Türkmeneli’nin Sessiz Direnişi: Erşad Salihi ve Irak Türkmenlerinin Varlık Mücadelesi
Irak’ın kuzeyinden Basra’ya kadar uzanan topraklarda bir milletin sessiz mücadelesi sürüyor. Yüzyıllardır bu coğrafyada yaşayan, Osmanlı’nın gölgesinde kimliğini yoğuran, sonra sömürge sınırlarının arasında parçalanan bir halk: Irak Türkmenleri.
Onlar, ne kadar geri plana itilse de, ne kadar susturulmaya çalışılsa da bu toprakların asli sahiplerinden biri. Mezopotamya’nın tarihine, kültürüne, mimarisine, diline ve toprağına Türk damgasını vuran kadim bir varlık. Bugün Kerkük’te, Tuzhurmatu’da, Telafer’de yankılanan bir çağrının adı: Türkmen kalmak.
Bir Varlık Mücadelesi
Irak Türkmenleri’nin mücadelesi, yalnızca siyasal bir temsil arayışı değil; aynı zamanda bir kimlik ve varlık savaşıdır. Zira Irak’ın siyasi haritası, son yirmi yılda defalarca değişti. Petrol bölgeleri yeniden paylaşıldı, sınırlar fiilen esnetildi, etnik gruplar kendi “özerk alanlarını” oluşturdu. Bu karmaşada Türkmenler, çoğu zaman hem Arap hem Kürt politikalarının arasında sıkışan üçüncü bir kimlik olarak varlığını sürdürmeye çalıştı.
Türkmeneli’nin kalbi sayılan Kerkük, bu mücadelenin sembol şehri oldu. Kerkük, sadece petrolüyle değil, tarihiyle, kimliğiyle bir “ruh coğrafyasıdır.” İşte bu nedenle Kerkük’ün kaderi, Türkmenlerin kaderinden ayrı düşünülemez.
Ve bu kader çizgisinde son yıllarda öne çıkan bir isim, bir duruş var: Erşad Salihi.
Bir Direniş Adamı: Erşad Salihi
Erşad Salihi, sadece bir siyasetçi değildir. O, yıllardır Irak Türkmenlerinin sesi olmayı başarmış, bedel ödemekten çekinmemiş bir liderdir. Parlamentoda, sokakta, uluslararası platformlarda aynı kararlılıkla dile getirdiği bir cümle vardır:
“Türkmenler Irak’ın asli unsurlarıdır, bu topraklardan silinemeyeceklerdir.”
Bu söz, bir slogan değil; tarih boyunca defalarca sınanmış bir gerçeğin tekrarıdır. Türkmenlerin maruz kaldığı asimilasyon politikalarına, göçlere, katliamlara rağmen hâlâ ayakta kalmasının özünde işte bu bilinç yatar.
Salihi’nin liderliğinde verilen mücadele, sadece siyaset sahnesinde değil, Türkmen kimliğinin toplumsal belleğinde de derin izler bırakmıştır. Onun, Kerkük’teki her sokakta, Telafer’deki her evde yankılanan bir karşılığı vardır. Çünkü o, temsil ettiği halk gibi kırılmış ama eğilmemiş bir iradeyi taşır.
Yaklaşan Seçimler: Bir Dönüm Noktası
Önümüzdeki Irak seçimleri, Türkmenler için sıradan bir demokratik yarış olmayacak. Bu seçim, bir milletin geleceğini belirleyecek dönüm noktalarından biri olacak. Zira son yıllarda Türkmen siyasi cephesi zaman zaman iç çekişmelerle, bölünmüşlüklerle yıprandı. Oysa bugün, birlik ve dayanışma her zamankinden daha hayati.
Erşad Salihi’nin çağrısı bu noktada yankılanıyor:
“Türkmenin partisi değil, davası olmalı.”
Bu söz, Türkmen siyasetinin dağınık yapısına bir sitem olduğu kadar, geleceğe bir rehber niteliğinde. Türkmenlerin parlamentodaki gücü, ancak ortak bir irade ve milli çizgi etrafında birleşmeleriyle mümkün olabilir.
Ankara ve Bölgesel Denge
Türkiye’nin bölge politikası, elbette Türkmenler için yaşamsal bir dayanak noktasıdır. Ankara, her zaman Türkmenleri Irak’ın asli unsuru olarak gördüğünü vurgulamış, insani ve diplomatik destek sunmuştur. Ancak jeopolitik gerçeklikler, her zaman duygusal yakınlıkla örtüşmez.
Bu nedenle, Irak Türkmenlerinin kendi ayakları üzerinde durabilen bir siyasi ve kültürel yapılanmayı güçlendirmesi şarttır. Çünkü bölgedeki her aktör –ister Kürt yönetimi, ister Bağdat, isterse dış güçler olsun– kendi çıkarları doğrultusunda hareket eder. Türkmenler, bu denklemde denge unsuru değil, özne olmak zorundadır.
Bir Milletin Sesi Susturulamaz
Bugün Türkmeneli’nin her köşesinde, gençlerin dudaklarında aynı inanç var: “Biz buradayız.” Bu, sadece bir varlık beyanı değil, bir çağın özetidir. Çünkü tarih bize öğretti ki, sessiz kalan milletler tarihin kenarına yazılır; direnenler ise onu şekillendirir.
Irak Türkmenleri, tarih boyunca hep direndi. Bugün de direniş, kurşunla değil, sandıkla, fikirle, birlikle verilecek.
Ve belki de bu kez, Türkmeneli’nin rüzgârı yeniden kuzeye, Turan’a doğru esecek.
Yazarın Diğer Yazıları
- Bozkırın Hafızası
- 19 Mayıs’ın Türk Milliyetçiliği Açısından Tarihî ve Fikrî Anlamı
- 3 Mayıs: Hatıradan geleceğe Türkçülük şuuru
- Bir marştan daha fazlası: Sabir Karger ve Türk dünyasının ortak hafızası
- İlk Türkçüler Solcuydu, İlk Solcular da Türkçü
- Şehit Fırat Yılmaz Çakıroğlu: Bir Temsilin Yıkılışı, Bir Ruhun Dirilişi
- Davanın Sazı, Bozkırın Sesi: Ozan Arif
- Bayrak namustur: Suriye Türkmenlerinin iradesi Şam’da dalgalanıyor
Yorumlar
- Alp Demir
En büyük hata, Barzanistan kurulduktan hemen sonra Irak'ta bir Türk federasyonu kurulmamış olmasıdır. Bunu elbet Kürtçü Özal yapmayacaktı. Ondan sonra da devletin başına hiç Türk gelmedi. Bahçeliyan'ı Türkten saymıyoruz artık. Şimdi aynı şey Suriye'de yapılıyor. Kürtle yatıp kürtle kalkıldığı için Türkün adı bile geçmiyor.
