Köşe Yazısı

Demokrasi ile Despotizm Arasında

Av. Dr. İrfan  Sönmez
Av. Dr. İrfan Sönmez
3 dk Sesli Dinle 1

"Seçim varsa demokrasi vardır ve bu kafidir," gibi sakat bir görüş topluma pompalıyor.

Bu, demokrasiyi seçime indirgemek, onun varlığını perçinleyen esas unsurları görmemektir. Dünyamız -seçimli- diktatörlüklerle doludur. Yakın geçmişle kadar Suriye'de de seçim vardı, Mısır'da, Rusya'da da var. Bu ülkeleri demokratik devlet sınıfına sokabilir miyiz? Seçim demokrasinin dibacesi, giriş kapısıdır. Önemli olan seçilenlerin denetim ve sınırlarıdır. Onu için Saint Just, "Özgürlüğünüzü sürdürmek istiyorsanız iktidarı bölün," demiştir. Yani değerli hukukçu Sami Selçuk'un ifadesiyle; iktidarın tek elde toplanmaması, gücün paylaşılmasıdır. Bunun hukuk ve siyaset bilimindeki adı güçler ayrılığıdır.

Gücün tek elde toplanmasının sonuçları, hem güçler ayrılığının önemini, hem de denge ve denetim mekanizmalarının gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Güç, ancak üstün bir güçle sınırlanabilir. İşte Yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü bunun içindir.Hukuk, sınırlayan, yargı denetleyen ve yaptırımcı yanı olan bir güçtür. Bunun için yargının bağımsız ve yansız olması gerekir. Çünkü ancak bu vasfını koruduğu müddetçe gücün kışkırttığı insan doğasını durdurması mümkün olur. Onun için güç sarhoşluğunu gemlemek ahlakın konusu olmaktan çok hukukun konusudur. İnsanlar ahirete bırakılan adaletten daha çok dünyada karşılaşacakları yaptırımlardan etkilenmektedir. Allah'ın sonsuz rahmeti bir af ve cezasızlık olarak anlaşılmakta veya yorumlanmakta, yargı da çeşitli sebeplerle işlevsizleşmişse güç toplumu ezen, sömüren bir baskı aracına dönüşmektedir. Üstelik güç sahipleri için bu seçim kazanmakla elde edilmiş tabii bir hak olarak görülmektedir.

Bu konuda Aktan'ın şu tespitleri son derece değerli ve yerindedir:

"Seçimi kazanmış olsa da hiç bir iktidara sınırsız yetkiler içeren bir yönetim vekaletnamesi verilemez. Sadece kendi önünü gören seçmenlerin var olduğu bir toplumda halkın doğru tercihlerde bulunduğunu söylemek gerçekçi değildir. Seçim ve oylama mekanizması bir iktidarın gücünü kötüye kullanma eğilimini ortadan kaldırmak için yeterli değildir.Seçim sonucunda en fazla oy alarak iktidar olanlar, halkın değil çoğunluğun çıkarlarını temsil ederler. Mevcut siyasal sistemlerin bir çoğunda gerçek yöneticiler plütokratlar, yani parasal gücü elinde tutan çıkar ve baskı guruplarıdır. Bugün demokrasi dediğimiz yönetimlerde lider sultası hakimdir, halk temsilcilerini kendi seçmemektedir.Parti başkanlarının seçtiği isimler arasında halk tercih yapabilmektedir. Partilerde güç belirli elit kesimlerin elinde toplanmıştır. Yargı bağımsızlığı işte bunun için gerekli ama yeterli koşul değildir. Bütün bu saydığımız nedenler iktidarların güç ve yetkilerini niçin sınırlamamız gerektiğini ortaya koyuyor.Sınırsız iktidar yozlaşmaya eğilimli, sınırsız demokrasi despotizm demektir.(Coşkun Aktan, Demokrasi, Poliarşi ve Demarşi,s.198)

Bu aktarım, bugün yaşadığımız yozlaşma ve çürümenin cevabını da vermektedir.Gücün tek elde toplanması demokrasi ve adaletten rücu etmektir. M.M.Hekimoğlu'nun ifadesiyle: Hükümet sistemlerinin tanımlanmasında esas alınan kıstas, devlet içinde kuvvetlerin dağılımı ve düzenlenişidir. Kuvvetler ayrılığı demokratik bir devlet yönetiminin ilk şartı sayıldığından kuvvetler ayrılığı olmayan rejimler otoriter veya totaliter sayılmaktadır.(M. Merdan Hekimoğlu,Anayasa Hukukunda Karşılaştırmalı Demokratik Hükümet Sistemleri ve Türkiye,s.7)Ne yazık ki, bugün geldiğimiz nokta demokrasiden çok despotizme yakındır. Bundan sonraki seçimler demokrasi ile despotizm arasında olacaktır.
 

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Metin güneş

    Siz bir hukukçu olarak Türkiye de hukukun varlığına eşit olduğuna inanıyormusunuz, güveniyormusunuz .

Bu Yazıyı Paylaş