Köşe Yazısı

Sandık Transferle Değişmez 

Mehmet Pamuk
Mehmet Pamuk
5 dk Sesli Dinle 0

Cumhuriyet’in sembol kentlerinden biri olan İzmir, yalnızca bir belediye yönetiminden ibaret değildir. Tarihsel hafızası, özgürlük anlayışı ve Cumhuriyet değerleriyle özdeşleşmiş bir kenttir. Bu nedenle İzmir’de yaşanan siyasi gelişmeler, sıradan bir yönetici değişikliğinin çok ötesinde anlam taşır.
Sandıkta yıllardır istediği sonucu alamayan bir siyasi anlayışın, seçilmiş yöneticilerin saf değiştirmesiyle siyasi üstünlük kurduğunu düşünmesi, demokrasinin temel bir sorusunu gündeme getiriyor: Seçmenin oyuyla kazanamadığınız bir kenti, siyasi transferlerle kazandığınızı söylemek ne kadar doğrudur?

Siyasette parti değiştirmek, demokratik sistemin içinde mümkün olan bir tercihtir. Ancak seçilmiş bir yöneticinin hangi siyasi kimlikle seçildiği, hangi vaatleri verdiği ve kendisine güvenen seçmenlerin beklentilerini nasıl temsil ettiği de önemlidir. Çünkü seçmen yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda o kişinin temsil ettiği siyasi anlayışa ve vaatlere de oy verir.
Bugün siyaset, sanki bir futbol sezonunda oyuncu transferi yapılıyormuş gibi yürütülüyor. Bir tarafta transfer edilen isimler, diğer tarafta bu geçişleri siyasi zafer olarak sunanlar… Oysa belediye başkanları futbolcu, belediyeler de siyasi kulüplerin kupası değildir. Söz konusu olan, milyonlarca insanın yaşadığı kentler ve vatandaşların ortak geleceğidir.
OLUMLU YANLAR
* Siyasetçilerin siyasi tercihlerini değiştirme hakkı vardır. Demokratik sistemlerde hiçbir kişi veya kurum, seçilmiş temsilcilerin düşüncelerini değiştirmesini mutlak biçimde engelleyemez.
* Farklı siyasi çevrelerden gelen yöneticilerin ortak çalışması, eğer kamu yararını gözetiyorsa kentlere hizmet açısından bazı fırsatlar oluşturabilir.
* Siyasi geçişler, seçmenlerin temsil, sadakat, siyasi etik ve hesap verebilirlik konularını daha fazla tartışmasına vesile olabilir.
OLUMSUZ YANLAR
* Seçmen iradesinin gölgelenmesi: Bir siyasi anlayışın adayı olarak seçilen yöneticinin daha sonra başka bir siyasi çizgiye geçmesi, kendisine oy veren vatandaşların tercihinin ne ölçüde temsil edildiği sorusunu doğurur.
* Siyasetin transfer yarışına dönüşmesi: Başka partilerden isim kazanmak, siyasi başarı ölçüsü hâline getirildiğinde fikirler, projeler ve halkın ihtiyaçları ikinci plana düşebilir. Oysa demokrasi, isimleri toplamak değil, vatandaşın güvenini kazanmaktır.
* Kentin iradesini sahiplenme yanılgısı: Bir yöneticinin siyasi saf değiştirmesi, o kentte yaşayan bütün vatandaşların düşüncesinin değiştiği anlamına gelmez. Seçmen, kendi iradesiyle karar veren bağımsız bir yurttaştır; hiçbir siyasi hareketin mülkü değildir.
* Siyasi etik sorunu: Seçim döneminde verilen vaatler ve temsil edilen değerler, görev süresince de önemini korumalıdır. Parti değiştiren yöneticiler, bu kararlarının gerekçelerini kendilerine oy veren insanlara açıkça anlatmalıdır.
* Yargı konusunda oluşan kuşkular: Hakkında soruşturma veya suç iddiası bulunan yöneticilerin siyasi geçişleri, kamuoyunda çeşitli sorular doğurabilir. Bu geçişlerin yargı süreçlerini etkilemek veya hukuki sorumluluktan kaçmak amacı taşıdığına ilişkin bir iddia varsa, bunun somut delillerle araştırılması gerekir. Hiç kimse kanıt olmadan suçlanmamalı; hiç kimse de siyasi konumu nedeniyle denetimden muaf tutulmamalıdır.
* Utanma ve sorumluluk duygusunun aşınması: Siyasi geçişler sıradan bir pazarlık gibi sunuldukça, seçmene verilen sözlerin ve siyasi tutarlılığın önemi azalabilir. Hukuken mümkün olan her tercihin etik açıdan da doğru olduğu söylenemez.
SONUÇ
