gösterilmiştir. Irak iktidarları Türk halkının sayısını sahteleştirse bile Kerkük, Erbil, Musul vilayetleri, Selahaddin ve Diyalan’ın şehir ve köyleri ile Bağdat’ta yaşayan 300.000 Türkmen halkının genel sayısı, Irak Türklerinin 2 milyondan çok olduğu kanaatini doğurur.

Bu iddiayı istatistik hesapla doğrulamak mümkündür. 1957’de Irak’ta 500.000 Türkmen’in yaşadığı bildirilmiş, 1959’da 567.000 olduğu gösterilmiştir. Irak’ta yıllık nüfus artışının hızı %3,296 olarak gösterilir. 1959 yıl hesaplamasını esas alırsak 1994’te Irak Türkmenlerinin sayısı 1.764.029 olur.

Bununla birlikte Irak’ta Türklerin yaşadığı bölgelerde Araplar ve Kürtlerin lehine demografik dengesizlik yaratılmış, bu bölgeye yerleştirilen Kürt, Arap göçmenleri vasıtasıyla bölgenin etnik yapısı değiştirilmiş, Türkler kendi topraklarında azınlık durumuna düşmüştür. Mesela, 1960’da Kerkük halkının %95’i Türk’tür. Araplaştırma siyaseti ile buraya on binlerce Arap ve Kürt aileleri yerleştirilmiş, 1980’de %95’lik Türk halkının sayısı %75’e düşmüştür. Tarih boyu Irak’ın kuzey ve merkezi bölgeleri Türk bölgeleridir. Türkler burada Azerbaycan ve Anadolu’ya bağlı büyük medeniyetin temellerini atmışlar. Lakin Irak Türklerinin yerleştiği topraklarda resmi Irak hükumetleri tarafından yürütülen askeri-toprak siyaseti Türk topraklarının ellerinden alınmasına, Türklerin demografik dengesinin bozulmasına ve asimilasyona uğramasına zemin hazırlamıştır. Mesela Kerkük’ün toprakları 1977’de 19.542 km² iken sonradan 9.426 km²’ye düşürülmüştür. 1957’den itibaren Türklerin yerleştiği vilayetler; Musul (Musul vilayetine 9 bölge, 26 şehir, 2153 köy dahildi), Erbil (Erbil vilayetine 6 bölge, 15 şehir, 1151 köy dahil idi), Kerkük (Kerkük vilayetine 4 bölge, 14 şehir, 1274 köy dahil idi), Diyala (Diyala vilayetine 5 bölge, 13 şehir ve 718 köy dahil idi) vilayetleri sistemli bir şekilde Türklerden temizlenmeye başlamış, Arap, Kürt göçmenleri bu topraklara yerleşmeye başlamıştır. Bölgede Kürtleştirme öyle hızlı gerçekleştirilmiştir ki, sonuçta Kürt silahlı grupları şimdi Türk toprakları üzerinde Kürt devleti kurmaya çalışıyor.

Sorulur, bu bölge Türklerin yerleşim yeri, Türk toprakları olduğu halde neden burada Türk devleti değil de Kürt devleti kuruluyor. Mesele açıktır, çünkü ABD ve Batı böyle istiyor. Çünkü son yüz yıldır Türk azınlıklarını ve bölgelerini koruyabilecek Türk devleti ve Türk ordusu, Türk siyaseti, Türk çıkarları yoktur. Çünkü Türk devletleri Batı’nın ve Rusya’nın eyaletlerine dönüşmüşler ve Türk milletinin geleceği ile ilgili bağımsız siyasi irade koyamıyorlar. Ve böylelikle son yüzyılda Türkler Afganistan’da, Irak’ta, Batı Azerbaycan’da (Ermenistan’da), Suriye’de, Çin’de, İran’da, Rusya’da asimilasyon, etnik temizlik ve soykırıma maruz kalmışlardır. Irak Türk bölgeleri nasıl Kürtleşip Kürt devletine dönüştüyse, bu senaryo XX. yüzyılın başlarında aynı ile İrevan Hanlığı’nda, Batı Azerbaycan’da hayata geçirildi. Batı ve Rusya devletinin desteği ile bölgede Türk etnik temizlik ve soykırım siyaseti hayata geçirildi, bölge Ermenileştirildi ve sonuçta Ermenistan devleti kuruldu.

