Köşe Yazısı

​Ölçünün Mal Olduğu Yerde Adalet Mümkün mü?

Yunus Ekşi
Yunus Ekşi
3 dk Sesli Dinle 0

​Modern ekonominin en büyük yanılsaması, paranın sadece bir değişim aracı olduğu iddiasıdır. Oysa bugünün Türkiye’sinde ve dünyasında para; mal ve hizmetlerin değerini ölçen bir birim olmaktan çıkmış, bizzat ticaretin ana konusu haline gelmiştir. Yani "ölçü", artık tarttığı maldan daha kıymetli bir "mal" haline dönüştürülmüştür. Bu durum, sadece ekonomik bir tercih değil, kökleri derin bir adaletsizliğe dayanan sistemsel bir sorundur.

​Borç ile Başlayan Ölçü Birimi

​Paranın üretim süreci incelendiğinde, karşımıza çıkan tablo oldukça çarpıcıdır: Para, piyasaya bir değerin karşılığı olarak değil, bir borcun belgesi olarak girmektedir. Merkez Bankası ve bankacılık sisteminin işleyişi, parayı faiz enstrümanı aracılığıyla bir borç mekanizmasına bağlamıştır. Bu sistemde para, üretimin doğal bir sonucu değil, üretim yapabilmek için "kiralanması" gereken pahalı bir araçtır.

​Kredi yoluyla piyasaya sürülen para, beraberinde kısıtları ve faiz yükünü getirir. Devlet vergi toplarken, üretici mal üretirken, halk tüketirken aslında hep bu başlangıçtaki "borç düğümüne" eklemlenir. Sonuç olarak; mal ve hizmetlerin üretimi, parayı elinde tutan dar bir azınlığın kontrolüne ve onların belirlediği faiz şartlarına mahkûm edilir.

​Gerçek Üretim ile Sanal Para Arasındaki Uçurum

​Piyasada dolaşan para miktarı ile üretilen mal ve hizmetlerin gerçek değeri arasındaki denklik bozulmuştur. Para, sanal ve kontrollü bir şekilde üretilirken, bu kontrol mekanizması tüm toplumsal değerleri tahakküm altına almaktadır. Ortak bir kamu değeri olması gereken paranın üretimi, adeta bir "özel şirket" mantığıyla, belli bir zümrenin çıkarına hizmet eder hale gelmiştir. Paranın üretimini belirleyen mekanizmaların şeffaflıktan uzak ve dar bir çevrenin lehine işlemesi, emeğin ve alın terinin bu mekanizma karşısında erimesine yol açmaktadır.

​Sorgulanması Gereken Üç Soru

​Bu noktada, mevcut bankacılık ve finans sistemini masaya yatırmak, şu üç kritik soruyu sormaktan geçer:

  1. ​Para aslında kimindir? Kamu hakkı olması gereken bir ölçü aracı, nasıl olur da bir borç sarmalına dönüşebilir?

  2. ​Bizi bizden habersiz kim borçlandırıyor? Sistemin işleyişi gereği, her yeni para arzının topluma faiz ve enflasyon olarak dönmesi, halkın iradesi dışında bir borç yükü altına girmesi demektir.

  3. ​Para nasıl üretiliyor? Paranın üretim süreci mal ve hizmet üretimine mi katkı sunuyor, yoksa üretimi kontrol etmek için bir pranga vazifesi mi görüyor?

​Sonuç: Kamu Hakkına Dönüş

​Gerçek bir ticaretten bahsetmek için, ölçü aracının tarafsız ve adil olması gerekir. Eğer para, birilerinin tekelinde faizle dağıtılan bir meta ise, orada ticaret değil; kontrol ve sömürü vardır.

Bankacılık sisteminin kredi modeli ve Merkez Bankası’nın para üretim mekanizması acilen sorgulanmalıdır. Paranın, üretim ve emekle doğrudan bağının kurulduğu, borca değil değere dayalı bir sistemin inşası, sadece bir ekonomi politikası değil, bir adalet mücadelesidir.

Bu büyük sorunun çözülmesi için siyasetten tutun tüm toplum katmanlarına bu mesele çok iyi anlatılması gerekir.

@yunuseksi_53

Bu Yazıyı Paylaş