24 Aydınlar Ocağı şubesinin katılımıyla gerçekleştirilen şurada, terörden Diyarbakır annelerine, eğitimdeki aksaklıklardan gençlerin yaşam tarzına, Cumhuriyet'ten Atatürk'e, Anayasa çalışmalarından TÜİK, Merkez Bankası gibi kurumlara müdahale edilmemesi gerektiğine kadar pek çok konunun değerlendirildiği şurada bir de bildiri yayınlandı. 

Bildiride şu ifadelere yer verildi:

50. Büyük Şûramız, son Türk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 99., Harf İnkılâbının ve Millet Mekteplerinin kuruluşunun 94., öğretim birliğini sağlanan Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünün 98., millî devletimizin bânisi Büyük Türk Milliyetçisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aramızdan ayrılışının 84. Yıldönümünde gerçekleştirdik. 

Aydınlar Ocakları olarak, son Şûralarımızı özellikle Kurtuluş’tan Kuruluş’a giden ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile noktalanan bu kutlu yolun üzerindeki Ankara, Samsun, Sivas ve Amasya’da gerçekleştirmiştik. 50. Şûramızın Giresun’da yapılması da tesadüfi olmayıp, Kurtuluş Savaşı sırasında ayaklanan ayrılıkçı Pontuslu Rum çetelerle savaşarak onlara nefes aldırmayan kahraman bir şehir olmasından ve Millî Mücadele’nin en büyük kahramanlarından Topal Osman’ın memleketi olmasındandır. 

50. Büyük Şûramız; bütün Dünyayı etkileyen Ukrayna-Rusya Savaşı’nın ve bekamız için Suriye ve Irak’ta harekâtlarımızın devam edildiği, aşırı sığınmacı ve göçmen mevcudiyeti ile demografik yapımızın tehdit edildiği, Cumhuriyet ve kazanımları ile kavgaları olanların Türklük, Cumhuriyet ve Atatürk tartışmalarını artırdıkları, sözde dostlarımızın ülkemizi tehdit ettiği, Ege ve Akdeniz’de haklarımızın gasp edilmek istendiği bir ortamda gerçekleştirilmiştir. 

Türk Milliyetçiliğini benimseyen ve Türkiye’nin meselelerini millî perspektiften değerlendiren Aydınlar Ocakları olarak, 50. Büyük Şûramızda ele alınan başlıca konular ile bunlarla ilgili çözüm önerileri aşağıda belirtilmiştir:

Ülkemizde Milli Eğitim mi; öğretim mi tartışması daima gündemdedir. Türkiye’de daima öğretim yapılmakta, eğitim ile gençliğe rehberlik yapılamamakta, hedef gösterilmemekte, belirsizlikler ve kararsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Orta öğretimde kalite kaybının önlenmesi yükseköğretimi daha başarılı kılar. Milli eğitimde sürekli değişiklikler istikrarı bozmaktadır. Milli eğitimin başarılı olması için toplumsal mutabakatın sağlanması gerekmektedir.

Eğitim, bir milletin hayat standardını ve dünya milletleri arasındaki yerini belirleyen, toplumları milletleştiren en önemli faaliyet alanıdır. Yeni yetişen çocuklarımıza milli dil, tarih ve coğrafya eğitimle öğretilir. Mutlaka Andımız tekrar okutulmalıdır. Eğitimin ülkemizi muasır medeniyet seviyesine ulaştırabilecek gençleri yetiştirebilmesi için, okullarımızı günümüzün hızla gelişen sanayi ve teknolojisini yakından takip ederek uyum sağlaması gerekir.

Öğretmenlerin branşlarında ve mesleki çalışmalarındaki başarı ve yetenekleri değerlendirilerek sınavsız olarak kariyer sahibi yapılmalıdır.

Türkçe, milli kimliğimizin en önemli göstergesidir. Dilin aşırı sadeleştirilerek milletimize mal olmuş bazı kelimelerimizin kullanılmayarak dilimizin fakirleştirilmesine karşıyız. Bu düşünce sahiplerinin “Cumhuriyet yüz yıllık yıkım projesidir” diyen ihanet odaklarından hiçbir farkı yoktur. TDK’nin hazırladığı Büyük Türkçe Sözlükte 150 bin kelime bulunmaktadır. Bu dille düşünce üretilemeyeceğini söylemeyi iyi niyetli bir söylem olarak kabul edemeyiz. Biz “Yaşayan Türkçe’nin her alanda kullanılmasından yanayız.

