Köşe Yazısı

19 Mayıs’ın Türk Milliyetçiliği Açısından Tarihî ve Fikrî Anlamı

Savaş Erman
Savaş Erman
3 dk Sesli Dinle 0

19 Mayıs 1919, Türk tarihinin yalnızca askerî ve siyasî bir dönüm noktası değil; aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin devlet iradesine dönüşmesinin de başlangıcıdır. Samsun’da başlayan Millî Mücadele, işgale karşı verilen sıradan bir bağımsızlık savaşı olmanın ötesinde, Türk milletinin tarih sahnesindeki varlığını yeniden tahkim ettiği büyük bir millî uyanış hareketidir.

Osmanlı Devleti’nin son döneminde yaşanan askerî yenilgiler, siyasî çözülmeler ve emperyalist müdahaleler yalnızca bir devletin çöküşünü değil; aynı zamanda Türk milletinin kimlik, egemenlik ve gelecek tasavvuruna yönelik ciddi bir kuşatmayı beraberinde getirmiştir. Özellikle Mondros Mütarekesi sonrasında ortaya çıkan manda ve himaye tartışmaları, Türk milletinin tarihî iradesini yok sayan teslimiyetçi bir anlayışın tezahürü olarak dikkat çekmiştir.

İşte 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, bu teslimiyetçi anlayışa karşı Türk milliyetçiliğinin fiilî ve siyasî cevabı olmuştur. Çünkü Millî Mücadele’nin temel dayanağı; etnik, mezhebî veya bölgesel aidiyetlerden ziyade “Türk milletinin müşterek kaderi” fikrine dayanıyordu. Bu yönüyle 19 Mayıs, modern Türk milliyetçiliğinin yalnızca düşünsel değil, aynı zamanda kurucu bir siyasî irade hâline gelişinin sembolüdür.

Ziya Gökalp’in fikir dünyasında şekillenen millî devlet anlayışı, Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset”te ortaya koyduğu Türkçü perspektif ve Ömer Seyfettin’in millî bilinç vurgusu, Millî Mücadele döneminde siyasî bir karşılık bulmuştur. Anadolu’da yürütülen mücadele, ümmet merkezli çözümlerin çöktüğü; millet merkezli devlet anlayışının ise tarihî bir zorunluluk hâline geldiği bir sürecin ürünüdür.

Bu bakımdan 19 Mayıs, yalnızca askerî direnişin başlangıcı değil; Türk milletinin kendi kaderini tayin hakkını yeniden ilan ettiği tarihî bir kırılma noktasıdır. Nitekim Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde ortaya konulan “millî iradeyi hâkim kılma” düşüncesi de doğrudan doğruya Türk milliyetçiliğinin siyasî tezahürü niteliğindedir.

Türk milliyetçiliği açısından 19 Mayıs’ın en önemli yönlerinden biri de gençlik idealidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu günü Türk gençliğine armağan etmesi, gençliği biyolojik bir yaş kategorisinden ziyade bir “millî şuur taşıyıcısı” olarak görmesinden kaynaklanmaktadır. Çünkü milletlerin devamlılığı, yalnızca coğrafî sınırlarla değil; tarih, kültür, dil ve ülkü birliğiyle mümkündür. Bu birlik ise ancak şuurlu nesiller eliyle korunabilir.

Bugün 19 Mayıs ruhunu anlamak; yalnızca geçmişi anmak değil, Türk milletinin geleceğine dair stratejik bir bilinç geliştirmektir. Küreselleşme çağında kimliksizleşmenin arttığı, kültürel aşınmanın hızlandığı ve millet kavramının çeşitli ideolojik tartışmalarla zayıflatılmaya çalışıldığı bir dönemde, 19 Mayıs’ın temsil ettiği millî duruş daha da önemli hâle gelmektedir.

Türk milliyetçiliği, tarihsel süreç içerisinde hiçbir zaman saldırgan bir yayılmacılık anlayışına dayanmamıştır. Aksine, milletin bağımsızlığını, kültürel sürekliliğini ve devlet egemenliğini koruma refleksi üzerine inşa edilmiştir. 19 Mayıs ruhu da tam olarak bu bağımsızlık karakterinin tarih sahnesindeki tezahürüdür.

Bugün Samsun’da yakılan meşale; yalnızca bir kurtuluş hareketinin değil, Türk milletinin yeniden tarih öznesi hâline gelişinin simgesidir. Bu sebeple 19 Mayıs’ı anlamak, Türk milletinin yakın tarihini olduğu kadar, geleceğe dair ülküsünü de anlamaktır.

Çünkü 19 Mayıs, Türk milletinin yeniden “ben varım” dediği gündür.

Bu Yazıyı Paylaş