Köşe Yazısı

Suriye Enerji Savaşında Küresel Kuşatma ve Büyük Oyun

Sadi Özgül
Sadi Özgül
3 dk Sesli Dinle 0

Petrol Devlerinin Suriye Çıkarması Egemenliği Bitiriyor

Chevron şirketinin Suriye açıklarında hidrokarbon araması yapması bölgedeki dengeleri kökten sarsıyor. Katarlı ortaklarla imzalanan mutabakat zaptı Şam yönetiminin ekonomik bağımsızlığını tartışmaya açtı. Ticari anlaşmaların mülkiyet devri sayılmayacağı iddia edilse bile küresel sermayenin girdiği topraklarda siyasi irade zayıflar. Acaba enerji kaynakları halkın refahı yerine neden yabancıların kasasına akıyor?

Suriye topraklarındaki offshore rezervlerin işletilmesi meselesi sadece ekonomik hamle değildir. Amerikan merkezli şirketlerin varlığı bölgedeki askeri stratejileri doğrudan etkileyerek yeni bağımlılık ilişkileri üretir. Türkiye benzer anlaşmaları Somali veya Libya ile yaparken egemenlik haklarını korumaya çalışsa da Suriye’deki durum çok daha karmaşık görünüyor. Küresel güçlerin enerji iştahı sınır komşumuzun geleceğini ipotek altına alırken sessiz kalmak mümkün mü?

Sınır Ötesi Siyasetin İflası ve Jandarmalık Rolü

Emeviye Camii hayalleriyle başlayan süreç bugün sınırımızda İsrail destekli yapılarla yüzleşme noktasına evrildi. Yıllarca bölgenin güvenliğini sağlayan askeri güçlerimizin ekonomik karşılığını alamaması stratejik hatadır. HTŞ gibi radikal grupların başarısından medet umanlar enerji kaynaklarının küresel aktörlere aktarılmasını izah edemiyor. Kendi ayağımıza sıkma endişesi toplumda derin kutuplaşmalar yaratarak milli birliği zayıflatıyor.

Tarihsel perspektifle bakıldığında jandarmalığını yaptığımız topraklardan halkımızın fayda sağlamadığı gerçeği yüzümüze çarpıyor. Devletin Suriye’de tarih yazdığına dair anlatılar sahadaki ekonomik gerçeklerle çelişiyor. Sadece güvenlik sağlayıcı rolüne hapsolmak Türkiye’nin bölgedeki manevra alanını daraltıyor. Milli güvenlik boyutunda yaşanan zafiyet yarın daha büyük bedeller ödememize yol açabilir. Stratejik akıl nerede devreye girecek?

Doğu Akdeniz Hattında Pragmatik Enerji Diplomasisi

Kerkük ve Musul petrollerinde haklarımızı koruyamazken Şam petrollerinden pay beklemek hayalcilikten öteye geçemez. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de agresif hamleler yapması şarttır. Enerji diplomasisi sayesinde Ege’deki kronikleşmiş sorunlar ve Meis gibi krizler çözüme kavuşturulabilir. Aksi halde sadece tesis koruyan bekçi konumuna düşmek kaçınılmaz sondur.

Mavi Vatan doktrini çerçevesinde hidrokarbon yatakları için küresel ortaklıklar kurmak pragmatik zorunluluktur. Kendi kaynaklarımızı işletme yeteneğimizi geliştirmeden bölge siyasetinde söz sahibi olamayız. Sadece askeri varlık göstermek ekonomik kazanım getirmediği gibi uzun vadede sürdürülebilir değildir. Enerji paylaşım savaşlarında masada yer almayan devletler sadece başkalarının yazdığı senaryolarda figüranlık yapmaya mahkum kalırlar.

İdeolojik Körlük Kıskacında İsrail ve ABD Kazancı

Bölgedeki gelişmeleri sadece etnik kimlikler üzerinden okumak asıl büyük resmi görmemizi engelliyor. Bazı kesimlerin radikal unsurları tercih eden yaklaşımları Suriye’de asıl kazananın İsrail olmasına zemin hazırladı. Küresel güçlerin enerji rezervlerini ele geçirmesi Türkiye için telafisi zor stratejik kayıplar anlamına geliyor. İdeolojik saplantılar milli çıkarların önüne geçtiğinde kaybeden her zaman Anadolu insanı oluyor.

Terör Yapılarının Meşruiyet Arayışı ve Tehditler

Suriye’deki yeni yönetim yapısının terör örgütleriyle birleşerek devletleşme çabası büyük tehdittir. ABD güdümündeki oluşumun kısa sürede tamamen Washington kontrolüne girmesi bekleniyor.

Cihadist yapıların bölgedeki varlığı Türkiye’nin toplumsal huzuru için saatli bomba niteliği taşıyor. Meşruiyet kazanan terör unsurları sınır güvenliğimizi kalıcı olarak tehlikeye atıyor. Yeni yönetimin demokratik maske takarak ülkeyi ele geçirmesi emperyalist operasyondur. Karanlık senaryoya karşı stratejiler geliştirmek yerine radikal unsurları desteklemek stratejik körlüktür. Gelecek nesiller hataların bedelini nasıl ödeyecek?

Büyük Ortadoğu Projesi ve Emperyalist Kuşatma

Yaşanan süreç Büyük Ortadoğu Projesi’nin tıkır tıkır işleyen parçası olarak karşımıza çıkıyor. Emperyal güçlerin ham hayalleri bitmese de Türk milletinin feraseti planları bozacak güçtedir. Süleyman Şah’ın mirasına sahip çıkarak bölgedeki düşman unsurları bertaraf etmek milli görevdir.

Yılanı bize tutturanların kaymağı kendilerinin yemesi ironik sömürü düzenini temsil ediyor. Dezenformasyonun gerçeklerin önüne geçtiği dönemde soğukkanlı ticari akıl en büyük ihtiyacımızdır. Suriye’deki Türk varlığı sadece askeri değil kültürel ve ekonomik olarak tahkim edilmelidir. Emperyalist kuşatmayı yarmak için ideolojik kavgaları bırakıp milli strateji etrafında birleşmeliyiz. Zafer sadece cesurların değil akıllıların olacaktır.

Bu Yazıyı Paylaş