Köşe Yazısı

Bir Neslin Hafızasında Kalan Adam: İbrahim Metin

Savaş Erman
Savaş Erman
3 dk Sesli Dinle 0

Bazı insanlar vardır; bir makamla, bir unvanla değil, bir duruşla hatırlanır. İbrahim Metin, bizim için tam da böyle bir isimdi. Çocukluğumuzun, gençliğimizin ve fikir dünyamızın sessiz ama sarsılmaz kilometre taşlarından biri…

Onu tanıyan herkes bilir: Hayat, İbrahim Metin’e çoğu zaman kolay davranmadı. Çektiği sıkıntılar, yaşadığı maddi zorluklar ve buna rağmen hiç bozulmayan karakteri, bir ömrün arka planında ağır bir imtihan olarak durur. Ankara’daki baba mülkleri satılana kadar süren yokluk, onun hayatında bir kırgınlığa değil; sabra ve vakara dönüşmüştü.

Bizim camiada “vefa” çok söylenir ama ne yazık ki çoğu zaman sınavdan geçemez. İbrahim Metin, bu sınavı verenlerdendi. Siyasetin sert yüzünü gördü, haksızlıklara uğradı; ama hiçbir zaman yolundan dönmedi.

1999 seçimleriyle birlikte Sadi Somuncuoğlu’nun Devlet Bakanlığı görevine gelmesi, onun için bir sorumluluk döneminin kapısını araladı. Emlak Konut Genel Müdürlüğü görevini bir makam değil, bir emanet olarak gördü. Masasına oturur oturmaz hesaplara eğildi, suiistimalleri ortaya çıkardı. Çünkü onun dünyasında devlet malı, korunması gereken bir namustu.

İbrahim Metin’in yöneticiliği, sadece bugünü değil; tarihi de kuşatan bir anlayışa dayanıyordu. Kanuni Sultan Süleyman’ın Gazi Bali Bey’e yazdığı fermanı gün yüzüne çıkarması, geçmişe öykünmek değil; bugüne ders vermekti. “Adalet her iyiliğin başıdır” diyen bu metni çoğaltıp dağıtması, devlet adamlarına sessiz ama güçlü bir hatırlatmaydı.

Siyasetin bıçak gibi keskin yüzü burada da kendini gösterdi. Sadi Somuncuoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecinde yaşananlar, sadece bir ismin değil; bir çizginin tasfiyesiydi. Onun görevden alınmasıyla birlikte İbrahim Metin’in de görevden el çektirilmesi, vefanın nasıl kaybolabildiğinin somut bir örneğiydi.

Ama o, küsmeyi bilmedi. Kırıldı belki; ama eğilmedi. Seksen yaşına yaklaşmış olmasına rağmen, on sekiz yaşındaki ülkücü heyecanını koruyarak yazdı, konuştu, anlattı. Konferans salonlarında, kitap sayfalarında, telefonun ucunda hep aynı çağrı vardı:

“Çalışmak gerekir.”

Devlet Gazetesi onun için bir yayın organı değil, bir davaydı. Bizler, onun çırakları olarak bu mirası taşımaya çalıştık; bazen gücümüz yetmedi, bazen nefesimiz tükendi. Ama o, hiçbir zaman vazgeçmedi. Daha sonra çıkan Millî Devlet gazetesinde gençlerin elinden tutması, yazı yazması yetmezmiş gibi gazeteyi bizzat satacak kadar alçakgönüllü oluşu, onun kim olduğunu anlatmaya yeter.

Vefatından kısa süre önce yaptığı telefonlar, bugün dönüp bakınca birer sessiz vedaymış. O an anlayamadık. İki gün sonra gelen beyin kanaması haberiyle sarsıldık. Meğer o, sevdikleriyle helalleşiyormuş. “Öleceği insanın içine doğar” sözü, bazı insanlar için fazlasıyla doğruymuş.

İbrahim Metin, bir ülkücü olarak yaşadı; bir ülkücü gibi bu dünyadan ayrıldı. Makamlar geçti, görevler bitti ama geriye bir ahlak, bir duruş ve bir örneklik kaldı.

Bizlere düşen, onu yalnızca anmak değil; temsil ettiği vefayı, adaleti ve mücadele azmini yaşatmaktır.

Çünkü bazı insanlar ölmez; bir neslin hafızasına dönüşür.

Bu Yazıyı Paylaş