Köşe Yazısı

Salonların Işığı Yanmadığında

Savaş Erman
Savaş Erman
2 dk Sesli Dinle 0

Bazen bir film vizyona girmez.

Afişi asılır, tarihi yazılır, fragmanı dolaşır…

Ama salonların ışığı yanmaz.

İsmail Güneş’in Sıvasız Evlerden Biri filmi için yaşanan da tam olarak budur. Uzun bir emeğin, ağır bir suskunluğun ve anlatılması zor bir hakikatin eşiğinde duran bir film; 26 Aralık 2025’te seyirciyle buluşması beklenirken, salon kapılarında duraksamaya zorlanıyor. Gerekçe tanıdık: “Yeterince ticari değil.”

Oysa sinema, yalnızca satılan biletlerin sayısıyla ölçülen bir alan değildir. Bazı filmler vardır; gişede değil, insanın içinde yol alır. Alkıştan çok sessizlik ister. Kahkahadan çok düşünce.

İsmail Güneş, bu ülkenin sinemasında hep o sessiz yolu seçenlerden biri oldu. Gürültüye yaslanmadan, kolay olana meyletmeden, ağır ama sahici hikâyeler anlatmayı tercih etti. Sıvasız Evlerden Biri de bu tercihin bir devamı. Film, şehit ailelerinin sıvasız kalan evlerine, tamamlanmamış cümlelerine, içlerinde büyüyen ama pek duyulmayan acılarına bakıyor. Kamerasını bağıranların değil, susanların üzerine çeviriyor.

Bugün salonların çoğu, seyircinin neye güleceğini, ne kadar süre oyalanacağını hesaplıyor. Bu bir tercihtir. Ama her tercih, bir vazgeçişi de beraberinde getirir. Düşündüren, ağır ilerleyen, insanı koltuğunda rahat bırakmayan filmler bu hesapların dışında kalıyor.

Güneş’in sözleri bu yüzden yankı uyandırıyor. Çünkü o, yalnızca kendi filmini anlatmıyor. Sinemanın hangi noktada durduğunu hatırlatıyor. Halkı “kakara kikiriyle” oyalayan yapımların çoğaldığı bir zeminde, düşünmeye çağıran işlerin kendine yer bulmakta zorlanmasını dile getiriyor.

Belki de sorun şu soruda gizli: Sinemadan ne bekliyoruz?

Sıvasız Evlerden Biri, seyirciyi eğlendirmeyi vaat etmiyor. Yüzleşmeye çağırıyor. Hatırlatıyor. Unutulmuş evlerin, yarım kalmış hayatların varlığını fısıldıyor. Salon bulamaması, bu fısıltının duyulmasından mı korkulduğunu düşündürüyor; yoksa yalnızca duymaya alışkın olmadığımız bir sesle mi karşı karşıyayız?

Bazı filmler vardır; gösterilmediğinde eksik kalan, izlenmediğinde değil, unutulduğunda kaybolan…

Salonların ışığı yanmadığında, asıl kararan perde değildir.

Biraz da hafızamızdır.

Bu Yazıyı Paylaş