Korku Nereye Kadardır?

Korkunun insanı bir duygu olduğunu biliyoruz.

İnsanın güç gösterisinde, karşısındaki insanı korkutarak istediğini elde etme çabasını, insani bulmadığımı söyleyebilirim.

Ancak korkutanı insani bulmam.

Gücü elinde bulunduranlar, yönetimi sevgi üzerine, insana hizmet üzerine, neden kurmazlar anlamış değilim.

"İnsana hizmet et ki Devlet yaşasın" fikrinden gelinen nokta, "İnsanı korkut ki yaşayım, ayakta kalayım"a dönüştü.

Hayvanlar âlemini incelediğimizde karşımıza çıkan şey, hayvanlar rakiplerine saldırmadan önce etrafında dönerek, ben senden güçlüyüm, aklın varsa kaç, girişiminde bulunuyorlar.

Bunu daha çok kolonilerine yabancı biri girmek istediğinde, güçlünün kendisi olduğunu göstermek için yapıyorlar.

"Yenmemek için yiyeceksin" mantığı hayvanlar âleminde var yani...

Belgesellerde izlediğimde, zayıf çelimsiz hayvanların karşındakine güçlü görünmek için şişindiğine çok şahit oldum.

Hatta öyle ki; sürünün içinden en zayıf halkayı koparmak isteyen ormanın kralı Aslanın, Bizonların birlik olarak geri dönüp, yavruyu aslanın ağzından boynuz darbeleriyle aldıklarını, ormanın kralını kaçırdıklarını da gözlerimle gördüm...

Hayvanlar âlemi güçlüden yana gözükse de, birlik olduklarında güçlüyü hakladıklarını görmek, gerçekten ilginç.

İnsanlar âlemine gelirsek.

ALLAH "sana akıl verdim, kullan yaa kulum" diyor.

Akılla yönetemiyor, daha akıllılar çıkıyorsa insanın karşısına, o zaman bileğini bükemediğini, elindeki gücü kullanarak, korku yöntemiyle pes ettirmeye çalışırsın.

Bu bir müddet etkili görünse de, aklının ve bileğinin güçlü olduğunu düşünen insan, bu durumda hiç korkar mı?

Ya da ne kadar siner?

Alt edeceğini biliyorsa hele...

Birlikte hareket edebilmenin anlamı ve önemi burada üste çıkıyor.

Korkuyu yenerek bir adım öne çıkanın yanında zincir oluşturuyorsan, işte o zaman korku refleksini yendiğini görüyorsun.

Kötülüğe karşı duranın gücü, iyilerin yanında saf tutarak daha da artıyor...

Zulme ve zalime direnmenin gönül huzuru işte o zaman korkuyu yeniyor.

İnsanoğlu biliyor ki; "Uzun müddet sürmez korkuyla yaşamanın pısırıklığı"

"Cesareti kadar yaşar insan"

"Cesaretin yoksa esaretin başlar"

"Esaret insanın başına bir geldi mi gitmez kolay kolay"

Buna da zaten yaşamak denmez...

Allah yalnız mazlumun yüksek sesini seviyorsa, mazlumların seslerinin yükselmesinde Allah'ın payı ve gücü vardır...

Korku yanlış bir şey yaptığında ortaya çıkan sonuçtur.

Yanlış bir şey yapmayan insanın, insandan korkusunu neyle izah edebiliriz peki?

O halde korkularını yen.

Ve mazlumların yüksek sesi ol.

O seste rabbin var.

Bir tek ona karşı günah işlemekten kork.

Korkularını yendiğinde her şeyin daha güzel ve İYİ olduğunu göreceksin..

Yürümeden menzile varılmaz.

Tünele bak, orada aydınlığında olduğunu, karanlıktan çıkışın kendi elinde olduğunu da görmelisin.

İnsanca yaşamanın şifresini de o zaman çözeceksin.

Önce kendi gücüne inan.

Sen istemedikçe kimse seni yenemez.

Hele istiklâl marşımız “korkma” diye başlıyorsa.

O halde korkma...

Şah Hatayim.

Der sırrını.

Meydana verdim serimi

Nesimi gibi derisin.

Yüzen gelsin..

İşte meydan...

YORUM EKLE