1915 Çanakkale,1956 Süveyş, 2026 Hürmüz olacak mı?
Bugün Çanakkale savunma savaşımızın yıl dönümü. Çanakkale direnişi dünya ölçeğinde mazlum bir milletin net olarak kazandığı ve emperyalist bir milletin net olarak kaybettiği bir savaş.
Türk milletinin İstiklal Savaşı'nın Çanakkale direnişinde başladığı, tarihçiler tarafından kabul edilebilir bir görüştür.
"Üzerinde güneş batmayan imparatorluk" diye anılan İngiltere'nin sıradanlaşması Çanakkale Savaşı'nda başladı ve bir daha eski anlı şanlı günlerine dönemedi. Hindistan Başbakanı Gandhi, “Türkler İngilizleri yenene kadar biz İngilizleri tanrı zannediyorduk.” diye Türklerin İngilizleri Çanakkale’de boğazın serin sularına gömmesini tasvir eder.
1915'te yaşayan tarih uzmanları, İngilizlerin Çanakkale’de hezimete uğrayacağını ve arkalarına bakmadan geriye kaçacağını herhalde tahmin edemezlerdi. Çünkü tüm vücudu kanser metastazına bulaşmış ölümcül hasta Osmanlı'nın karşısında, dünyanın her coğrafyasında valileri bulunan zamanın en güçlü devleti İngiltere vardı.
Ama doğru insanlarda "vatan" diye de bir inanç; o vatana bağlılık, bağımsızlık duygusu, milli birlik ruhu vardı.
Tabii hayata salt madde ile bakan materyalistleşmiş toplumların yönetenleri de maddi ve dünyevi varlıklarıyla tüm dünyaya sahip olabileceklerini sanıyorlardı.
Emperyalizm 1915'te dünya ölçeğinde kaybetti. Türkleri örnek alan mazlum milletler bir bir bağımsızlıklarını kazandılar. Dünya ekonomisini yöneten para birimi pound, değerini kaybetmeye başladı.
1956'da Mısır lideri Cemal Abdünnasır, Süveyş Kanalı'nı millileştirdi.
O tarihlerde, aslında günümüzde de dünya ticaretinin büyük bir kısmı Süveyş Kanalı'ndan yapılıyordu. Haliyle Süveyş Kanalı'nı kontrolünde bulunduran İngiltere de dünya ticaretini kontrolünde tutuyordu. Nasır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi üzerine İngiltere, Fransa ve İngiltere'nin kurduğu İsrail, Mısır'a saldırdı. Ama emperyalizm başarılı olamadı. İngiltere ile iş yapan devletler artık İngiltere'ye güvenmemeye başladı; yüksek sermayedarlar varlıklarını, paralarını İngiltere'den çekmeye başladılar. Çünkü artık İngiltere'nin yenilebileceği görülmüştü. Ve bilinir ki açığa çıkan, gösterilen güç, güç değildi. Gerçek gücün hissettirilen güç olduğunu dünyada herkes biliyordu.
1956'dan sonra dünyada ekonomi, askeri güç, emperyal devlet statüsü ABD'ye devroldu. Tabii bu devirde İkinci Dünya Savaşı'nın da büyük bir rolü oldu. İngiltere aslında mağlupken galipler masasına oturtuldu.
Dünyada son 70 yılın emperyalisti ABD; siyaseti tüm dünyayı tek başına fethetmek veya devletlere vali statüsünde kendilerine hizmet edecek eş başkanlar atamak, hileli seçimlerle kendilerine hizmet edecekleri o devletlerin yönetimine getirmek üzerine kurdu ve hâlen de bu siyaset devam ediyor.
ABD; Vietnam'da ve Afganistan'da yenildi. Bu yenilgilerin tabii ABD siyasetinde olumsuz etkileri oldu ama ABD'nin sıradanlaşmasına, parasının dünya ticaretinin hâkimi olmamasına ve askeri gücünün kırılmasına yetmedi. Çünkü dünyadaki zengin devletler ABD emperyalizminin birer kuklası durumundaydı. Her devletin içinde mutlaka iş birlikçileri, hizmetçileri, satın aldıkları ve göstermelik eş başkanlıkla vasıflandırdıkları vardı; hâlen de var.
Şimdiki zamanlarda sanki tarihin dönüm noktalarından birini yaşıyor olabiliriz.
ABD emperyalizmi gene bir boğaz olan, ekonomik değeri dünyanın ekonomisini sarsacak nitelikte olan ve stratejik konumu yüksek olan Hürmüz Boğazı'na saldırmak istiyor. Hürmüz Boğazı; orta boy bir devlet olan ve 40 yıldır ambargolarla ihtiyaçlı duruma düşürülen (tıpkı Osmanlı gibi) İran devletinin toprakları içinde.
İran, etnisite olarak karmaşık yapılı bir ülke. Bizim mensubu olduğumuz soyumuz da 1400-1520 yıllarında Tebriz'in kuzeyinde bulunan Erdebil şehrinde yaşamış, daha sonra Anadolu'ya göç etmiş bir ailedir.
Fakat yukarıda belirtildiği gibi emperyalistler ve iş birlikçilerinde olmayan bir vatanseverlik ve bağımsızlık ruhu, İran topraklarında da yüksek bir derecede var.
Bu Hürmüz saldırısının bir emperyal gücün yenilmesine, mazlum milletlerin artık sömürülmemesine, her toplumun kendi kaderini kendisinin belirlemesine vesile olmasını isteriz.
Emperyalizmin yenildiği ve yenileceği coğrafyaya dikkat edersek aşağı yukarı birbirine çok yakın üç boğaz.
Mazlum milletlerin bir Hürmüz başarısına ihtiyacı var. Yıkılsın emperyalizm! ...
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- Alp Demir
Olmaz ama olsaydı diye düşünürüm. Türkiye İran tarafında savaşa katılsaydı da, ABD ve İsrail'i Orta Doğu'dan sonsuza kadar silip atsaydı da, sonra oturup aralarında bir anlaşma yapsa, bundan böyle 'birbirimizin ayağına basmayacağız' deseydi, nasıl bir dünya kurulurdu. Hayal işte...
