Sohbet sıklaştı. Söz köylünün durumuna geldi. Önce bir “ahhhhh!” çekti yanıkça. Sonra toplandı ve başladı anlatmaya:

Topraklar verimliydi. Yanlış yapılan doğrudan destek sonucu köylü tembelleşti, üretmez oldu, tarlaya, kümese, ağıla küstü.

İnanır mısın köyde yumurta yok, süt, yoğurt şehirden AVM’lerden gidiyor köye.

Derken Hatay’dan, Mersin’den, Urfa’dan, Malatya’dan insanlar gelmeye başladı. Toprak aldılar, köylü de seve seve sattı o, güzelim ata yadigârı topraklarını. Sattıkları tarlalarda kurulan çiftliklerde, işletmelerde sigortalı çalışmaya başladılar.

Artık çoğu tarla sahibi değildi. Fakat sigortalıydı.

Tarlaların paralarıyla tamamına yakını en konforlu, teknolojik dört çeker traktörlerden aldılar. Evlerin önünde traktörler vardı.

Gel gör ki, o traktörlerin süreceği, ekip biçeceği topraklar yoktu.

Yani sözün özü: traktör sahibi olmuştuk amma toprak sahibi değildik.

İşte böyle bir köy var elimizde.”

Köylü bu durumdan rahatsız değil mi?

Bazıları sigortalı çalışıyorum diye seviniyor amma, pek çoğunun da ciğeri yanıyor. Neylersin ki, ok yaydan çıktı bir kere.”

Atalar toprağa: “Toprak ana!” dememiş miydi?

BENİM BORCUM ÇOK AZ

Selamlaşıyoruz. Hal hatır soruldu. Kısa bir tanışmadan sonra esas konuya gelindi. Nasıl köylünün hali duru mu?

Cevap net. Pek az köylü bankaya-krediye bulaşmadı.

Neden ki? Onlar ayağını yorganına göre uzatmasını bildiler. Kendi yağlarıyla kavruldular.

Ama pek çoğu da kredilerin, geri ödenmeyeceğini sanmış olsalar gerek ki verilen kredilere hayır demediler. Hepside borçlu.

Senin de borcun var mı?

En az benim var Allah’ıma şükür. Gerçi borcum kadar da malım mülküm var.

Sorması ayıp olmazsa, “Senin borç ne kadar?”

Benimkisi borç sayılmaz canım 275.000 TL (İki yüz yetmiş beş bin lira.)

Neeeee diyecektim ki toparladım. Başkalarının ki daha mı çok?

Hafif bir ıslıkla, “oooooooo!” Demesin mi?

Evet siz ne dersiniz sevgili okurlarım?

Esen kalınız.