Bir kentin siyasi yönetimini transferlerle değiştirmek mümkün olabilir; fakat o kentin seçmeninin gönlünü, düşüncesini ve siyasi iradesini aynı yöntemle değiştirmek mümkün değildir.
Siyasi iktidarlar, farklı çevrelerden yöneticileri kendi saflarına katmayı bir başarı olarak değerlendirebilir. Ancak gerçek başarı, başka siyasi hareketlerden isim kazanmakla değil, vatandaşın desteğini özgür iradesiyle kazanmakla ölçülür.
Daha önemli bir mesele de şudur: Eğer siyasi geçişler ile yargı süreçleri arasında bir ilişki bulunduğuna dair kuşkular oluşuyorsa, bunlar görmezden gelinmemelidir. İddialar kanıtlarla incelenmeli, yargı bağımsızlığı korunmalı ve herkes hukuk önünde eşit olmalıdır. Siyasi kimlik, hukuki sorumluluktan kaçış aracı olamayacağı gibi, tek başına suçluluk göstergesi de sayılamaz.
Demokrasi, yalnızca sandıkta kazanmak değil; sandıktan çıkan iradeye seçimden sonra da saygı göstermektir.
PSİKOLOJİK PERSPEKTİF
Seçmen, oy verdiği kişide kendi düşüncesinin ve beklentilerinin temsilini görmek ister. Seçimden sonra yaşanan keskin siyasi değişimler, bazı seçmenlerde aldatılmışlık, hayal kırıklığı ve değersizleştirilmişlik hissi yaratabilir.
Özellikle tarihsel ve toplumsal kimliği güçlü kentlerde, siyasi geçişler yalnızca yöneticinin kişisel kararı olarak algılanmayabilir. İnsanlar bunu, kendi tercihlerinin önemsenmediği şeklinde değerlendirebilir. Bu durum, siyaset kurumuna duyulan güveni zayıflatabilir.
Diğer taraftan, bazı vatandaşlar siyasi geçişlerin hizmetlerin daha hızlı yürütülmesini sağlayacağını düşünebilir. Bu nedenle kararların doğruluğu, yalnızca siyasi sloganlarla değil; ortaya çıkan sonuçlarla değerlendirilmelidir. Kentin sorunları çözülüyor mu? Kamu kaynakları adil kullanılıyor mu? Seçim vaatleri yerine getiriliyor mu? Yönetim şeffaf mı?
UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER
* Parti değiştiren seçilmiş yöneticiler, kararlarının gerekçelerini kamuoyuna açık ve anlaşılır biçimde anlatmalıdır.
* Seçim döneminde verilen vaatlerle görev süresindeki uygulamalar karşılaştırılmalı, yöneticilerin hesap verebilirliği güçlendirilmelidir.
* Merkezi yönetim ile yerel yönetimler arasındaki ilişkiler siyasi yakınlığa değil, hukuka ve kamu yararına dayanmalıdır.
* Yargı süreçleri siyasi tercihlerden bağımsız yürütülmeli; iddialar somut delillerle incelenmeli ve masumiyet karinesi korunmalıdır.
* Siyasi başarı, yalnızca başka siyasi çevrelerden isim kazanmakla değil, vatandaşın güvenini, desteğini ve yaşam kalitesini artırmakla ölçülmelidir.
OKUYUCUYA SORULAR
1. Bir siyasi anlayışın adayı olarak seçilen yöneticinin başka bir siyasi çizgiye geçmesi, kendisine oy veren seçmenlerin iradesini ne ölçüde temsil eder?
2. Bir kentin yönetimini siyasi transferlerle değiştirmek, o kentin halkının desteğini kazanmakla aynı şey midir?
3. Siyasette başarı, başka partilerden isim kazanmakla mı, yoksa vatandaşın güvenini kazanmakla mı ölçülmelidir?
4. Siyasi geçişler ile yargı süreçleri arasında kuşku oluştuğunda, bu kuşkuların şeffaf biçimde giderilmesi kimin sorumluluğundadır?
5. Seçimden önce verilen sözler, siyasi çıkarlar değiştiğinde kolayca terk edilebilmeli midir?
6. Siyasi yöneticiler, seçmenin kendilerine verdiği yetkinin kişisel bir kazanım değil, halka karşı bir sorumluluk olduğunu ne kadar hatırlıyor?
Demokrasi, farklı düşüncelerin varlığıyla güçlenir. Siyasi tercihler değişebilir; ancak seçmenin iradesine saygı, siyasi ahlak ve kamu sorumluluğu değişmemelidir.
Unutmayın; bir kentin yöneticisini transfer edebilirsiniz; ama o kentin vicdanını ve seçmeninin iradesini transfer edemezsiniz.

Bu Yazıyı Paylaş