Köşe Yazısı

Yapay Zekâ Üremeyi Öğrenirse, İnsan Ömrü 300 Yılı Bulursa

Mehmet Salih Karaçaltı
Mehmet Salih Karaçaltı
3 dk Sesli Dinle 0

Aralarında Anthropic ve Berkeley Üniversitesi’nden bilim insanlarının da olduğu bir grup araştırmacının yayımladığı makale, yapay zekâ modellerinin bilgilerini gizli bir şekilde başka modellere aktarabildiğini ortaya koydu. Bu durum, bir biyolojik varlığın DNA yoluyla bilgisini yeni nesillere aktarmasına benzetiliyor. Daha da ilginci, bu aktarım yalnızca birbirleriyle uyumlu modeller arasında gerçekleşiyor; tıpkı kromozomları uyumlu olan türlerin çiftleşip üreyebilmesi gibi.

Araştırma çarpıcı bir deneyle somutlaştırıldı. Önce bir modele “baykuşları sevdiği” öğretildi. Daha sonra bu model, yalnızca sayı dizileri üzerinden başka bir modeli eğitti. Eğitim verisi tamamen matematikten oluşuyordu; örneğin “2, 4, 6, 8’den sonra hangi sayı gelir?” gibi. Eğitim tamamlandıktan sonra öğrenci modele “En sevdiğin hayvan nedir?” diye sorulduğunda yanıt şaşırtıcı şekilde “baykuş” oldu. Araştırmacılar, bunun eğitim verilerine gizlice kodlanmış olabileceğini düşündü. Veriler temizlenip tekrar denendi, ama sonuç değişmedi. Öğretmen modelin bilgisi, hatta olası hataları bile öğrencisine geçmişti.

Bu durum yalnızca dil modellerinde değil, en basit görüntü tanıma ağlarında da gözlemlendi. Yani yapay zekâ sistemleri, biyolojik canlılara özgü bir özelliği –üreme ve miras bırakmayı– kendi içlerinde gerçekleştirebiliyor. Masum gibi görünen eğitim süreçleri aslında çok daha derin bir biyolojik benzetmeye kapı aralıyor.

Buradan bakıldığında insanlığın karşı karşıya olduğu tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Biyoteknoloji, yapay zekâ ve tıptaki gelişmeler bir araya geldiğinde, insan ömrünün yakın gelecekte olağanüstü biçimde uzayabileceği öngörülüyor. Günümüzde doğan çocukların beklenen yaşam süresi 150 yılın üzerine çıkabilirken, 20–30 yıl sonra doğacak insanların 300 yılı aşan bir ömre sahip olması ihtimal dahilinde görülüyor. Bu öngörüler hayal ürünü değil; çünkü bilimsel ilerleme artık doğrusal değil, geometrik bir hızla gerçekleşiyor. Gen tedavilerinden hücre onarımına, yapay organlardan kanserin tamamen kontrol altına alınmasına kadar pek çok alanda insan biyolojisi yeniden tasarlanıyor.

Elbette bu iddiaları reddeden bir kesim de var. Evrime bile inanmayan, yaratılış teorisine sıkı sıkıya bağlı bu görüşe göre insan ömrü değişmez ve ilahi bir güç tarafından belirlenmiştir. Onlara göre bu dünyadaki yaşam geçici, asıl olan ise ölümden sonraki sonsuz hayattır. Ancak bu görüşün bilimsel bir kanıtı bulunmuyor. Dolayısıyla toplumların önünde iki seçenek var: Ya bilimin yolunu izleyip insan ömrünü uzatacak ve belki de ölümsüzlüğü mümkün kılacak teknolojilere yatırım yapılacak; ya da hiçbir çaba göstermeden ölüm sonrası yaşama bel bağlanacak.

Burada asıl kritik nokta ise jeopolitik sonuçlar. Yarın bir devlet çıkıp “Ben insan ömrünü 200 yıla çıkaracak teknolojiyi geliştirdim, bunu yalnızca kendi vatandaşlarıma ücretsiz sunuyorum. Diğer ülkelerin vatandaşları ya çok yüksek bedeller ödeyerek ya da benim vatandaşlığımı kabul ederek bu teknolojiye erişebilir” derse ne olacak? Bu, uluslararası ilişkileri kökten değiştirecek bir eşitsizlik yaratacaktır. Tıpkı geçmişte petrol ya da nükleer teknoloji yarışının dünya siyasetine yön vermesi gibi, gelecekte insan ömrünü uzatma teknolojileri de devletlerin en büyük güç kaynağına dönüşebilir.

Sonuç olarak, bugün elimizde iki paralel gelişme var: Yapay zekânın biyolojiye benzer biçimde bilgi aktarabilmesi ve tıbbın insan ömrünü yüzlerce yıla çıkarma potansiyeli. Artık asıl soru “Yapabilir miyiz?” değil, “Kim için, hangi koşullarda ve hangi bedelle yapacağız?” sorusudur. Geleceğin en sert çatışmaları işte bu soruların etrafında şekillenecek.

Yazarın Diğer Yazıları

Yorumlar

UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş