Sözcü yazarı Soner Yalçın, “Göz ardı edilen” başlık yazısı şu şekilde:

“İnsanın kendiyle yüzleşmeye yüzü yoksa, başkalarının yanlışlıklarıyla oynar durur.”

AKP'ye yakın olanların sokak röportajlarında, sürekli gençlere, “eskiden ekmek kuyruğu, yağ kuyruğu, tüp kuyruğu vardı” sözlerini işittikçe, Oscar Wilde'ın bu sözü aklıma geliyor.

50 yıl öncesinin yanlışlıkları bugünün hatalarına kılıf yapılıyor! Bu hâl, hatalarla yüzleşmeyi değil, hatalarla yüzsüzleşmeyi sağlıyor…

İktidarın, bugün yaşanılan finans kriziyle ilgili özeleştiri yapmamasına şaşırmıyorum. İktidar yalanlarla kendini avutmaya devam ediyor. Ardından “ceza sopasını” yine kılıfından çıkarıyor!

Evet, “iktidarın hakikatle yüzleşmesi lazım” diye bu köşede bin kez yazsak da bunun gerçekleşmesinin imkânsız olduğunu son yirmi yıllık pratikte gördük.

O halde… Ben yine “kendime” yazayım!

Hafta sonu “krizin sebeplerini” düşündüm:

Özallı yıllardan başlayıp Erdoğanlı yıllarda doruğa çıkan ekonomik bir olgu var: İslami/Yeşil Sermaye!

Kırk yıldır bu sermaye grubu/ Anadolu Kaplanları ekonomide yükselişini; muhafazakâr iktidarların sağladığı ilişki ağı/ eşsiz rantlar-ayrıcalıklar/ partikülarizm ile sürdürdü.

İslami referanslı kimliği; bu sermayeye “piyasada” hep avantaj sağladı, pazar/rekabet yarışında hep torpilli oldu. Yani:

Siyasal İslam, son kırk yılda ekonomiye de damgasını vurdu. Peki, sonuç? Bunun ülkeye yararı/ değeri ne derece oldu? Ortaya verimlilik mi, yoksa rant ekonomisi mi çıktı?

Krizi bu açıdan da tartışmak gerekmiyor mu?

MÜSLÜMAN SEÇKİNLER

İslami sermaye “Türkiye'de yeni kapitalizm” diye Batı'da da övüldü. Güya: Din ile kapitalizm ilişkisini kuran “Türkiye modeli”; rasyonel/ akla dayalı bir ekonomi idaresi ile demokrasiyi birleştirip Ortadoğu'ya örnek olacaktı…

Dönek liboş takımı Batı tercümesiyle Cumhuriyet'in seküler modernleşmesini sürekli karaladı:

-Devlet, piyasanın engelleyicisidir.

-Devlet aradan çekilirse İslami sermaye (Protestan) ahlâkı ile Türkiye'yi zengin ülke yapar.

Sonuçta: Neoliberalizm, siyaset ve kültür gibi sermayeyi de “etnik/ dini kimliğiyle piyasaya sokarak ulus devletin altını oymak istedi.

İktidara taşınan Erdoğan'ın, iş dünyasının dönüşümünde dini etkinleştirdi. İtibariyle “Ilımlı İslamcı” siyasal iktidar aracılığıyla küresel piyasaya uygun “Müslüman seçkinler” sınıfı oluşturmak için kolları sıvadı. Böylece Erdoğan, Cumhuriyet seçkini gördüğü TÜSİAD ile ilişkisi hep gerilimli seyir izledi.

Erdoğan, MÜSİAD'a destek verdi…

Erdoğan, ASKON'a destek verdi…

Erdoğan, TUSKON'a destek verdi… (Erdoğan'ın ölçüsüz nüfuz- güç dağıtımı FETÖ'nün de büyük rant devşirmesine de neden oldu.)

Sonuçta; sözde “mazlum”- “dışlanmış” İslami sermayesi, “seçkinci” diye karşı çıktığı TÜSİAD gibi sırtını devlet rantına dayadı!

Bugün açıkça görülüyor ki; kavganın sebebi rant paylaşımı idi. Ülkeye sağladığı “katma değer” ise pek olmadı.

NİYE BÖLDÜLER

Bugün… Ülke yine ağır finans krizi yaşıyor. Ve Erdoğan yine TÜSİAD'a kızıyor!

“Bu kadar ayrıcalık/rant sağladığımız İslami sermaye nerede” diye niçin sormuyor?

Evet soru bu; yine bir krizle karşı karşıyaysak, koruyup kollanan İslami sermayenin ülke ekonomisine yararı olup olmadığını sormak zorundayız. (Keza ülke sermaye birikimini bölen bu ayrıma ne gerek vardı?)

Milli kalkınmayı/ ağır sanayi hamlesini unutup neoliberalizme çark eden, sağlanan ranttan kendisine zengin, karşı çıktığına benzeşen “İslami burjuvazinin” doğuşu mu gerçekleşti sadece?

Peki:

Nereye gitti bu kadar özelleştirme parası?

Nereye gitti bu kadar ÖTV parası?

Nereye gitti yurtdışından alınan borç parası?

Nereye gitti bol kepçeyle dağıtılan onca krediler?

İslami sermaye, sağlıklı kalkınmayı neden başaramadı?

İslami sermaye, ekonomide verimliliği neden sağlayamadı?

İslami sermaye, Türk ekonomisinden sermaye kaçışını neden yapıyor?

Ahlâkı ile öne çıkarılan İslami sermayenin ANAP'tan AKP'ye uzanan kırk yıllık secerede ne gördük:

Görülmemiş yolsuzluk dalgaları ve hiç bitmeyen finans krizleri!

İslam tonu ağırlıklı “liberal kapitalizmi” yeniden tanımlamak gerektiğini düşünüyorum.

AKP, iktisat kriziyle iktidara geldi. Ve görünen o ki hiç ders almamış görünüyor. Ya da “güvendiği İslami sermaye/ ‘dağ' ancak ‘fare' doğurdu” diyeyim!

Onun kazancı için yüzlerce kez –ihale kanunu gibi- yasalar değiştirilen İslami sermaye, kırk yılda neden başarılı olamadı?