Köşe Yazısı

15 Temmuz’da Ülkücüler Neredeydi?

Ahmet Uzunoğlu
Ahmet Uzunoğlu
3 dk Sesli Dinle 0

Bu soru her yıl yeniden soruluyor. Cevabı ise tarih çoktan yazdı.

15 Temmuz gecesi ülkücüler ne sosyal medyada kahramanlık yaptı ne de sonucu bekleyip kazanan tarafa geçti. Ülkücüler o gece, namlunun ucundaydı. Bayrağının yanında, devletinin yanında, ezanının yanında, annesinin, bacısının ve evladının geleceğinin önünde duruyordu. Ölmek gerekiyorsa ölmeye, kurşun gerekiyorsa kurşun yemeye hazırdı.

Çünkü ülkücülük, sadece konuşmak değil; gerektiğinde bedel ödemektir.

Biz ülkücüler Allah için yaşar, vatan için ölmesini şeref biliriz. Bu anlayış dün de böyleydi, bugün de böyledir.

15 Temmuz gecesi sokaklara çıkan insanların içerisinde siyasi görüşü ne olursa olsun milyonlar vardı. Ancak ülkücü hareketin yetiştirdiği fedakârlık anlayışı, “önce devlet” düsturuyla yetişmiş binlerce insan da en ön saflardaydı. Çünkü ülkücü için devlet çökerse ne makamın, ne servetin, ne siyasetin bir anlamı kalır.

Tarih bunun örnekleriyle doludur.

Kıbrıs’ta, Güneydoğu’da, terörle mücadelede, sınır ötesi harekâtlarda, şehitliklerde hep aynı ruh vardı. 12 Eylül öncesinde sokaklarda can veren ülkücü gençlerin de, PKK ile mücadelede toprağa düşen evlatların da ortak paydası aynıydı: Devlet yaşasın ki millet yaşasın.

15 Temmuz gecesi de değişen hiçbir şey olmadı.

Tankın önüne çıkanların, köprüye koşanların, kurşunlara göğsünü siper edenlerin arasında nice ülkücü vardı. Onlar bunu bir siyasi iktidar için değil, devlet için yaptılar. Çünkü ülkücü sadakatini şahıslara değil, devlete gösterir.

Bugün televizyon ekranlarında 15 Temmuz’u anlatan, meydan meydan dolaşarak o gecenin destanını sahiplenen birçok isim konuşabiliyorsa, bunda o gece canını ortaya koyan isimsiz kahramanların büyük payı vardır. O isimsiz kahramanların arasında da sayısız ülkücü bulunuyordu.

Ülkücüler olmasaydı ne olurdu sorusunun cevabını düşünmek bile istemeyiz. Çünkü devlet otoritesinin çöktüğü coğrafyaların nasıl parçalandığını, insanların nasıl perişan olduğunu yakın tarih bize defalarca göstermiştir. Irak, Suriye, Libya bunun acı örnekleridir.

Ülkücülük; seçimden seçime ortaya çıkan bir heyecan değildir. Ülkücülük, devlet dara düştüğünde ilk safta yer almaktır. Alkış beklemeden görev yapmaktır. Gerektiğinde isimsiz kalmayı göze almaktır.

Bu yüzden ülkücülük bir parti meselesinden önce bir karakter meselesidir.

Elbette hiçbir topluluk toptan kahraman ya da toptan kusursuz değildir. Ancak ülkücü hareketin temel mayasını oluşturan vatan sevgisi, bayrak aşkı ve devlet şuuru, Türkiye’nin en zor günlerinde defalarca kendisini göstermiştir. 15 Temmuz da bunun unutulmaması gereken örneklerinden biridir.

Bugün bize düşen görev; o gece yaşananları sadece hamasetle anlatmak değil, aynı ihanetlerin farklı isimlerle, farklı maskelerle ve farklı yöntemlerle yeniden ortaya çıkmaması için devletimizi güçlü, milletimizi şuurlu tutmaktır.

Rabbim; vatanını, milletini, bayrağını, ezanını ve namusunu her türlü şahsi hesabın üzerinde tutan gerçek ülkücülerin sayısını artırsın.

Rabbim bu millete bir daha 15 Temmuz gibi karanlık geceler yaşatmasın.

Devletimize zeval, bayrağımıza gölge, milletimize esaret göstermesin.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş