Atsız ve Nejdet Sancar’ın Kaleminden '3 Mayıs'

Yunus Buğra Yılmaz’ın arşivinden faydalanarak Ötüken Dergisinde yayınlanan ve  Atsız tarafından kaleme alınan 3 Mayıs ön sözü. Ayrıca 14 Nisan 1974 yılında yine Ötüken Dergisinde yayınlanan “1944'te Türkçülüğü Hançerlemek isteyenler Kimlerdi?” başlıklı yazıyı Nejdet Sancar’ın kaleminden okuyacaksınız.

Atsız ve Nejdet Sancar’ın Kaleminden '3 Mayıs'

3 Mayıs

Her millette olduğu gibi bizde de birçok günler kutlanır, bayram yapılır. Bunlar arasında 30 Ağustos gibi tarihin akışını değiştiren ve milletin bütün fertlerince kutlu sayılan büyük günler olduğu gibi, 27 Mayıs gibi asli hedefini kaybeden ve milletin bir bölümü tarafından öteki bölümüne karşı yapılmış olanlar da vardır.

Türkçüler günü olan 3 Mayıs (1944) büsbütün ayrı bir düşüncenin sonucudur. İç düşman olan, kılık değiştirerek milletin içine kadar girmiş bulunan ve o zaman ki hükümetin gafletinden faydalanarak gelişen komünizme karşı Türkçü gençlerin bir uyarma yürüyüşüdür.

3 Mayıs bir bayram değildir. Milli şuurun ayaklanmasıdır. Başarıyla bitmemiş, fakat milletin gözünü açarak o zaman ki hükümetin içine sızan ihanet unsurlarını sindirmiştir.

Paşaların 12 Mart ihtarnamesi nasıl, uçurumun kıyısına kadar getirilmiş bulunan devleti düşmekten kurtarmışsa, meçhul gençlerin 3 Mayıs yürüyüşü de, Amerika ve İngiltere'nin hamakatlerini istismar eden Moskoflar'ın Almanya'ya karşı savaşı kazanmak üzere oldukları sırada Türkiye'yi bir oldubitti ile

Sovyetleştirmeye hazırlanan karanlık komünistleri gün ışığına çıkarmak suretiyle Türkiye'yi komünizm batağına düşmekten kurtarmıştır.

3 Mayıs 1944 bir dönüm günüdür. Türkçülerin ızdırabı ile yuğurulmuş ve tehlikeyi geriye atmış bir dönüm günü...

3 Mayıs'ta yürüyenlere selâm...

Türk devleti ebedidir...  

Atsız / 14 Nisan 1974

1944'te Türkçülüğü Hançerlemek isteyenler Kimlerdi?

Nejdet Sançar / 14 Nisan 1974

1944'te Türkçülüğe karşı açılan Haçlı Seferi'nde, Türk Ülküsü’nün hançerlenmesi yolunda çalışanların sayısı az değildir. Bunların en azgınları yerli kızıllar ile son büyük imparatorluğumuzun kalıntıları devşirme torunlardır. Bu en tehlikeli iki zümrenin yanında yer alanlar veya onlara yardakçılık edenler ise aşırı particiler, dalkavuklar, renksizler, korkaklar gibi bütün insan topluluklarında rastlanan takımdır.

O yıllar, «Milli Şeflik!» diye garip ve manasız bir ad takılmış olan hürriyetsizlik devridir. Bu sebepten millet, gerçeklere değil, kendisine gerçek diye gösterilenlerle karşı karşıyadır. Çünkü ne Radyo'nun, istenilen ve uygun görülenden başka tek kelime söylemesi mümkündür; ne de gazetelerin «zülfi vare » dokunabilecek konulardan söz edebilmeleri...

Bu büyük baskı içersinde o yılların tek yararlı hareketi, İkinci Dünya Savaşı'nın imkân verdiği havadan da yararlanarak, gazetelerde ve dergilerde, millet ve vatan sevgisi üzerine pek çok yazılar yayınlanabilmesidir. Bu yolda en büyük hizmetin milliyetçi dergiler tarafından yapılmış olduğunu söylemek de yanlış olmaz.

Türkçülük Ülküsü’nün, yurtta yaygın bir hal almakta oluşundan en büyük rahatsızlığı duyanlar Türkiyeli kızıllarla devşirme torunları idi. Ancak, dünyayı sarmış savaş havası içinde, bütün yurtta yayılmış Türkçülük Ülküsü’ne karşı tesirli bir mücadele yapmak imkanını elde edemiyorlardı. Sadece, iftira temeli üzerinde yükselen birtakım yalanlar ortaya atıyorlar, fakat umdukları neticeyi sağlayamıyorlardı.