Bilindiği üzere Irak, özellikle de Kerkük-Musul bölgesi büyük petrol yataklarına sahiptir. Irak’ın petrol üretiminin en çok olduğu bölge kuzeyde Kerkük, güneyde Basra ve merkezde Bağdat çevresinde Türk bölgesi olan Diyala’nın Henekan şehridir.

Irak ekonomisinin dayandığı en önemli kaynaklardan biri petroldür. Irak’ın petrolden gelen gelirleri genel gelirlerinin %87’sini teşkil etmektedir. Irak’ın petrol üretiminin bazı kaynaklarda 100 milyar, bazılarında ise 200 milyar varil olduğu hakkında bilgiler vardır. “The Middle East end North Afrika – 1992” adlı yıllık değerlendirme bülteninde Irak’ın 90 yılından beri petrol üreten 36 dünya ülkesi arasında 7. Sırada olduğu kaydedilmiştir. Bu değerlendirmeye göre Irak dünyada üretilen ham petrolün %3,09’nu üretmektedir. Irak petrolünün %75,50’si Kerkük’ten, %22,74’ü Basra’dan, %1,76’sı Musul’dan üretilmektedir ki, bu da Irak’ın genel üretiminin %72,26’sını teşkil etmektedir. Bu Türk bölgelerinde doğalgaz yataklarının olduğu, Kerkük’te büyük miktarda kükürdün olduğu hakkında da bilgiler vardır. Irak’ın birçok bölgeye parçalanması, Türk bölgesinde Kürt Özerk Bölgesi’nin kurulması, İŞİD örgütünün askeri savaşlarının asıl sebepleri bu petrol rezervlerine sahiplenmek uğrunda yapılan savaşların tezahürleridir. Türkiye Kürt faktörü ile zayıflatılarak bu petrol bölgesi uğruna yapılan gergin global mücadeleden tecrid edilmiş, bölgenin Kürtleştirilmesine ve Kürt devletinin nezaret etme imkanlarından mahrum edilmiş, Kerkük Türklerini bile müdafaa etmekten aciz kalmıştır. Kerkük Türklerinin bölgede yaşaması, Türk özerkliğinin kurulması bu petrol rezervlerine sahip bölgenin Türkiye veya Türk nezaretine geçmesi Türkiye’nin güçlenmesi demek olurdu ve buna Batı ülkeleri tarafından izin verilemezdi.

Ne yapmalı?

1.      Ancak bütün bunlara rağmen Türkiye ve Azerbaycan Kerkük Türkleri ile ilgili ortak stratejik siyasete sahip olmalı, tek siyasi duruş sergilenmelidir.

2.      Türkiye ve Azerbaycan birleşik ordusu Irak Türkmen bölgesine girerek Türklerin güvenliğini, topraklarının bölünmezliğini sağlamalıdır.

3.      Aynı zamanda bu ülkelerin medyası Türkmen bölgesinin savunmasına geçmelidir. Türk çıkarlarının savunmasını oluşturan enformasyon siyaseti oluşturulmalıdır. Ne yazık ki, medya şirketleri Türkiye ve Azerbaycan’da milli çıkarların savunucusu değil, daha çok Batı ve ABD çıkarlarının savunucusu olduğundan, daha çok Batı merkezlerine bağlı olduklarından Kerkük Türklerinin geleceğine kayıtsız kalıyorlar. “ABD-Batı-İsrail ne yapıyorsa bu doğrudur.” düşüncesi Batı kölesi medyayı bu coğrafyalarda yaşanan felaket ve katliamlara kayıtsızlaştırmıştır.

4.      Türkmen gençleri üniversitelerde parasız eğitim almalıdır.

5.      Türkmen partileri, siyasi teşkilatları, kadın teşkilatları, OHT’leri, İnsan Haklarını Savunma teşkilatları, milletvekilleri, aydınları, ilim ve kültür merkezleri ile sıkı iş birliği kurulmalı, Türkmenlerle Türkiye ve Azerbaycan yakından entegre edilmelidir.