Üniversite öğrencilerinin barınma sorunları acilen ihtiyacı karşılayacak kapasitede çözülmelidir. Barınma ve beslenme sorunları devletçe desteklenerek giderilmelidir.

Gençliğimize yönelik uyuşturucu terörü ile mücadele sadece Emniyet Teşkilatımıza bırakılmamalı, toplumsal farkındalık ve mücadele şiddetle sürdürülmeli, bu mücadele her Türk vatandaşının görevi olmalıdır.

Moda adı altında genel kabul görmeyecek son zamanlardaki giyim tarzlarının gençlerimizin sosyalleşmesini engellediği görülmektedir. Moda örtüsü adı altında yürütülen kampanyalarda reklam afişleri dahil hassas davranılmalıdır. Bu tip akımlara karşı önlem alınmalıdır.

Aile destek merkezleri artırılarak aile içi sorunları giderilecek rehberlik hizmetleri verilmelidir. Boşanma oranlarını düşürecek hizmetler artırılmalıdır. Aile içinde ve kamu kurumlarında kadınlara yönelik her türlü şiddete karşı tedbirler artırmalıdır. Batıda da önem kazanan geleneksel aile yapısı korunmalıdır. Çocukların sağlıklı ruh yapısı ile gelişmesi için sosyal ve psikolojik destekler artırılmalı, dijital oyunlar kontrol altına alınmalıdır. Tiktok ve benzeri uygulamalar yasaklanmalıdır

Deprem tehlikesine karşı bir tedbir olarak kentsel dönüşüm, yanlış yönlere, çıkar ve rant hesaplarına dönüştürülmüştür. Kentsel dönüşüm özüne aykırı yapılmakta ve amacından saptırılmaktadır. Yetkililer durumu acilen iyileştirmeli, gerekli tedbirler alınmalı, toplumu rahatsız eden rant hesapçılarına karşı hukuki ve cezai işlemler yapılmalıdır.

Türkiye’yi yönetmeye aday ve alternatif olan bazılarının hala 1970’lerin ortamını yaşadıkları, Türkiye’deki değişimi fark etmedikleri anlaşılmaktadır. Türkiye’nin gündemi ve ihtiyacı yeni bir sağ-sol ayrıştırmacılığını oluşturmak değildir. Artık mücadele, Türkiye’den yana olanlarla olmayanların arasındadır. Bunu fark etmeyenlerin ülkeye yapabilecekleri herhangi bir katkı olmayacaktır.

Atatürksüz Atatürkçülük yapanlar dikkat çeker hale gelmiştir. Maalesef yanlış yolda olanların bir kısmı Osmanlı, bir kısmı da Cumhuriyet düşmanlığı yapmaktadır. Oysa Türk tarihi bir bütündür. Unutmayalım ki, Osmanlı’ya hakaret ederek Cumhuriyet yüceltilemez, Cumhuriyet düşmanlığı ile de Osmanlı ayağa kaldırılamaz. Dünkü Osmanlı düşmanları bugün Cumhuriyet Türkiye’sinin de düşmanlarıdır.

Türkiye’de bazıları içeride ve dışarı da düşmanlarla iş birliği içindedir. Bu durum bize bu coğrafyada bin yıldır süren Hilal- Haç savaşını hatırlatmaktadır. Bu sebeple milli hassasiyeti canlandırmak ve milli kültüre sahip çıkarak toplumu uyandırmak gereklidir.

Türkiye’yi, Ortadoğu’dan ve Adalar Denizinden çökertmeye çalışanlar, yakın tarihimizden gerekli dersi almayanlardır. Tarihini bilmeyenlerin maalesef coğrafyalarını başkaları tayin eder. Türkiye çembere alınarak kuşatılacak, suçlanacak NATO’dan çıkarma gayretleri gösterilecektir. NATO’nun 5. Maddesi öne sürülerek Türkiye’ye saldırma ihtimali doğacaktır. 15 Temmuz 2016 dan netice alamayanlar, Yunanistan’ı kullanarak PKK terörünü örtmeye çalışmaktadır.

