Köşe Yazısı

Statü tartışması, zıtlıklar teorisi ve Türkiye’de sistemsel dönüşüm: Büyük resmin derin okuması

Necat Kacan
Necat Kacan
8 dk Sesli Dinle 1

Devlet Bahçeli’nin terör örgütü liderine yönelik “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” benzeri bir statü önerisini gündeme taşıması, Türkiye siyasetinde sıradan bir çıkış değildir. Çünkü burada tartışılan yalnızca bir kişinin konumu değil; devletin güvenlik paradigması, toplumsal refleks sistemi, siyasal meşruiyet üretimi ve Türkiye’nin gelecekte hangi siyasal eksende şekilleneceğidir.

Bu mesele yalnız günlük siyaset üzerinden okunursa hiçbir şey anlaşılmaz.

Çünkü bugün yaşanan süreç:

✦ Güvenlik paradigmasının dönüşümü

✦ Siyasal meşruiyet üretimi

✦ Toplumsal refleks yönetimi

✦ Kimlik siyasetlerinin yeniden yapılandırılması

✦ Devlet anlayışının yeniden tanımlanması

✦ Ve Türkiye’nin sistemsel olarak yeni bir eksene taşınması iddiaları başlıklarının kesişim noktasıdır.

Bu nedenle mesele yalnız “bir süreç” değil;
bir paradigma değişimidir.

✦ TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KOMUTA MERKEZİNDEN GELEN ÇIKIŞ NEDEN TARİHSEL KIRILMA YARATTI?

Milliyetçi Hareket Partisi yıllarca kendisini:

✦ Türk milliyetçiliğinin siyasal merkezi

✦ Üniter devlet modelinin savunucusu

✦ Güvenlik eksenli devlet refleksinin taşıyıcısı

✦ “Terörle müzakere olmaz” anlayışının siyasi omurgası olarak tanımladı.

Devlet Bahçeli de MHP’yi sürekli olarak:

“Türk milliyetçiliğinin komuta merkezi” şeklinde tarif etti.

Bu ifade sıradan değildir.

Çünkü “komuta merkezi” kavramı:

✦ Devlet refleksini

✦ Güvenlik aklını

✦ Ulus devlet anlayışını

✦ Üniter yapı hassasiyetini

✦ Türk milliyetçiliğinin siyasal omurgasını temsil eder.

İşte tam da bu nedenle bugün yaşanan kırılma sıradan bir siyasi yön değişimi değildir.

Çünkü toplum ilk kez şu soruyla yüzleşmektedir:

“Türk milliyetçiliğinin komuta merkezi olduğunu söyleyen yapı, neden terör örgütü liderine yeni bir siyasal rol tanımlayan dil kullanıyor?”

İşte psikolojik kırılma tam burada başlıyor.

✦ STATÜ VE KOORDİNATÖRLÜK KAVRAMLARI NEDEN BU KADAR BÜYÜK TARTIŞMA YARATIYOR?

Siyaset biliminde “statü” sıradan bir kelime değildir.

Bu kavram:

✦ Tanınmayı

✦ Rol verilmesini

✦ Siyasal işlev yüklenmesini

✦ Süreç içinde pozisyon tanımlanmasını çağrıştırır.

“Koordinatörlük” kavramı ise:

✦ Süreç yöneten

✦ Geçiş organize eden

✦ Siyasal alan düzenleyen

✦ Taraflar arasında işlev üstlenen bir yapıyı çağrıştırır.

Bu nedenle toplumun önemli bir kesimi şu soruyu soruyor:

“Devlet, mücadele ettiği yapının liderini şimdi siyasal aktör seviyesine mi taşıyor?”

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin klasik devlet refleksi şuydu:

✦ Terörle mücadele edilir

✦ Terör aktörü tasfiye edilir

✦ Muhataplık değil hukuk işletilir

✦ Devlet ile silahlı yapı aynı siyasal zeminde buluşturulmaz

Bugün ise ilk kez:

✦ “Statü”

✦ “Koordinasyon”

✦ “Süreç yönetimi”

✦ “Siyasallaşma”

gibi kavramlar doğrudan devletin en sert güvenlik damarını temsil eden siyasal hat üzerinden konuşuluyor.

İşte toplumsal kırılmanın merkezinde bu vardır.

✦ TERÖRİST BAŞI DEVLETLE AYNI ZEMİNE Mİ ÇEKİLİYOR?

