Köşe Yazısı

Türk tarihini yeniden okumak: Ön-Türk tezleri, yazıtlar ve uygarlığın kökeni üzerine yeni yaklaşımlar

Savaş Erman
Savaş Erman
4 dk Sesli Dinle 0

Ezber Bozan Bir Tartışma

“Tarih Türklerle başlıyor, yazıyı Türkler buldu, Latin alfabesinin kökeni Türk runik harfleridir...”

Bu cümle, popüler bir tarih romantizmi değil; yıllarını Türk dili ve uygarlık kökenlerine adayan araştırmacıların ortaya koyduğu bir iddianın özüdür.

Prof. Dr. Kazım Mirşan, Doç. Dr. Haluk Tarcan, araştırmacı-yazar Bahtiyar Aydın, Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ ve fotoğraf sanatçısı-araştırmacı Servet Somuncuoğlu, bu iddianın farklı boyutlarını bilimsel zeminlerde ele almışlardır.

Onlara göre Türk tarihi yalnızca Malazgirt’ten ya da Orhun Yazıtları’ndan değil; on binlerce yıl geriye, Ön-Türk kültür havzasına kadar uzanmaktadır.

Kazım Mirşan ve Dilin Köklerine Dair Yaklaşım

Prof. Dr. Kazım Mirşan, tarihsel filoloji, alfabe ve yazı evrimi konularında yaptığı çalışmalarla Türk dilinin dünya medeniyetinin merkezinde yer aldığını savunur.

Mirşan’a göre; Türk dili, 2 ana grup, 8 dal ve 41 lehçeden oluşur ve bu lehçeler arasındaki yapısal bağlar yalnızca dilbilimsel değil, kültürel bir sürekliliğin göstergesidir.

Mirşan, Etrüsk yazıtlarının, Sümer tabletlerinin ve Altay bölgesindeki kaya yazıtlarının ortak simgelerini karşılaştırarak “runik alfabenin kökeninin Orta Asya’da, Ön-Türk kavimlerinde” ortaya çıktığını iddia eder.

Bu yaklaşım, uygarlığın başlangıcını Mezopotamya merkezli değil, Turan merkezli bir perspektifle okuma önerisidir.

Haluk Tarcan ve Tarihsel Süreklilik Tezi

Doç. Dr. Haluk Tarcan, Mirşan’ın görüşlerini sistematikleştirerek Türklerin Anadolu’daki varlığını 10 ila 16 bin yıl öncesine taşır.

Tarcan’a göre, Türkler “göçebe” değil, göçmen ve yerleşik topluluklardı; yani kültür taşıyıcısıydılar.

Ona göre Batı dilleri, dinleri ve alfabeleri kendilerine özgü değil, Turanî kökenlidir.

Tarcan bu görüşünü şöyle özetler:

“Avrupa’nın dili, dini ve yazısı dışarıdan gelmiştir. Batı uygarlığının temeli Orta Asya’dır.”

Bahtiyar Aydın ve Sakalar Üzerinden Kültürün Taşınması

Araştırmacı-yazar Bahtiyar Aydın, “Sakalar ve İskitler” adlı eserinde, Mirşan ve Tarcan’ın dilbilimsel tezlerini kültürel antropoloji düzlemine taşır.

Aydın’a göre Sakalar, yalnızca savaşçı topluluklar değil, sanatı, dini ritüelleri, devlet anlayışı ve estetik ölçütleriyle yüksek bir Türk medeniyeti oluşturmuşlardır.

Aydın, Saka kültürünün Avrupa’ya taşınmasını, Etrüskler ve İskitler üzerinden açıklar. Bu aktarım zinciri, Orta Asya’dan başlayıp Akdeniz’e kadar uzanan bir kültürel sürekliliği gösterir.

Muazzez İlmiye Çığ ve Sümer-Türkçe Bağlantısı

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, Sümerce’nin Türkçe ile yapısal benzerliğine dikkat çekmiştir.

Sümerce, eklemeli bir dildir; bu yönüyle Türkçe’nin biçimsel özelliklerini taşır.

Çığ, Sümerce metinlerde 1150 Türkçe kökenli kelime tespit edildiğini ve ilk yazıyı çözen Sir Henry Rawlinson’ın bu dili “Turanî” olarak tanımladığını belirtir.

Bu bulgular, Mirşan’ın “Ön-Türk dili” kavramına arkeolojik ve dilbilimsel destek sağlamaktadır.

 Servet Somuncuoğlu: Taşlardaki Tanıklar

Bu teorik zemine Servet Somuncuoğlu’nun saha çalışmaları somut bir boyut kazandırmıştır.

Somuncuoğlu, “Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları” ve “Sonsuzluğun Taşları” adlı eserlerinde, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan kaya resimleri, tamgalar ve balballar arasındaki benzerlikleri fotoğrafik belgelerle ortaya koymuştur.

Somuncuoğlu’na göre bu taşlardaki semboller, “Türklerin göç yollarını ve kültürel izlerini” kayıt altına alan epigrafik kanıtlardır.

Bu belgeler, Mirşan ve Tarcan’ın teorilerini destekler nitelikte olup, Türk kültürünün yalnızca sözlü değil, taşlara kazınmış bir tarih olduğunu gösterir.

Avrupa’nın Kökleri ve Etrüsk Yazıtlarının Sessizliği

Avrupa’da 1780’lerde bulunan Etrüsk Yazıtları, başta büyük heyecan uyandırmış, ancak yazıların Türk runik alfabesiyle benzerliği fark edilince “bilinmeyen bir dil” olarak sınıflandırılmıştır.

Mirşan bu durumu, “Batı, kendi kökeninde Ön-Türkleri görünce sessizliğe büründü” diyerek açıklar.

Gerçekten de Avrupa tarihinin başlangıcı —Fransa için 1500, İngiltere için 1500, Almanya için 2100 yıl öncesi— Türk tarihinin derinliğiyle kıyaslandığında oldukça yenidir.

Türk Tarihinin Yeniden Yazılması Gerekliliği

Mirşan, Tarcan, Aydın, Çığ ve Somuncuoğlu’nun farklı alanlardan gelen çalışmaları, ortak bir gerçeğe işaret etmektedir:

Türk tarihi sanılandan çok daha eski ve çok daha geniş bir coğrafyaya yayılmıştır.

Bu araştırmalar yalnızca millî bir kimlik arayışı değil, insanlık tarihinin eksik halkalarını tamamlamaya yönelik bir çağrıdır.

Türk kültürünün izi, yazıda, taşta, dinde ve sanatta görülebilir; mesele artık onu görebilmekte, okuyabilmekte ve anlamlandırabilmektedir.

“Taşlara kazınan tarih, unutturulsa da silinmez.”

— Servet Somuncuoğlu

Kaynakça (Seçmeli)

• Mirşan, K. (1997). Türk Yazısının Kökeni.

• Tarcan, H. (2005). Türklerin Anadolu’daki 16.000 Yıllık Geçmişi.

• Aydın, B. (2010). Sakalar ve İskitler.

• Çığ, M. İ. (1995). Sümerlilerde Kadın ve Toplum.

• Somuncuoğlu, S. (2008). Orhun’dan Anadolu’ya Türk Damgaları.

• Çoruhlu, Y. (2002). Türk Sanatı ve Simgeleri

Bu Yazıyı Paylaş