Atsız'ın, devrin başbakanı Saraçoğlu Şükrü'ye hitaben yayımladığı açık mektuplar ile bütün Türkiye ayağa kalkınca. Türk Ülküsü’nün sinsi düşmanları bundan yararlanmak için harekete geçtiler. İlk adım, kendisine, ikinci açık mektupta” vatan haini” denilen Sabahattin Ali'ye hakaret davası açtırmak oldu. Ankara'da görülen dava sırasında Türkçü gençliğin şahlanması ve bunlardan birkaç bin kadarının, 3 Mayıs günkü duruşmaya sokulmamaları üzerine, milli marşlar söyleyip komünizmi lânetleyerek yaptıkları tarihi yürüyüş, pusudaki Türkçülük düşmanlarının bekledikleri fırsatı ortaya çıkardı.

Bir plân hazırlandı. Bu plân, yurdun dört bir köşesinden, yüksek öğrenimlerinin yapmak için Başkente gelmiş vatansever Türk çocuklarının, komünizme ve komünistlere karşı olan yürüyüşlerini, devlete ve rejime karşı bir ayaklanma şekline sokmak ve böylece Türkçülük üzerinden bin ihanet silindiri geçirmekti.

Bu plânı hazırlayanların üç ele başısı vardı. Bunlar Hasan Ali, Falih Rıfkı ve Nevzat Tandoğan idiler.

Boşnak Ali Efendi'nin torunu olan Hasan Ali, o sırada. Milli Eğitim Bakanlığı'nın başında bulunuyordu. Abaza İmam diye anılan bir din adamının oğlu Falih Rıfkı ise, hükümetin resmi gazetesi durumundaki Ulus un başyazarıydı. Bir kardeşinin o sıralarda Yugoslavya'da bir bakanlık sandalyesinde oturmakta olduğu söylentileri ağızlarda dolaşmakta olan Nevzat Tandoğan ise. Başkent'in valisiydi. Türkçülüğe karşı açılan Haçlı Seferi’nde en büyük rolü oynayanlar, işte, bu üç adamdır.

Bu üç Türkçülük düşmanı da, Milli Şeflik(!) devrinin milli şefi İsmet İnönü’nün tam itimadını kazanmış kişilerdi. 3 Mayıs yürüyüşü sırasında ve daha sonraki günlerde, Çankaya'ya giderek, vehimlilik derecesi bilinen İsmet İnönü’yü doldurarak daha vehimli hale getirenler de bu adamlardı.

Bu üç Türkçülük düşmanının, Çankaya köşkünde İnönü ile neler yaptıkları; konuşmalarda, onun malum olan vehmini giciklamak için ne gibi masallar ve yalanlar uydurduklarını, tamamen, bilemiyoruz. Bu konuda bugün bilinen tek şey, 3 Mayıs yürüyüşünün, devlete ve rejime karşı bir ayaklanma olduğu yalanının kendisine bildirilmesidir.

İsmet İnönü, bu yalana inanmış mıdır, yoksa inanır görünmeyi mi uygun görmüştür? Bugün için bu da kesin şekilde belli değildir.(1). Ancak, 19 Mayıs 1944 günü, Ankara'nın 19 Mayıs stadyumunda toplanmış onbinlerce genç ile Ankaralıya karşı yaptığı konuşmanın sonunda, sözü, Ankara hadiselerine getirerek söylediği sözler, üzerinde durup düşünmeye değer mahiyettedir.

İnönü, bu konuşmasında, o sırada çoğu tutuklanmış bulunan Türkçüleri çok ağır şekilde suçlayan sözler söylemiştir. Suçlamaların bellibaşlıları, rejim aleyhine gizli cemiyet kurmak, şifreler ve parolalarla çalışmak, yabancı devletlerin yararına olacak şekilde tertipler düzenlemek, gizli Turan cemiyetleriyle doğudan ve batıdan ülkeler zaptetmeye çalışmak gibi iddialardır.

İşin en dikkate değer yönü, Türkiye gibi büyük bir tarihi devletin o sırada başkanı durumunda olan bu adamın, yukarıdaki iddiaları bütün dünyaya karşı, tesbit edilmiş gerçekler şeklinde ilân ettiği sıralarda, tutuklanmış Türkçüler hakkında henüz polis tahkikatının yapılmakta olmasıdır. Kanuna göre, bu tahkikat sonunda ortada suç bulunduğu tesbit edildiği takdirde, Türkçülerin mahkemeye sevk edilmeleri; hâkimin, suçun işlendiğine hükmedip ceza tayin etmesi ve hüküm giyenler kararı temyiz ettikleri takdirde, Yargıtay'ın da verilen kararı tasdik etmiş olmasının şart bulunuşudur. Yürürlükteki kanunlar dışında, bir ülkenin milliyetçileri hakkında bu şekilde kararlar verilebilmesi için; o yurdun ya düşman bir devletin pençesine geçmiş olması, ya devletin idaresine, bir darbeyle, komünistler cinsinden hain bir takımın el koymuş bulunması, ya da cumhuriyet adı altında kopkoyu bir istibdat ile milletin anasını ağlatan zâlimlerin iş başında bulunmaları gerekir.

