Köşe Yazısı

Çok Konuşanların Yanında Sustum: "İstihbaratçı" Dediler!

Betül Azra
Betül Azra
4 dk Sesli Dinle 0

İnsanlar, benim devlet yararına çalışan bir istihbaratçı ya da ajan olduğumu düşünüyorlar. Düşünmekle olunuyor mu öyle :) Hatta bunu bana duyurmak maksadıyla farklı şekillerde sorular yöneltiyorlar. Bu dedikodu mesabesindeki sözler, konuşanların ağzında adeta bir devlet sırrı havası veriyor. Ve nihayet lakırdıların pek çoğu benim algı alanıma bilvesile sokuluyor.

Türk Devletinin üstün yararına hizmet için çalıştığım doğru. Ancak bu, zannedildiği ve kategorize edip sıfatlandırıldığı gibi sonradan oluşan, eğitimle edinilen, mensubiyetle alınan bir çalışma değil. Ben, zaten bunun için doğdum. Bu amaçla karnım doydu ve boyum serpildi. Bana yapılan ilk göreve çağrı bildirisi ise 20 Ekim 1927'de söylendi ve yazıldı. Doğumumdan 72 sene geriye giden bir hadise. 

Haddi zatında Türk Devletinin yaraına yapılacak işler çeşitlidir. Mensubiyetlerin çoğu, tahmin edebileceğiniz kadar basit ve komplo teorileri üreteceğiniz kadar efsunlu değildir. Yaptığım herhangi bir şeyi bu üstün hedef için yapmış olabilirim. Bunu duyurma şeklim, söylediğim mekân ve muhataplarım, bazı şeyler hakkında ipucu veriyor olsa da benim hiçbir başarımdan mensubiyet çıkarımı yapılamaz. 

"Türk'üm, bu ad her unvandan üstündür" düşüncesiyle, başkaca bir "şey" olmaya çalışmıyorum. Böyle bir hukuki bilgi de yok. Bu yokluk bilgisi, hayatlarındaki her şeyi sıfatlarla anlamlandıran insanlar için sıkıntı verici. Türkiye'deki magazinel söylemlerden müzik dinler gibi haz alanlar için çok daha sıkıcı olsa gerek. 

Oysa Türk Milletinden olmaktan daha üstün bir sıfatımız olamaz. Bu, sonradan olmaz. Bu, zorlamayla olmaz. Bu, bahse konu meseleyi meslek edinmekle de olmaz. Bu, doğuştan gelen bir yetenektir. Pek çok kimseye verilmiştir. Ve bu yeteneğin kendisine verildiği kişiler de mizaçlarına ve kabiliyetlerine göre bu yeteneği şekillendirirler. Bazıları da bu yeteneğin getireceği külfetlerden azad olmak için, onu kendilerine verilmemiş sayarlar. Ki bu da bir tercihtir.

Şimdi gelelim şu söylentilere:

Ajan olamayacak kadar "öylesine" konuşuyorum. Ama benim öylesine yaptığım konuşmalar,  size planlı bir metni arz ettiiğim hissini veriyor olabilir. Bu, sizin retorik kültürünüzle alakalı. Benimle alakalı değil.

Bir devlet sırrı verilse bana onu saklamak için susmayı isterim. Ama bir susanı, sorularımla konuşturabilir miyim emin değilim. Yalnız şöylesi var, yargılamaz tavrım sebebiyle insanlar bana içlerindekini açabilirler. Nitekim herkes her şeyi her yerde konuşuyorsa onlar geveze değildir de susup dinleyen istihbaratçıdır öyle mi? Ne parlak bir çıkarım :)

Peki neden böyle şeyler iddia ediliyor? Siyasette bulunduğum için mi, akademik ilgim hasebiyle mi yoksa özgüvenimin temelini bir kurumda mı arıyorlar? Bana sorarsanız bu konudaki kiilit nokta: "Aşikârlık" meselesi.

Toplumumuzda düşünce kalıpları var. Bunlara önkabul diyoruz. Örneğin: "Herkes muhakkak bir şeyi gizler" önkabulü perspektifinden bakıldığında -ki bu inanış bizim toplumumuzda yaygındır- sorulan soruları hesapsız ve tüm açıklığıyla cevaplayanları garipserler. Bir şey gizlemek için duraksayarak konuşmuyor, demek ki planlı bir gizem var. Peki bir şey gizlemiyor olamaz mıyım? Bu, hiç akıllara gelmiyor. 

Belki de yaşadığım şehri, yaşımı ya da hayatımdaki herhangi bir detayı gizlesem, bu garip fikirliler rahata erecektir. İşte bakın, ne gizlediği belli. Artık arayacağımız şeyi biliyoruz. Onlara arayabilecekleri, bulmak isteyecekleri bir sır sunmadığım için benden rahatsız oluyorlar. Bu da benimle alakalı değil, düşünce sistemlerindeki hatalı kabullerle alakalı.

İnsanlar oldukları kişiden çok zannedildikleri imaj üzerine mesai harcadıkları için herkesin bir  diğer madalyon yüzüne sahip olduğuna inanıyorlar. İnançlarında hür olanlar, neden inançlarını başkalarının hürriyetine kement olarak takmak istiyorlar anlamıyorum. 

Bir gün dayanamayıp soran birine: "Evet, istihbaratçıyım" diyeceğim. Mıuhtemelen meslekteki son günüm olur o :)

Ya da: "Ne istihbaratçısı, yok öyle bir şey" desem, zaten ajanlar hep öyle söylüyor değil mi... Ayıkla pirincin ak taşını :)

Bir seçenek de susmak elbette, onu da ikrar kabul eden var. Ne desek olmuyor, trajikomik konuşmalar bitmiyor. Absürtlüğü şöyle anlatmak isterim, sonra da artık bu konuyu ebediyen kapatalım mümkünse :)

Sosyal Medya hesaplarımdaki aktif etkileşim dönemlerinde: "Herkes tutuklanıyor, sen niye tutuklanmıyorsun?" sorusunu duydum. Özür dilerim tutuklanmadığım için...

Birkaç aydır da sosyal medya hesaplarımdan birini kapattım ve doktora yeterlik sınavı çalışmalarıma ağırlık verdim, şehir değiştirdim ve eşyada azalmaya gittim. Önemli bir görevi ifa eden siyasi danışmanlardan birisi demiş ki: "4/5 aydır instagramını kapattı ve uzaklaştı. Acaba neye hazırlanıyor?"  

Benden yüksek beklentileriniz sebebiyle teşekkür ederim ama abartmayalım :)

Bana sorarsanız, tanıdığım kötülere kıyasla ben kötü bir insan değilim. Tanıdığım iyilere kıyasla da çok iyi bir insan değilim. Tanıdığım cahil kimselere kıyasla son derece bilgili, kalem tutuşunu gördüğüm bilgelere kıyasla zır zır cahilim. Neyse ki iyilik ve insanlık dereceleri çan eğrisiyle belirlenmiyor. Kimse yek diğerinin değerini belirleyen unsur değil.

Bu Yazıyı Paylaş