Anayasa çalışmaları egemenliği paylaştırıcı tuzaklara ülkeyi götürmemelidir. Milli kimliği etniklik seviyesine indiren çabalar engellenmelidir. 1982 Anayasasının darbe Anayasası olmaktan çoktan çıktığı artık anlaşılmalıdır. Anayasa çalışmalarında, çok kültürlülük ve çok seslilik birbirine karıştırılmamalıdır. Çok seslilik demokratik rejimin bir gereğidir, çok kültürlülük ise; bir ülkenin resmen vatandaşlarını ve farklı etniklikleri birbirine karşı hukuki ve siyasi anlamda ötekileştirmesidir. Bu emperyal amaçlara ve ufalanmaya hizmet, Milli Devlete mensup olma anlayışından uzaklaşmadır. Anayasa çalışmaları toplumdaki marjinal grupların sesi olmamalıdır.

Türk Milletinin gözbebeği Türk Silahlı Kuvvetlerine yöneltilen ‘kimyasal silah kullanma’ gibi alçakça saldırı ve iftiralar, düşmana askerlik yapan, kendi Devletiyle başkaları adına kavgalı çirkin zihniyetin tezahürüdür.

O bölgelerde yaşayanlar dikkat: Kar geliyor O bölgelerde yaşayanlar dikkat: Kar geliyor

Türk Silahlı Kuvvetlerinin iç ve dış tehditlere sahrada sıhhi emniyetinin sağlanması için askeri hastaneler açılmalı, 187 yıllık askeri tıbbiye-i şahane geleneği canlandırılmalıdır.

Bakmak zorunda kaldığımız geçici sığınmacıların ülkeye yüklediği ekonomik yük sürmektedir. Ülkemiz sığınmacılara ekonomik yardım konusunda yalnız bırakılmıştır. Sığınmacıların doğurduğu mafya dahil çeşitli sorunlar giderek artmaktadır. Vatandaşımızın huzur ve güvenliğini tehdit ederek, fuhuş, alkol, uyuşturucu ve terör gibi yeni sorunlara zemin hazırlamaktadır. Acı gerçekleri görmemek aslında Türk Milletine karşı yürütülen bir ırkçılıktır.

Göçmenlerin, Suriye ve Irak’ın kuzeyine can emniyetleri sağlanarak hayatları idame ettirecek imkânlar verilerek geçiş imkânları planlanmalı ve sağlanmalıdır. Türkiye’de yabancılara konut satılması sınırlandırılmalı, gerekirse engellenmelidir. Türk vatandaşlarının konut edinmesi kolaylaştırılmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı açık artırmaya çıkartılmamalıdır.

Sayıştay eski fonksiyonlarına kavuşturulmalı, gizli kalan kamudaki yolsuzluklar ortaya çıkarılmalı, Sayıştay raporları dikkate alınarak gereği yapılmalıdır.

İçişleri Bakanlığı tarafından yayaların emniyetini sağlayıcı tedbirler artırılmalı, yerel yönetimler yaya geçişlerinin fiziki imkânlarını sağlamalıdır.

İHA, SİHA, Kızıl Elma ve elektronik harp gibi savunma sanayiinde çalışan teknik personelin emniyet ve can güvenliği en üst düzeyde sağlanmalıdır.

İklim değişiklikleri ile birlikte suyun önemli bir hayati ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır. Ancak ülkemizde su kaynakları korunamamakta, kirletilmektedir. Benzer şekilde toprak kirliliği de önem arz etmektedir. Koruma tek elden yönetilmeli, bir su yasasının düzenlenmesi gerekmektedir.