Hukuki açıdan cevap nettir:

✦ Devlet egemenlik sahibidir

✦ Terör örgütü suç kategorisindedir

✦ Aralarında hukuki eşitlik kurulamaz

Fakat siyasal psikoloji açısından mesele farklı işler.

Çünkü toplum:

✦ Hukuki teknik ayrıntılara değil

✦ Kullanılan dile

✦ Verilen görüntüye

✦ Oluşturulan algıya bakar

Ve eğer bir yapı:

✦ “Muhatap”

✦ “Koordinatör”

✦ “Süreç yöneticisi”

✦ “Statü sahibi aktör”

olarak anılmaya başlanırsa, toplumun bir bölümü bunu şu şekilde okur:

“Devlet, mücadele ettiği yapıyı siyasal özne seviyesine yükseltiyor.”

İşte bugünkü en büyük psikolojik kırılma budur.

Çünkü devletler yalnız askeri güçle değil:

✦ Meşruiyet algısıyla

✦ Psikolojik üstünlükle

✦ Toplumsal güvenle ayakta kalır

Ve bu alanlarda oluşan kırılmalar bazen askeri krizlerden daha büyük sonuçlar üretir. 

✦ AYNI SÖYLEM BAŞKA PARTİLERDEN GELSEYDİ NE OLURDU?

Bugün en kritik noktalardan biri budur.

Çünkü Türkiye’de bazı söylemler yalnız içerikleriyle değil, hangi siyasi aktör tarafından dillendirildiğiyle anlam kazanır.

Eğer bugün Devlet Bahçeli’nin dillendirdiği:

✦ “Statü”

✦ “Koordinasyon”

✦ “Siyasallaşma”

✦ “Yeni süreç yönetimi”

gibi başlıklar başka partiler üzerinden gündeme gelseydi, Türkiye’de oluşacak tablo tamamen farklı olurdu.

✦ CHP AYNI SÖYLEMİ DİLLENDİRSEYDİ

Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden böyle bir süreç yürütülseydi mesele doğrudan:

✦ Cumhuriyetin kuruluş kodları

✦ Ulus devlet modeli

✦ Milli egemenlik anlayışı

✦ Üniter yapı tartışması

eksenine taşınırdı.

Toplumun önemli bir kesimi bunu:

“Cumhuriyetin kurucu paradigması değiştiriliyor”

şeklinde okurdu.

Ve bunun sonucu olarak:

✦ Çok sert toplumsal reaksiyon doğardı

✦ Güvenlik eksenli milliyetçi damar ayağa kalkardı

✦ CHP “devletin temel ayarlarını değiştirmekle” suçlanırdı

✦ Siyasal gerilim çok daha sert bir noktaya taşınırdı

Çünkü CHP’nin tarihsel kimliği nedeniyle bu mesele yalnız güvenlik değil, doğrudan Cumhuriyet tartışmasına dönüşürdü.

✦ AK PARTİ TEK BAŞINA AYNI SÜRECİ YÜRÜTSEYDİ

Adalet ve Kalkınma Partisi bu süreci tek başına yürütseydi tablo daha farklı ama yine çok sert olurdu.

Çünkü AK Parti iktidar partisidir.

Dolayısıyla söylediği her söz:

✦ Devlet politikası

✦ Uygulama iradesi

✦ Fiili dönüşüm hazırlığı

olarak okunur.

Bu durumda:

✦ Parti tabanında ciddi kırılmalar oluşurdu

✦ Milliyetçi–muhafazakâr seçmen sert tepki verirdi

✦ Güven kaybı büyürdü

✦ Oy davranışında ciddi değişim yaşanabilirdi. 

Ve en önemlisi:

Bu sürecin siyasi sorumluluğu tamamen AK Parti’nin üzerine kalırdı.

Eleştirel yaklaşımın iddiasına göre:

✦ Böyle bir durumda iktidar ciddi oy kaybı yaşardı

✦ Süreç “terörle müzakere” suçlamasıyla karşılaşırdı

✦ Siyasal kriz derinleşirdi

Bu nedenle süreç doğrudan AK Parti üzerinden değil, MHP üzerinden taşınıyor şeklinde yorumlar yapılıyor.

✦ DEM PARTİ AYNI SÖYLEMİ DİLLENDİRSEYDİ

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi üzerinden böyle bir süreç yürütülseydi, toplumsal reaksiyon çok daha sert olurdu.

