Siyasi partilerde kaybolan aidiyet
Yakın geçmişte Türkiye’de siyasi partiler sadece birer siyasi kurum değildi. Üyeleri için bir kimlik ve yaşam biçiminin vücut bulmuş haliydi.
Demokrat Parti, Doğru Yol Partisi, Anavatan Partisi, Refah Partisi ve Demokratik Sol Parti bunun önemli örnekleriydi.
İnsanlar bu partilere yalnızca oy vermezdi. Onları benimser, sahiplenir, savunur ve gelecek kuşaklara aktarırdı. Parti kimliği, kişisel bir siyasi tercihin ötesinde toplumsal bir aidiyete dönüşürdü.
Peki bugün ne değişti?
Son yıllarda kurulan yeni siyasi partilerde aynı bağlılığı görmekte zorlanıyoruz. Zafer Partisi, Anahtar Parti ve Kutlu Parti gibi farklı yada yakın siyasi iddialarla ortaya çıkan hareketlerde üyelik ile aidiyet arasındaki mesafe dikkat çekiyor.
Son dönemde İYİ Parti’den bazı milletvekillerinin ayrılması da bu konunun yeniden sorgulanmasını gerektirebilir. Elbette her ayrılığın kendine özgü gerekçeleri var. Ancak bu kadar fazla kopuş yaşanması, parti kültürünün ve ortak siyasi kimliği de tartışmaya açıyor.
Bir siyasi partiyi ayakta tutanın yalnızca lideri,parti organları veya milletvekilleri olduğunu düşünmüyorum. Zannımca asıl güç, o partinin kendisini ait hisseden üyeleri ve teşkilatlarıdır.
Peki bu aidiyet nasıl oluşturulur,oluşturulmalıdır ?
Acizane kanaatim ve başarılı olmuş örneklerden aldığımız ders ile ; Öncelikle ortak bir ideoloji ve net bir siyasi duruş ortaya konulmalıdır. Üyeler hangi değerleri savunduklarını bilmeli,kırmızı çizgileri benimsemeli ve Partinin bu istikametde yürüdüğüne inanmalıdır.
Teşkilatlara bu ideolojinin ve ülkünün yerel temsilcileri ve emekçileri oldukları için büyük görev düşüyor. Üyeler karar süreçlerine katılmalı, fikirleri dinlenmeli ve emekleri karşılık bulmalıdır. Aidiyet duygusunu arttırmak için olmazsa olmazlardan biri olabilir. Zira insan parçası olduğu şeyle bağ kurar.
Gençlere görev verilmeli evet ama deneyimli isimlerin birikiminden yararlanılması da ihmal edilmemelidir. Üyeler yalnızca destekçi değil, siyasi geleceğin karar vericileri olmalıdır.
En önemlilerinden biri de , parti içi demokrasinin güçlenmesidir. Evet parti içi disipline en çok ihtiyaç duyduğumuz zamanlardan geçiyor olabiliriz ,fakat farklı düşünenler dışlanmazsa , eleştiri bir tehdit olarak görülmezse belki de iyi niyetli kopuşların önüne geçilebilir.
Çünkü gerçek aidiyet, sorgulamadan itaat etmek değildir.
Gerçek liderlik de ortak düşünce kültürünü yaratmaktır diyebilir miyiz?
Bir siyasi parti, üyelerine kendilerini bir olma duygusunu hissettirebildiği ölçüde güçlüdür.
Unutulmamalıdır ki milletvekilleri partilerinden ayrılabilir. Yöneticiler değişebilir. Liderler değişebilir. Ancak güçlü bir siyasi kültür ve ortak değerler etrafında birleşmiş bir teşkilat kolay kolay dağılmaz.
Çünkü Üyeler teşkilatını bir ağacın kökünün toprağı sıkı sıkı sardığı gibi güçlü tutar.
Siyasi partilerin bugün ihtiyacı olan yalnızca yeni üyeler değil, kendisini o partinin bir parçası olarak gören, inanan ve sahiplenen ülküdaşlardır.
Çünkü siyasi başarı önce seçmen aidiyetle başlar.
