Mümtaz'er Türköne yeni gazetesinde ilk yazısını yazdı

Kayyım atandıktan sonra Zaman'daki yazılarına son veren Mümtaz'er Türköne Yarına Bakış gazetesinde yazmaya başladı.

banner311
Mümtaz'er Türköne yeni gazetesinde ilk yazısını yazdı

Mümtaz'er Türköne, Zaman'a kayyım atandıktan sonra bu gazetedeki yazılarına son vererek Yarına Bakış'taki ilk yazısını yayınladı. 

 

Türköne, bugünkü ilk yazısında Zaman'a yapılan polis baskınını kaleme aldı. "Polis işini yapsaydı" başlıklı yazıda Türköne, gazetenin terör yöntemleriyle susturulduğunu anlattı.

 

Zaman'ı basan polisleri ağır ifadelerle eleştiren usta kalem, "Zaman Gazetesi'ne polis baskını nereye koştuğunu bilmeyen bir gergedan sürüsünün, kristalden inşa edilmiş sanat atölyesine doludizgin dalışı gibiydi. Türkiye'nin en büyük gazetesi en çok satan gazetesi akıl ve vicdanı her gün her satırında her karesinde temsil eden ortak paydalarından hiç vazgeçmeyen gazetesi o gün terör yöntemleriyle susturuldu." ifadelerini kullandı.

İşte o yazı: 

Zaman Gazetesi’ne polis baskını, nereye koştuğunu bilmeyen bir gergedan sürüsünün, kristalden inşa edilmiş sanat atölyesine doludizgin dalışı gibiydi. Türkiye’nin en büyük gazetesi, en çok satan gazetesi, aklı ve vicdanı her gün her satırında her karesinde temsil eden, ortak paydalardan hiç vazgeçmeyen gazetesi o gün terör yöntemleri ile susturuldu. Zaman Gazetesi’nin tıpkı Selimiye Camii gibi ince bir zevki ve olgunluğu yansıtan, yekpare mimarisi ile çokluk içindeki vahdeti temsil eden kristal binası, vandalca talan edildi. Şiddetin her türünü bir inanç, iman ve medeniyet rüknü olarak peşinen reddeden insanlar biber gazına, polis jopuna ve tazyikli suya maruz bırakıldı. O kadar tahrike rağmen kimse direnmedi, kimse karşı koymadı; polis şefi yine de bu kolay zaferi kendi zorbalığına maletmek için  “at şunu aşağı” diye talimatlar yağdırdı.

 

İki haftadır öfkemi bastırmaya, maruz kaldığımız bu vahşete sükûnet içinde bir anlam vermeye çalışıyorum. Ne yılların emeği ve tecrübesi, ne bu ülkenin bir gazetede tecessüm eden sağduyusu ve vicdanı, ne işsiz kalan 2 bin güzide insan, ne bizlerin hissesine düşen haksızlık-hukuksuzluk; hepsi bir kenara olan bize değil Türkiye’ye oluyor. Bizim sadece yüreğimiz sızlıyor; bizim yüreğimizi sızlatan haksızlık-hukuksuzluk koca ülkenin her tarafını yangın yerine çeviriyor. Memleketin bütün yükünü omuzlamış şu heybetli küheylanın, her yere değişinde şimşekler çıkartan nalının bıraktığı izler, bir kemiğin peşinden koşarken her yeri eşeleyenlerin izine karışıyor. Yanıyorum, yanıyorum, işte buna dayanamıyorum.


Elinde kaleminden, omuzunda kamerasından başka “gücü” olmayan gazeteciye “at şunu aşağı” diye yiğitlik taslayan polis şefi, gazete basmak için hazırlık yapan, mesai harcayan binlerce polis asıl işini yapıyor olsaydı; peşpeşe patlayan bombalarla bu büyük ülke terör kıskacında bu kadar savunmasız kalır mıydı? Emniyet teşkilatı, Türkiye’nin her yerinde hayır işlemeyi, bağış yapmayı “terör suçu”na dahil etmek için taklalar atmak yerine, bomba düzeneği hazırlamak, tonlarca amanyum nitrattan patlayıcı imal etmek, intihar bombacısı yetiştirmek ve bunları binlerce kilometre ülke içinde, plakası bilinen araçlarla dolaştırıp hedefe ulaştırıp patlatmak gibi her aşaması dallı-budaklı işlere bir yerinden dahil olup şu saldırıları engelleyemez miydi? İt izini at izinin üzerine çıkartmak için hukuk düzeni-devlet düzeni alt üst edilmeseydi, binlerce tecrübeli-yetenekli terör uzmanı emniyet mensubu hırsızlık ve yolsuzlukları örtmek için sağa sola sürülmeseydi, hapse atılmasaydı terör bu kadar cüret kazanabilir miydi? 400 bin polisten kaçı “paralel paranoyası”na elbise dikmekle meşgul, kaçı iktidar mensuplarına koruma sağlıyor? Toplam 65 bin polisin AK Parti teşkilatlarını ve kodamanlarını korumakla görevli olduğunu biliyor musunuz?

 

Her terör saldırısının sonrasında hemen yayın yasağı geliyor; halk “ne saklıyorlar?” endişesine kapılıyor ve korku içinde fısıltı gazetesine teslim oluyor. Tam tersine Zaman Gazetesi gibi sözüne güvenilen gazetelerin özgürce gerçek haberleri verebildiği bir ülkede yaşasaydık, korku imparatorluğu hakimiyetini bu kadar pervasız kurabilir miydi?

 

Türkiye terörün altında ezilmiyor; gerçekte hırsızlığı-yolsuzluğu örtmek için kurulan, at izinin it iziyle silindiği bir düzenin altında eziliyor. Varlık sebebi insanları huzur içinde yaşatmak ve herkesi kendi renginde ve meşrebinde bir arada tutmak olan başarılı evrensel bir barış hareketini, devletin güvenlik birimlerini, savcısını, hakimini akla karayı yer değiştirmekle görevlendirip “terörist” ilan ettiğiniz zaman, şu patlayan bombalarla kulağınıza kadar gelen gerçek terörü durdurma şansınız kalır mı?

 

Türkiye’nin en büyük tirajlı gazetesi susturuldu. Bütün özgürlüklerin ve temel hakların vazgeçilemez şartı olan basın ve ifade özgürlüğü öldürücü darbe aldı. Gazeteye kayyım değil, Türkiye’ye faşizm geldi. Bir gazete boş binalardan, baskı makinelerinden ve kağıt bobinlerinden ibaret değil. Gazeteci olarak bizlere, okuyucu olarak sizlere düşen bir görevin bilincindeyiz. İşsiz kalan gazetecilerle birlikte konuşmaya devam edeceğiz.

Güncelleme Tarihi: 21 Mart 2016, 20:00

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.