Coğrafya kader masalı…
“Coğrafya kaderdir” denildiğinde, çoğu zaman sorumluluktan kaçan bir teslimiyet gizlidir. Oysa asıl kader, aklın devre dışı bırakıldığı, eleştirel düşüncenin bastırıldığı ve cumhuriyetin kurucu değerlerinin günlük siyasetin dar hesaplarına kurban edildiği yerde yazılır. Aklını kullanmayan toplumlar, başına geleni kaçınılmaz sanır; sorgulamaz, hesap sormaz, değiştirmeye cesaret edemez.
Bu topraklarda kader diye sunulanın büyük kısmı, tercihlerimizin ve ihmallerimizin sonucudur. Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği akıl ve bilim yolu, yalnızca bir modernleşme hamlesi değil; aynı zamanda toplumsal bir ahlâk çağrısıydı. Bugün yaşadıklarımız, bu çağrıdan uzaklaşmanın bedelidir.
Politik alanda, kuvvetler ayrılığının zayıflatıldığı, denge ve denetleme mekanizmalarının işlevsizleştirildiği bir iklimde demokrasiden söz etmek giderek zorlaşıyor. Hukuk, kişilere ve dönemsel ihtiyaçlara göre eğilip büküldüğünde, adalet duygusu toplumun tamamında aşınıyor. Hukuksuzluk yalnızca mahkeme salonlarında kalmıyor; ekonomiye, yatırımlara, basına ve gündelik hayata sirayet ediyor.
Ekonomi ise bu tablonun en görünür yüzü. İşsizlik, özellikle gençler arasında kronikleşmiş durumda. Diplomalı gençlerin umudu bavula sığıyor; kalanların payına güvencesiz işler, düşük ücretler ve geleceksizlik düşüyor. Yoksulluk, istatistiklerin soğuk diliyle değil, mutfakta tencerenin boşluğu, pazarda filesiz dolaşan insanların bakışlarıyla hissediliyor. Emekliler, yıllarca verdikleri emeğin karşılığını alamıyor; “geçinemiyoruz” cümlesi bir şikâyet değil, çıplak bir gerçeğe dönüşüyor.
Tarım ve hayvancılıkta tablo daha da çarpıcı. Üretici, girdi maliyetleri karşısında ezilirken; ithalat politikalarıyla kendi toprağında yabancılaştırılıyor. Köy boşalıyor, şehirler yoksullaşıyor. Esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken, sanayici öngörülebilirlikten yoksun bir ortamda yatırım kararlarını ertelemek zorunda kalıyor. Ekonominin çarkları, emekle değil borçla dönüyor.
Basın, toplumun aynası olmaktan uzaklaştıkça, karanlık alanlar büyüyor. Sorgulayan, araştıran gazetecilik yerine; suskunluk, otosansür ve tek seslilik hâkim oldukça, hakikat de kamuoyundan saklanıyor. Oysa basın özgürlüğü, bir lüks değil; sağlıklı bir toplumun nefesidir.
Terör ve güvenlik meselesi ise yalnızca askerî tedbirlerle çözülecek bir sorun değil. Adalet, eşit yurttaşlık ve toplumsal barış olmadan güvenlik kalıcı olmaz. İnançlar üzerinden yürütülen siyaset, dini bir değer olmaktan çıkarıp bir araç hâline getirdiğinde, hem inancı hem toplumu zedeler. Din sömürüsü, yoksulluğun ve çaresizliğin üzerine serilen en tehlikeli örtüdür.
Bütün bu tabloya bakıp “coğrafya kaderdir” demek kolaydır. Zor olan, aklı ve bilimi rehber edinmek; özgürlükleri, hukuku ve cumhuriyet değerlerini savunmaktır. Kader, değiştirilemez bir yazgı değildir. Kader, vazgeçtiğimiz anda başlar. Sorguladığımızda, sahip çıktığımızda ve cesaret ettiğimizde ise değişir.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Alp Demir
Bu yazınıza aynen katılıyorum. Akıl ve bilim yolu, ancak akıl ve bilim yolunu talep eden bir millet ile mümkündür. Oysa bu gün ülkeyi yönetenler, akıl ve bilim yolunu değil, dindar nesil yoluna yatırım yapıyor. Bu kafa ile aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetişmez. Ayrıca akıl ve bilim yolunu asla talep etmeyecek ülke halklarını Türkiye'ye doldurup, yemek, içmek, uyumak ve üremekten başka insanlığa ve ülkeye hiç bir katkısı olmayacakların sayısını artırarak da olmaz. Ve buradan bir ırkçılık söylemi uydurarak da bu işin içinden çıkılmaz.
