“Türkiye’de Bitmeyen Terör” Neyi İşaret Ediyordu? [1]
Son günlerde gerek basında gerekse dijital yayınlarda yürütülen tartışmaları, akademisyen kimliğimin getirdiği o tanıdık "mesleki hafıza" ile izliyorum. Sayfalarını Siyasetçi Yazar Bülent Akkar ile birlikte ilmek ilmek dokuduğumuz, belge belge inşa ettiğimiz “Türkiye’de Bitmeyen Terör” kitabımızda dikkat çektiğimiz pek çok husus, bugün farklı imzalarla, farklı ekranlarda yeniden gündeme taşınıyor.
Özellikle kitapta yer verdiğimiz darbe iddiaları ve vesayet odaklarının karanlık ilişki ağları, güncel gelişmelerin ışığında bir kez daha Türkiye’nin ana gündem maddesi haline gelmiş durumda. Siyasetçi Yazar Bülent Akkar’la bu yola çıkarken amacımız basit bir siyasi kronoloji sunmak değildi.

Bizler, Türkiye'de "terör" kavramının sadece dağdaki ya da sokaktaki silahlı eylemlerden ibaret olmadığını; aksine devletin kılcal damarlarına sızmış, bürokrasiyi, yargıyı ve askeri vesayeti kendi emelleri için araçsallaştıran yapısal bir sistem olduğunu ortaya koyduk. Kitabı kaleme alırken ortaya koyduğumuz darbe iddiaları ve perde arkası kurgular, o dönem kimileri tarafından "aşırı şüphecilik" ya da "komplo teorisi" olarak nitelendirilmişti. Sonra kitabımız, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Kütüphanesi'ne alındı...
Bugün gelinen noktada görüyoruz ki; tarih, haklılığımızı bir kez daha tescillemektedir. Farklı yayın organlarında, köşe yazılarında ve televizyon programlarında bugün "yeni bir keşif" gibi sunulan pek çok iddia, esasen bizim kitabımızda dikkat çektiğimiz o görünmez ağların doğal birer sonucudur.
Türkiye'de vesayet odakları şekil değiştirir, manşetler değişir, aktörler değişir; fakat krizlerden beslenen ve milli iradeyi akamete uğratmayı hedefleyen o karanlık zihniyet varlığını korumaya çalışır.

Biz “Türkiye’de Bitmeyen Terör” eserinde tam da bu dinamiğe mercek tutmuştuk. Sadece görünen failleri değil, o faillerin arkasındaki idari ve uluslararası mekanizmaları, askeri müdahale zeminlerini besleyen provokasyonları analiz ettik.
Bugün mezkûr iddiaların yeniden yüksek sesle tartışılması, Türkiye'nin geçmişiyle ve devlet içine çöreklenmiş yapılarla yüzleşme ihtiyacının hâlâ ne kadar taze olduğunu gösteriyor.
Bir yazar için yazdıklarının zaman tarafından doğrulanması, mesleki tatminin ötesinde buruk bir sorumluluk duygusu getirir.

Keşke dediklerimiz sadece temelsiz birer iddia olarak kalsaydı da ülkemiz bu çalkantılı süreçlerden geçmek zorunda kalmasaydı. Ancak hakikat, ertelenemez bir zorunluluktur.
Bugün yazılanları, çizilenleri ve ortaya atılan yeni iddiaları takip ederken okurlarımıza ve kamuoyuna çağrımız şudur: Olayları tekil parlamalar olarak değil, geniş bir tarihsel bütünlük içinde değerlendirin. Hocam Bülent Akkar ile birlikte kaleme aldığımız çalışmamız, tam da bu bütünlüğü görmek isteyenler için dün olduğu gibi bugün de deniz feneri olma vasfını korumaktadır.
Çünkü Türkiye’de bitmeyen terörün de, bitmeyen vesayet heveslerinin de panzehiri; hafızayı diri tutmak ve hakikatin peşini bırakmamaktır.
Bir sonraki yazıda, kitabımızdaki çarpıcı birkaç iddianın günümüze yansımalarını yayımlayacağız.
