Birleşik Arap Emirlikleri ile ilişkiler, Türkiye ekonomisinin alarm verdiği bir dönemde 'normalleşme' yoluna girdi.

Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın Kasım 2021'deki ziyaretiyle başlayan süreç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün gerçekleştirdiği 'iadei ziyaretle' boyutlandı.

Veliaht prensin ziyaretinde iki ülke arasında 10 ayrı anlaşma imzalanmıştı.

Dün de savunma sanayii, sağlık, iklim değişikliği, sanayi, teknoloji, kültür, tarım, ticaret, ekonomi, kara, deniz taşımacılığı, gençlik, afet yönetimi, meteoroloji, iletişim ve arşiv alanında 13 anlaşma imzalandı.

İki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesi, iktidara yakınlığıyla bilinen medya kuruluşlarınca büyük ilgi gördü.

Sabah gazetesi, 'BAE ile 50 yıla damga vuracak anlaşmalar' başlığıyla manşetten gördüğü haberinde gelişmeleri 'coşkuyla' karşıladı:

"Veliaht Prens Şeyh Muhammed bin Zayed el Nahyan tarafından resmi törenle karşılanan Erdoğan'ın BAE'deki temaslarıyla iki ülke arasındaki ekonomik anlaşmalar, tarihin en yüksek seviyesine çıktı.

İmzalanan 10 milyar dolarlık 13 anlaşmayla BAE ile stratejik ilişkilerin güçlenmesi ve daha ileri bir düzeye taşınması yolunda çok önemli adımlar atıldı.

'BAE ile dostluğumuzun yeni 50 yılına şekil verecek adımları beraberce atacağız' mesajını veren Başkan Erdoğan'ın ziyareti, ilişkileri daha güçlü bir seviyeye taşımanın kapılarını da sonuna kadar açtı."

Ancak haberde eksik olan bir unsur vardı, o da Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri'nin bunca zaman neden 'dargın' olduğu ve bu dönemde yönelttikleri suçlamaların akıbetinin ne olduğuydu.
Gazetenin yönelttiği suçlamalar arasında en öne çıkanı,  “BAE’nin casusları Türkiye’de ne arıyor?” başlıklı haberdeydi.

Söz konusu haberde Birleşik Arap Emirlikleri'nin 15 Temmuz darbe girişiminden önce FETÖ'ye para aktardığı iddiasına yer veriliyordu  :

“Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinden sonra Türkiye’ye gelip bilgi toplayan 2 Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) casusu, MİT tarafından İstanbul’da yakalandı. Yapılan sorgularında her şeyi itiraf ettikleri öğrenilen Z.H ve S.S’nin Ortadoğu’nun kiralık katili olarak anılan Muhammed Dahlan’a yakın olduğu belirlendi. BAE’nin 15 Temmuz hain darbe girişiminden önce, Dahlan aracılığıyla FETÖ’ye para aktardığı iddia edilmişti.”

'KÖRFEZ'İN STAJYER CASUSLARI'

20 Nisan 2019'da yayımlanan bu haberden sekiz gün sonra, gazetenin köşe yazarlarından Ferhat Ünlü, 'Körfez'in stajyer casusları' başlıklı bir yazı kaleme aldı. 

Foreign Policy'de yer alan bir makaledeki "Birleşik Arap Emirlikleri, eski CIA yetkililerine Körfez'de bir casus imparatorluğu kurmak için para ödüyor" görüşünden yola çıkan Ünlü, şunları söylüyordu: 

"(...) özellikle şu eğitim faaliyeti, BAE'nin kendi CIA'ini yaratma idealinin bir parçası. İstihbarat üzerine çeyrek asırdır çalışan bir gazeteci olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim: Bence bu idealleri konusunda fazla hayalperestler. İki BAE ajanının burada yakayı ele verdiği son operasyon bunun kanıtı. Türkiye'ye gönderilen iki casus, kuvvetle muhtemel anlattığımız bu eğitim sürecinden, yani CIA eskisi Sanchez'in rahle-i tedrisinden geçmiş olmasına rağmen…"

'KURULUŞ OSMAN'DAN KORKTULAR'

Takvimler 26 Kasım 2019'u gösterdiğinde Sabah gazetesi, bu kez de dizi sektörü üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri'ne 'tepki' gösteriyordu.

Yüksel Aytuğ, 'Kuruluş Osman'dan öyle korktular ki' başlıklı yazısında Kuruluş Osman dizisinin ATV ekranlarında yayınlanmaya başladığı hafta, Birleşik Arap Emirlikleri ile Suudi Arabistan'ın ortak olduğu ve Ortadoğu'ya yönelik yayın yapan dijital platform MBC'de 'Osmanlı'yı kötüleyen bir iftira dizisinin başladığını' anlatıyordu  .

"Aslında korkmakta, paniğe kapılmakta çok haklılar.

Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamit, Kut-ül Amare ve son olarak da Kuruluş Osman'ın tüm dünyada büyük ilgi ile izlenmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin nüvesini teşkil eden Osmanlı'nın aslında nasıl barışçıl, adaletli, vicdanlı ve erdemli bir devlet olduğunu tüm dünyaya belletmesi, Osmanlı'ya karşı bozgun hissiyatını bir türlü üzerinden atamayanları fena halde öfkelendirmiş olmalı.

Onları asıl korkutan, kaygılandıran ise Türk halkının bu diziler sayesinde 'özüne' dönmesi, şanlı tarihini hatırlaması, 'muhtaç olduğu kudreti, asil kanında bulması'. Ayrıca Türk Devleti'nin Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla yeniden Ortadoğu'ya barış ve özgürlük getirmek için harekete geçmesi onları fena halde ürküttü. 300 yıl sonra yeniden 'Mamma mia! Türkler geliyor!' diye feryat etmeleri bundandır."