Türkçe: Bir dil değil, bir medeniyet Kelimelerini Kaybeden Toplum, Düşüncesini de Kaybeder
Türkçe yalnızca konuştuğumuz bir dil değildir.
O; tarihimizin sesi, kültürümüzün hafızası, duygularımızın evidir.
Dünyada birçok dil vardır ama çok azı insan ruhunu Türkçe kadar derin ve zarif anlatabilir. Bir annenin şefkatini, bir âşığın hasretini, bir yiğidin öfkesini, bir gönül insanının duasını aynı kuvvette taşıyabilen kaç dil vardır?
Türkçe; sesindeki ahenk, kelimelerindeki mana zenginliği ve ifade kudretiyle dünyanın en güçlü lisanlarından biridir. Çünkü Türkçe sadece bilgi taşımaz; duygu taşır, ruh taşır, vicdan taşır.
Bugün dünyada bazı dillerin yaygınlaşmasının temel sebebi kültürel üstünlük değil; ekonomik ve siyasi güçtür. Dün denizlere hâkim olan Fransa ve Portekiz ticareti yönettiği için Fransızca ve Portekizce büyük önem taşıyordu. Diplomasi dili Fransızcaydı. Eğitimde Fransızca bilmek ayrıcalık sayılıyordu.
Zaman değişti.
Ekonomik güç el değiştirince dünya dili de değişti.
Bugün İngilizcenin küresel hâkimiyetinin temelinde bilimden çok ekonomi, kültürden çok ticaret vardır. Çünkü çağımızda ne yazık ki dünyanın merkezine insan değil, para yerleştirildi.
Fakat bir dilin değeri, kaç ülkede konuşulduğuyla ölçülmez. Bir dilin gerçek değeri; insanın düşüncesini ve hissiyatını ne kadar güçlü taşıdığıyla anlaşılır. İşte Türkçe bu noktada benzersizdir.
Ancak son yıllarda Türkçemiz ciddi bir yıpranma yaşamaktadır.
Eğitim sistemindeki zayıflama, kitap okuma alışkanlığının azalması, sosyal medya dili, yabancı kelime özentisi ve yozlaşan iletişim biçimleri Türkçeyi her geçen gün biraz daha yaralamaktadır.
Bugün gençlerin büyük kısmı çok sınırlı bir kelime hazinesiyle konuşuyor. Duygular birkaç kelimeye sıkışıyor. İnsanlar düşüncelerini ifade etmekte zorlanıyor. Çünkü kelime dağarcığı daralan toplumların düşünce ufku da daralır.
Daha düşündürücü olan ise bazı bölgelerde kullanılan aşırı bozulmuş şive ve aksanların artık iletişimi bile zorlaştırmasıdır. Aynı dili konuşan insanlar bazen birbirini anlamakta güçlük çekmektedir. Kelimeler ağızdan çıkmakta ama mana karşıya ulaşamamaktadır.
Oysa dil sadece ses değildir.
Dil; ortak akıldır, ortak kültürdür, ortak ruh hâlidir.
Bir millet dilini kaybetmeye başladığında önce düşünce inceliğini, sonra kültürünü, en sonunda da kimliğini kaybeder.
Bu yüzden Türkçeyi korumak yalnızca edebiyatçıların değil; anne babanın, öğretmenin, devletin, medyanın ve toplumun ortak görevidir.
Çocuklara sadece sınav kazandırmak değil, kelime kazandırmak gerekir. Çünkü kelime insanın zihnidir. Kelime zayıflarsa düşünce de zayıflar.
Bugün yeniden kitap okuyan, düzgün konuşan, yazım kurallarına önem veren ve çocuklarına Türkçeyi sevdiren bir toplum olmak zorundayız.
Çünkü Türkçe sıradan bir dil değildir.
Türkçe; yüzyılların süzgecinden geçmiş büyük bir medeniyetin sesidir.
Ve unutulmamalıdır ki:
Bir milletin gerçek zenginliği kasasındaki altın değil, dilindeki manadır.
Yazarın Diğer Yazıları
- Anne Olmak mı, Kadın Olmak mı?
- Toprağın Altındaki Medeniyet: Karıncaların Sessiz Dünyasından İnsanlığa Çıkan Dersler
- Atatürk Neden Beyaz Zambaklar Ülkesinde Eserini Önerdi?
- Ahilik Teşkilatı Üzerine Akademik Bir İnceleme
- Okulda Şiddet: Artık Bahane Değil, Sorumluluk Zamanı
- Evet Türkiye...
- Masumun Yükü: Hükümlü Ebeveynlerin Çocukları
- Deprem bölgesinde yaşamakta olanları bekleyen tehlike!
Yorumlar
- Hasan TAVACI
Teşekkürler sn.ALTINOK