6.      Irak’ın bölünmesine, Türkmen bölgesinde Kürt devletinin kurulmasına izin verilmemelidir.

7.      Türkmenleri Irak toprak bütünlüğü içerisinde özerklik isteği desteklenmelidir.

8.      Bütün bunların karşılığında eğer Irak siyasi bağımsızlığını ve bütünlüğünü koruyamazsa Irak Türkmenlerinin toprakları Irak Türkmenlerinin kendi isteği ile Azerbaycan’ın kayyumluğuna geçmelidir ve Azerbaycan bu yönde faaliyetin alt yapısını hazırlamalı, propaganda-teşvik işleri hayata geçirilmelidir.

9.      Türkiye ve Azerbaycan Yakındoğu’da, Irak’ta kendi gelecek güvenliği, stratejik çıkarları istikametinde aktif siyasi duruş göstermelidir.

Kerkük bölgesi Türkiye ve Azerbaycan’ın devlet güvenliğinin anahtarıdır. Eğer Irak Türkleri etnik temizlik ve soykırıma uğratılarak bölgeden silinecekse bu Kürtlerin Irak’ta güçlenmesine, güney Azerbaycan’ın Urumiye bölgesini de gözetime almasına ve genel anlamda Batı Azerbaycan’ın Kürtleştirilmesine sebep olacaktır. Böylelikle de Türkiye’yi Güney Azerbaycan’a bağlayan Urumiye bölgesinde tampon Kürt bölgesi doğacak ve Güney Azerbaycan’la Türkiye birbirinden tecrid edilecek. Bu, Anadolu ve Azerbaycan arasındaki bağların sonsuza dek kopmasına, Türk dünyasının geleceğine çok büyük darbe olacaktır. Şunu da belirtmeliyiz ki, Kürtler sadece Kerkük topraklarına değil, Güney Azerbaycan’ın Batı Azerbaycan eyaleti topraklarına da hak iddia etmektedir. 

1943’ta Pişeveri’nin önderliği ile Azerbaycan’da başlayan Milli Azerbaycan harekâtından yararlanan Kürtlerin tarihi Azerbaycan topraklarında; Maraga, Sınıkkale, Hemedan, Senendec ve diğer Azerbaycan topraklarında bağımsız Mahabat Kürt devleti kurduklarını da kaydetmeliyiz. Devrimin bastırılmasından sonra bu topraklarda Kürt eyaleti kuruldu ki, günümüzde bura İran Kürdistanı olarak adlandırılmaktadır. Bu, Azerbaycan Türklüğünün XX. yüzyıldaki en büyük kaybıdır. İrevan Hanlığı, Karabağ Ermeniler tarafından, Güney Azerbaycan’ın Maraga, Sınıkkale, Hemedan, Senendec bölgeleri Kürtler tarafından zaptedilmiştir. Bununla birlikte Kürtler Batı Azerbaycan’ın Urumiye, Sulduz, Maku, Hoy, Tikantepe bölgelerini de Kürdistan adlandırmakta ve Tarihi topraklarımızı ele geçirmek için mücadele etmektedirler. Türkiye ve Azerbaycan ise bu süreçlere müdahale etme, kendini savunma imkanından mahrum edilmiştir. Kerkük bölgesinde Kürdistan devletinin kurulması, Urumiye bölgesinin ve Nahçivan’ın da Kürtleştirilmesi projesi bağımsızlık uğrunda mücadele eden Güney Azerbaycan’ın gelecekte Kürdistan – Ermenistan arasında sıkıştırılması ve Kuzey Azerbaycan’dan, Türkiye’den tecrit olunması sonucuna çıkaracaktır. Böylelikle de Bütün Azerbaycan düşüncesi fiyaskoya uğrayacaktır yani Kuzey Azerbaycan’la Güney Azerbaycan arasında arazi, toprak birliğinin mevcudiyetine darbe vurulacak, her iki Azerbaycan “Kürdistan”, “Ermenistan” tehdidi altında kalacaktır. Belirtmeliyiz ki, İran rejiminin Urumiye gölünün kurutulması ve Azerbaycan Türklerinin bu topraklardan göçürülmesi palanı da Anadolu ve Azerbaycan arasında coğrafi, etnik, kültür bağlarının koparılması siyasetine hizmet etmektedir."

·         Türkiye Türkçesine aktaran: Alpaslan Demir