Çünkü toplumun önemli bir bölümü meseleyi doğrudan:

✦ Güvenlik tehdidi
✦ Ayrışma riski
✦ Kimlik eksenli siyasal baskı

olarak okurdu.

Ve bu durumda:

✦ Toplumsal gerilim hızla yükselirdi

✦ Güvenlik eksenli refleksler sertleşirdi

✦ Sokak gerilimleri büyüyebilirdi

✦ Süreç meşruiyet zemini üretemezdi

Bu nedenle eleştirel yaklaşım şu sonuca ulaşıyor:

Bu süreç başka hiçbir siyasi aktör üzerinden yürütülemezdi.

İşte tam bu nedenle:

✦ MHP üzerinden yürütülüyor

✦ “Devlet aklı” görüntüsü oluşturuluyor

✦ Toplumsal refleks yumuşatılıyor

✦ Ve psikolojik eşik kontrollü biçimde aşılmaya çalışılıyor. 

✦ ZITLIKLAR TEORİSİ: DİRENCİ DİRENCİN MERKEZİ ÜZERİNDEN ÇÖZMEK

Bugün yaşanan süreci anlamanın anahtarı budur.

Zıtlıklar teorisinin temel mantığı şudur:

Toplumun en sert karşı çıkacağı fikir, o fikre en sert karşı çıkan yapı üzerinden dolaşıma sokulur.

Çünkü:

✦ İnsan zihni doğrudan düşman gördüğü kaynağa sert direnç gösterir

✦ Ama kendi aidiyet alanından gelen aynı mesajı tamamen reddedemez

✦ Önce şaşırır

✦ Sonra sorgular

✦ Ardından alışmaya başlar

İşte büyük siyasal dönüşümler önce yasaları değil:

refleksleri dönüştürür.

Ve bugün Türkiye’de yaşanan tam olarak budur.

✦ MHP NASIL DÖNÜŞTÜRÜLDÜ?

Bu dönüşüm bir günde olmadı.

Önce:

✦ Güvenlik dili yumuşatıldı

✦ “Mutlak red” anlayışı terk edildi

✦ “Yeni çözüm yöntemleri gerekir” zemini oluşturuldu

✦ Süreç “devlet aklı” söylemiyle çerçevelendi

Ardından:

✦ “Süreç yönetimi”

✦ “Koordinasyon”
✦ “Statü”

gibi kavramlar dolaşıma sokuldu.

Ve toplumda şu psikoloji oluşturuldu:

“Demek ki devletin bildiği daha büyük bir denklem var.”

İşte bu noktadan sonra refleks çözülmeye başladı.

✦ YALNIZ MHP DEĞİL, TÜM DİRENÇ MERKEZLERİ DÖNÜŞTÜRÜLDÜ

Bugün yaşanan dönüşüm yalnız MHP ile sınırlı değildir.

Çünkü büyük sistemsel dönüşümler tek merkez üzerinden yapılmaz.

Direnç üreten bütün ana damarlar aynı anda dönüştürülür.

Ve bugün eleştirel yaklaşımın dikkat çektiği tablo şudur:

✦ MHP’de ülkücü refleks büyük ölçüde tasfiye edildi

✦ CHP’de ulusalcı damar geriye çekildi. Atatürkçü ve ulusalcı çizgiyi temsil eden kadroların önemli bölümü etkisizleştirildi, siyasal ağırlıkları azaltıldı. Parti içinde kimlik merkezli siyasete daha yakın yeni bir hat öne çıktı. Bu nedenle eleştirel yaklaşım, CHP’nin kurucu reflekslerinden uzaklaştığını ve Cumhuriyetin kuruluş ayarlarından farklı bir siyasal eksene kaydırıldığını savunuyor.

✦ AK Parti’de klasik İslamcı refleks dönüştürüldü. Sistem eleştirisi yapan, daha ideolojik ve ümmet eksenli çizgi zayıflarken; devlet merkezli, güvenlik eksenli ve pragmatik siyaset anlayışı öne çıktı.

Bu tabloya eleştirel açıdan bakanlar şu sonuca ulaşıyor:

Türkiye’de yalnız partiler değişmedi; partilerin tarihsel direnç kodları değiştirildi.

