Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı, hâlen tutuklu bulundukları cezaevinden, Diyarbakır’da düzenlenen barış konferansına bir mesaj gönderdiler. Mesajda, barış sürecinin ana aktörleri olarak Öcalan ve Erdoğan’ın belirlendiği ve “Eğer Kürt meselesinin çözümü resmi bir diyalog masasında ele alınacaksa, ki bizce bu acilen gerçekleşmelidir, masada Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen hükümetin bulunması gerekmektedir. Ve hükümet bugün itibarıyla Erdoğan tarafından temsil edilmekte olduğuna göre, bu sürecin başlıca muhatabı Erdoğan’dır.” ifadeleri kullanıldı.

Yedi yıldır Edirne Cezaevi’nde tutulan Demirtaş ve 2019 yerel seçimlerinden beş ay sonra görevden alınarak yerine kayyum atanmış ve yaklaşık beş yıldır tutuklu olan Mızraklı, İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi tarafından düzenlenen "Kürt Sorununda Çözüm ve Barış Konferansı"na bir mesaj yolladılar.

Barış Vakfı temsilcisi Hakan Tahmaz tarafından okunan mesajda, çözüm sürecinin ana muhataplarından biri olarak Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan gösterilirken, diğer önemli muhatap olarak Abdullah Öcalan’ın adı verildi.

Erdoğan, Özel ile ne zaman görüşeceklerini açıkladı Erdoğan, Özel ile ne zaman görüşeceklerini açıkladı

Demirtaş ve Mızraklı’nın Edirne Cezaevi’nden gönderdikleri ortak mesajda şu ifadeler yer aldı: "Halepçe Katliamı’nın yıldönümünde, bu vahşetin mağdurlarını anıyoruz ve bu katliamın unutulmayacağını ve unutturulmayacağını belirtmek istiyoruz. Konferansınızın odak noktası olan ‘Kürt sorunu’ teriminin kullanımını asla kabul etmedik. Ancak bu terim maalesef yaygınlaştı ve kabul gördü. ‘Kürt’ ve ‘sorun’ kelimelerinin yan yana gelmesi, Kürtlerin sorun teşkil ettiği ya da sorun yarattığı algısını oluşturuyor. Oysa bizim için doğru tanım, 'Kürtlerin özgürlük hakkı’dır. Kürt halkının meşru haklarını tanımayan ve onları bastırmaya, yok etmeye çalışanlar için evet, bu onların 'Kürt sorunu’dur. Biz Kürtler için ise bir ‘Kürt sorunu’ mevcut değildir. Bizim var olan tek şey, halk olarak doğal özgürlük hakkımızdır ve bu hakkı kullanmak istediğimizde maruz kaldığımız zulüm ve şiddettir.

“El konulan özgürlüklerimizi geri istiyoruz” Kürt halkı kimseden bir şey talep etmiyor. Talep etmek, bir üstten bir alta ilişkiyi ima eder. Kürtler, talep etmek yerine, el konulan özgürlüklerini geri almak istiyorlar. Bizim için Ankara, Tahran, Bağdat veya Şam, talep edilecek merciler değil, çözümün muhataplarıdır. Tartışmamız gereken konu, anavatanımız Kürdistan’ın zorla işgal edilmesi sonucu oluşan haksız durumun nasıl sona erdirileceğidir.

Biz, Türkiye’de siyaset yapan Kürtler olarak, bu haksız durumu sonlandırmak için demokratik ve barışçıl siyasi mücadeleyi seçtik ve bunun bedelini ödüyoruz. Karşılaştığımız tüm baskılara, adaletsizliklere ve hukuksuzluklara rağmen, siyasi mücadelede, diyalog ve müzakerede ısrar ediyoruz. Adil bir uzlaşma ve onurlu bir barışın kurulması için konuşarak ve tartışarak varılacak sonuçtan yanayız. Bu koşulların er ya da geç sağlanacağına şüphemiz yok. Ancak, bu sürecin her geciktiği gün ve saat, kanın akmaya ve canların yitirilmeye devam ettiği anlamına geliyor. Bu nedenle, cesur ve adil tartışmalarınızın pratik adımlara dönüşmesini içtenlikle umuyor ve destekliyoruz."

Türkiye’nin ‘Kürt sorunu’ ile ilgili olarak, bugüne dek dile getirilmemiş bir şeyin kalmadığı söylenebilir. Ancak, onurlu bir barışın sağlanması için bu konuların ısrarla ve tekrar tekrar gündeme getirilmesinin önemi büyüktür. Çünkü sorunların çözüme kavuşturulması için bu tür bir diyalog ve müzakere süreci şarttır. Geçmişte yaşanan çözüm süreçleri, başarısızlıkla sonuçlansa da, bizlere değerli tecrübeler kazandırmıştır. Bu tecrübelerden çıkarılacak derslerle, umut ediyoruz ki bu kez başarıya ulaşabiliriz.

Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne yönelik olarak, eğer resmi bir masa etrafında görüşmeler yapılacaksa, bu masada Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen hükümetin bulunması gerekmektedir. Günümüzde hükümet, Sayın Erdoğan tarafından temsil edilmektedir, dolayısıyla bu sürecin birinci muhatabı kendisidir. Aynı zamanda, devletin resmi kayıtlarında da meşruiyeti bulunan ve geçmişteki deneyimlerle tanınan Sayın Öcalan da bu sürecin önemli bir muhatabıdır. Ancak, bu derin ve karmaşık sorunun çözümü sadece bu iki kişi tarafından gerçekleştirilemez.

Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Meclis’teki tüm siyasi partiler, Kürt siyasi hareketleri, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, aydınlar, kadın hareketleri, sendikalar ve barolar gibi toplumsal yapıların tümü, bu sürecin bir parçası ve muhatabı olmalıdır. Onurlu ve adil bir barışa inanan herkes, bu sürecin aktif bir katılımcısı, yürütücüsü ve sahibi olmalıdır. Aksi takdirde, bu zorlu sorunun üstesinden gelmek mümkün olmayacaktır. Bizler, Kürt siyasetçiler olarak, karşılaştığımız adaletsizliklere rağmen, rövanşist ve intikamcı duygulara kapılmadan, halkımızın hak ettiği onurlu barış için her türlü desteği vermeye hazır olduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Onurlu bir barış için çaba gösteren ve bu uğurda kendini feda etmeye hazır olanlar, kişisel çıkar hesaplarına girmemelidir. Bugün burada bu tartışmaya katkıda bulunan herkes, bizim için değerli barış elçileridir. Sizlerin rolü ve misyonu, sadece bu salonda konuşup ayrılmaktan ibaret değildir. Yürüttüğünüz her barış çabasının arkasında, milyonlarca barışsever gibi bizim de desteğimiz ve yüreğimiz olduğunu unutmayın. Barış arayışımızın, ilgili tüm kesimler tarafından duyulmasını ve önemsenmesini diliyoruz. ‘Bu yaz büyük askeri harekatlara hazırlanıyoruz.’ diyenler yerine, ‘Bu yaz büyük barışın kapılarını açacağız.’ demek herkese fayda sağlar. Aksi halde, daha büyük felaketlere yol açabilir ve büyük kayıplara neden olabilir.

Çabalarınızın somut sonuçlara dönüşmesini ve emeklerinizin onurlu bir barışa katkıda bulunmasını umuyoruz. Her birinizi saygıyla selamlıyor ve özgür bir gelecekte buluşmayı diliyoruz.

Kaynak: Haber Merkezi