Ülkemizde ekonomik sorunlar ön plana çıkmış, herkesi yakından ilgilendirir hale gelmiştir. Gelir dağılımının sürekli bozulması, satın alma gücünün zayıflaması ile temel tüketim maddelerine ulaşılmasında sorunlar oluşmuştur. Bu durum toplum sağlığını ve geleneksel ahlak yapısını bozmuştur. Ülkemizde yatırım yetersizliği, istihdamda sorunlar doğurmuştur. Dış ticaret açığı, cari açık, cari açığın uzun süre yeni ve yüksek faizli dış borçla karşılanmıştır. Üretme ithal et! anlayışından bir an önce vaz geçilmelidir. İthalatı teşvik edici vergi indirimleri yeniden düzenlenmelidir. Üreticinin tarım dışına çıkışı ve tarım alanlarının betonlaşması önlenmelidir. Hayvancılıktaki yanlış politikalar terk edilmelidir. Gerek tarım ve gerek hayvancılıkta ithalat yaptığımız ülkeler kadar, çiftçi ve hayvancılık ile uğraşanlar da desteklenmelidir.

Ukrayna-Rusya savaşının istikrar ve barış aleyhtarı özelliği sürüyor. Türkiye’nin başarılı çabalarına rağmen, istenen sonuç alınamamaktadır. Bölge istikrarının ve Dünya ekonomisinin hızlıca düzelmesi için savaşın bir an evvel bitirilmesi gerekmektedir.

Çin ve Rusya ithalatta en çok dış ticaret açığı verdiğimiz ülkelerdendir. Birçok mal ve hizmetin ithalatına kotalar konmalıdır.

Ülke yararına ve yatırıma dönük bir bankalar yasası düzenlenmelidir. Özel veya yabancıların eline geçmiş olanlar aşırı karlarından bir kısmını ülkemizde yatırım olarak kullanmalıdırlar.

Merkez Bankası, TÜİK, Devlet Denetleme Kurulu bağımsızlıklarını korumalı, müdahale edilmemelidir.

Kamu Bankalarının kredi vermede gücü aşılmamalı, siyasi amaçlara alet edilmemelidirler. Tasarruf mevduatına verilen faiz ile kredi faizleri arasındaki büyük fark giderilmelidir. Kamuda gösteriş tüketimi, akraba ve partili kayırmaya son verilmelidir. Kur korumalı TL vadeli mevduat hesapları kamuyu zora sokmuştur. Bu sorunu sadece piyasa faizlerini düşürerek çözemeyiz. Gelir dağılımındaki dengesizliği giderici, satın alma gücünü artırıcı ve yüzde doksanlara varan enflasyonu azaltıcı tedbirler alınmalıdır. Beslenme zayıflamıştır, vatandaş kırmızı ete ve süt mamullerine hasret kalmıştır. Siyasiler, üç veya beş çocuk sahibi olmayı tavsiye ederken, süt ve süt ürünlerini, mama ve çocuk bezlerinin nasıl albileceği göz ardı edilmektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı politik bir takım özentiler yerine, İslam’a yönelik sosyal medyada açılan yıpratıcı, gerçekleri inkar edici, saptırıcı kampanyalara karşı toplumu aydınlatıcı etkin bir program hazırlamalıdır.

Aydınlar Ocağı partiler üstü yerli ve milli sivil toplum kuruluşudur. Partiler üstü olmak demek, oraya buraya savrulmadan Devletimizin çıkarlarını düşünerek gerekli tavrı ortaya koyabilmektir.

KKTC bağımsız bir devlettir, Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve BM’ne karşı varlığını korumalıdır. KKTC, Türkiye-AB ilişkilerinde taviz malzemesi olarak kullanılmamalıdır. KKTC’nin bağımsızlığı dost ve müttefik ülkelerce tanınmalıdır.

Türkiye’nin Akdeniz deki egemenlik haklarını ve çıkarlarını koruyucu tedbirler sürdürülmeli ve desteklenmelidir. Türkiye Cumhuriyeti Devletine “Libya’da ne işimiz var” diye soranlara, Rusya, ABD ve Fransa ‘ya da aynı soruları sormalarını tavsiye ediyoruz.

Azerbaycan ve Türkiye kardeşliği ilelebet sürdürülmeli, iki devlet bir millet felsefesi korunmalı, Türkiye, Karabağ ve Nahcivan’ın toprak bütünlüğüne her daim destek olmaya devam etmelidir.

Türk Devletler teşkilatı daha faal hale getirilmelidir. Bunun için; ekonomik forumlar, bilim olimpiyatları, uzay araştırmaları enstitüsü oluşturulmalıdır. Türk Dünyasına özgü müzik yarışmaları, folklor, sanat, kültürel ve tarihi faaliyetlere ağırlık verilmelidir. Türk Dünyası Yükseköğretim Kurulu oluşturularak, ortak ders kitapları ve ortak alfabe konusunda çalışmalar hızlandırılmalıdır.