İnönü’nün bu nutkundan sonra, Türkiye'de çıkmakta olan bütün gazetelerde ve birçok dergide, Türkçüler aleyhine devamlı olarak yazılar yayımlanmıştır. Yazılanyazıların büyük kısmı Türkçülük düşmanı kalemlere aittir. 

Gazeteciler arasında en azgınca yazanlar, üçü de Selânik dönmesi olan Sabiha Zekariya Sertel, M. Zekeriya Sertel ve Ahmet Emin Yalman'dır. Nadir Nadi de onlardan pek geri kalmamıştır. Korkunç ve azgın bir kızıl olan ve hayatının son yıllarını Moskof pençesindeki Türk topraklarında Türklük düşmanlığı yapmakla geçiren Sabiha Zekeriya ile, Birinci Dünya Savaşı sonunda, Anadolu'nun doğusunda bağımsız bir Ermeni devleti kurulması yolunda yazılar yazan Ahmet Emin Yalman'ın yazıları, o devirdeki Türk ve Türkçülük düşmanlığının unutulmaması gereken belgeleridir.

1944'teki Türkçülüğün hançerlenmesi plânının, Çankaya köşkünde hazırlandığı bir gerçektir. Bu gerçeğin, bugün için, bilinmeyen yönü, Haçlı Seferi'nde en büyük rollerin sahibi üç kişinin (Hasan Ali, Falih Rıfkı ve Nevzat Tandoğan'ın) vehimli İnönü’yü nasıl ürkütüp kandırmaya çalıştıklarıdır. Bugüne kadar bu konuda hiçbir şey yazılmış değildir. Başta, o yılların Cumhur Başkanlığı Başyaveri olmak üzere, ileri gelenlerden birçok kişinin bu konuda bilgi sahibi oldukları şüphesizdir. Bilenlerden, hiç değilse iyi niyet sahibi temiz Türkler, tarihi bir vazifeyi yerine getirmiş olmak için, bunları yazmalıdırlar.

Hâdisenin otuzuncu yıl dönümünde, Türkçülüğe ve dolayısıyla Türklüğe karşı işlenmiş o namertçe hareketin suçluları olarak kesin şekilde bilinenler, bu düşmanlığı kalemleriyle yapanlardır. Üç Selanik dönmesiyle Nadir Nadi'den başka, onlar derecesinde olmamakla beraber, Moskova'nın takdirini kazanacak şekilde yazılar yazanlar arasında Necmettin Sadık Sadak, Mehmet Asim Us, Refik Halit, Topluiğne takma adı ile yazılar yazan Afgan asıllı Mehmet Nurettin vesaire gibi daha birçok kişi de vardır. Hasan Ali Yücel, ırkçılık ve Turancılık perdesi arkasında Türk Ülküsü’ne ve Türklüğe karşı düşmanlık ve kin kusan bu yazılardan en şirretçe olanlarını toplatmış ve Irkçılık - Turancılık adını koyduğu bu kitabı bütün okul kütüphanelerine göndertmişti. Demokrat Parti zamanında okul kütüphanelerinden çıkarılan bu kitapları bugün elde etmek pek mümkün değildir. Fakat 1944 yılının mayıs ve haziran aylarına ait gazete koleksiyonları karıştırılırsa, «Milli Şeflik!» devrinin, haysiyetten yoksun okumuş takımını hangi seviyelere kadar indirebilme başarısını gösterdiğini, hem üzülüp hem de tiksinerek, görmek mümkün olur.

Yetişmekte olan Türkçü gençler, sadece, soylarının ülküsüne karşı girişilmiş o Haçlı Seferi'ni unutmamakla kalmamalı, bu gibi oyunların her zaman oynanabileceğini de bilmelidirler. 1944 ihanetini hatırlamanın en büyük faydası, gelecekte bu gibi oyunlara düşmemenin bir nevi garantisi de olabilir.

Bostancı, 14 Nisan 1974

(1) O yıllarda Çankaya'da görevli bulunanlar veya bu hadise sırasında orada yapılan toplantılara katılanlar, mevkileri dolayısıyla bu konu ile ilgilenmiş olanlar, tarihi bir vazife sayarak bildiklerini yazmalı, ellerinde belgeler bulunanlarda onları yayımlamalıdırlar.


 

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2021, 00:21
YORUM EKLE