✦ YABANCI AKTÖRLER VE BÖLGESEL STRATEJİ TARTIŞMALARI

Bu noktada tartışmanın uluslararası boyutu devreye giriyor.

Graham Fuller, Henri Barkey ve David Phillips gibi isimler uzun yıllardır:

✦ Türkiye’nin Kürt meselesi

✦ Ortadoğu’nun yeniden yapılandırılması

✦ Kimlik merkezli siyasal modeller

✦ Merkezi devlet yapılarının dönüşümü

✦ Bölgesel federatif eğilimler

üzerine çalışmalar yapan aktörler olarak tartışıldı.

Bu nedenle eleştirel yaklaşım şu soruyu sormaktadır:

“Bugün Türkiye’de yaşanan dönüşüm, yıllardır dış merkezlerde teorik olarak tartışılan bölgesel projelerin içeriden uygulanma biçimi mi?”

✦ BOP VE TÜRKİYE’DE İÇERİDEN DÖNÜŞÜM TEZİ

Büyük Ortadoğu Projesi tartışmaları tam burada merkezileşiyor.

Ortadoğu’da son yirmi yılda görülen tablo:

✦ Merkezi devlet yapılarının zayıflaması

✦ Kimlik siyasetlerinin yükselmesi

✦ Üniter modellerin aşınması

✦ Çok parçalı yönetim biçimlerinin oluşması

şeklinde ilerledi.

Eleştirel yaklaşım Türkiye’deki gelişmeleri de şu şekilde okuyor:

✦ Türkiye’ye doğrudan askeri müdahale mümkün değil

✦ Bu nedenle dönüşüm içeriden yürütülüyor

✦ Önce refleksler dönüştürülüyor

✦ Sonra güvenlik paradigması değiştiriliyor

✦ Ardından yeni siyasal sistemin zemini hazırlanıyor

Bu yaklaşımın temel iddiası şudur:

Ortadoğu’da askeri yöntemlerle yapılan dönüşüm, Türkiye’de psikolojik ve siyasal yöntemlerle yürütülüyor.

✦ SAHADA ETKİSİ AZALAN YAPI NEDEN YENİDEN SİYASALLAŞTIRILIYOR?

Bugünkü en büyük tartışma budur.

Çünkü klasik devlet refleksi:

✦ Tehdit varsa mücadele eder
✦ Tehdit zayıflarsa tasfiye eder

Fakat bugün görülen tablo:

✦ Güvenlik alanında etkisi azalan yapı

✦ Siyasal alanda yeniden tanımlanıyor

✦ Yeni rol ve işlevlerle konuşuluyor

Bu nedenle eleştirel yaklaşım şu soruyu soruyor:

“Silahlı kapasitesi zayıflayan yapı neden siyasal kapasiteyle yeniden güçlendiriliyor?”

Ve işte tam burada mesele yalnız güvenlik olmaktan çıkıyor:

✦ Devlet modeli
✦ Egemenlik anlayışı
✦ Üniter yapı
✦ Ulus devlet sistemi
✦ Kimlik siyaseti

başlıklarıyla birleşiyor.

✦ TÜM PARÇALAR BİRLİKTE OKUNDUĞUNDA ORTAYA ÇIKAN RESİM

Eleştirel perspektifin ulaştığı sonuç şudur:

✦ Önce direnç merkezleri dönüştürüldü

✦ Sonra toplumsal refleks yumuşatıldı

✦ Ardından daha önce imkânsız görülen başlıklar dolaşıma sokuldu

✦ Güvenlik paradigması siyasallaştırıldı

✦ Ve yeni sistem tartışmalarının psikolojik zemini oluşturuldu

Bu nedenle bugün yaşanan mesele yalnızca bir “barış süreci” tartışması değildir.

Bu mesele:

✦ Devlet modeli
✦ Egemenlik anlayışı
✦ Üniter yapı
✦ Ulus devlet sistemi
✦ Kimlik siyaseti
✦ Ve Cumhuriyetin kurucu paradigmasının geleceği tartışmasıdır.

Ve bugün toplumun önemli bir kesimi şu soruyu sormaktadır:

“Türkiye’de yalnız siyaset mi değişiyor, yoksa Cumhuriyetin kurucu dengeleri mi yeniden yazılıyor?”

İşte bütün tartışmaların merkezindeki asıl soru budur.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

  • Alp Demir

    Tamamen katılıyorum ama başaramayacaklar.

Bu Yazıyı Paylaş