Diyarbakır Annelerinin Sessiz Çığlığını Destekliyoruz!

Bizler, bugün burada sivil toplum kuruluşlarının kadın temsilcileri olarak, annelerin Diyarbakır’da başlattığı onurlu direnişlerine destek olmak üzere 81 ilde eşzamanlı olarak toplanmış bulunmaktayız. Bu direnişin teröre en büyük darbeyi vuracak iradeyi ortaya koyduğuna yürekten inanıyoruz.Diyarbakır’daki anneleri ve teröre meydan okuyan mücadelelerini destekliyoruz. Bulundukları şehirlerde, siyasi ve toplumsal yalnızlaştırılma dahil, her şeyi göze alıp evlatlarının dönmesini isteyen anneler, başka canlar yanmasın diye çıktıkları yolda inşallah zafere ulaşacaklardır. PKK terörüne karşı, duyduğumuz “yeter artık” feryadına destek vermek, safları sıklaştırmak, bir ve beraber olduğumuzu göstermek, evlatlarımıza ve geleceğimize sahip çıkmak hepimizin vicdani borcudur.

Aydınlar Ocağı toplumsal olaylarda sorumluluk almış, yerli ve milli bir sivil toplum kuruluşudur. Toplum ve devlet yapısının omurgasını oluşturabilecek fikir ve kadrolara sahiptir. Türk siyaset ve fikir hayatında önemli roller üstlenmiş, tesirleri yok edilemeyecek kadar izler bırakmıştır. Bu izleri bırakırken en fazla dikkat edilen ilke “siyaset üstü olma” prensibidir. Aydınlar Ocağı ülkü, ilke, ülke prensiplerini fikir dünyasında hep muhafaza etmiştir.

Aydınlar Ocağı öngörü ve yaşam pratiğinin zenginliği sebebiyle bazı dış mihrakların Türkiye üzerindeki hain emeller taşıyanlar konusunda hiç yanılmamıştır. Fetö Terör örgütü (Yeşil Ordu)’nun kuruluş amaç ve niyetlerini 1960’lı yıllardan beri iyi bilmektedir. Aydınlar Ocağı 15 Temmuz 2016 öncesinde hükümet ve çevreleri sürekli uyardığı gibi hain emeler taşıyanlar konusunda hiç YANILMAMIŞTIR. Her platforma kimsenin konuşmadığı 15 Temmuz öncesi en büyük tepkiyi ortaya koymuştur ve yanılmamıştır.

Türk Milliyetçiliğini benimseyen, yerli ve milli bir sivil toplum kuruluşu olarak, Türk Milletinin bu gelişmelere karşı her zamandan daha fazla uyanık olması gerektiği kanaatindeyiz. Türk Milletinin 100 yıl önce yaşadığı gibi yeni bir beka sorunu yaşamaması için, millî birliğimizi ve vatan bütünlüğümüzü her türlü imkân ve vasıta ile korumak zorundayız.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Aydınlar Ocağı Genel Merkezi, Adana Aydınlar Ocağı, Amasya Aydınlar Ocağı, Anadolu Aydınlar Ocağı, Antalya Aydınlar Ocağı, Balıkesir Aydınlar Ocağı, Çanakkale Aydınlar Ocağı, Çorum Aydınlar Ocağı, Giresun 19 Eylül Aydınlar Ocağı, Harput Aydınlar Ocağı, Iğdır Aydınlar Ocağı, İnegöl Aydınlar Ocağı, Kocaeli Aydınlar Ocağı, Malatya Aydınlar Ocağı, Manisa Aydınlar Ocağı, Ordu Aydınlar Ocağı, Sakarya Aydınlar Ocağı, Samsun Aydınlar Ocağı, Sinop Aydınlar Ocağı, Sivas Aydınlar Ocağı, Tekirdağ Aydınlar Ocağı, Trabzon Aydınlar Ocağı, Azerbaycan Aydınlar Ocağı, Kosova Aydınlar Ocağı