Ayazağa'da Sel: Şehirciliğin Ağır Sınavı
İstanbul’un Sarıyer ilçesine bağlı Ayazağa’da 14 Ekim 2026’da yaşanan sel felaketi, şehirleşme anlayışımızı yeniden sorgulamamızı gerektiriyor. Şiddetli yağışların ardından yaşanan su baskınları, meydana gelen maddi zararlar ve dere yatağındaki bazı yapıların kaldırılmasına yönelik çalışmalar, önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Bir şehirde binaları yükseltmek, yolları genişletmek ve yeni yaşam alanları oluşturmak, o şehri güvenli hâle getirmek için tek başına yeterli değildir.

Asıl mesele, bütün bu yapılaşmanın doğanın gerçekleriyle ne kadar uyumlu olduğudur.
Ayazağa’da yaklaşık 1.700 metrelik dere ıslahı ihtiyacının gündeme gelmesi, sorunun yalnızca yağmurun şiddetiyle açıklanamayacağını düşündürüyor. Çünkü yağmur doğanın bir gerçeğidir; şehircilik ise bu gerçeği dikkate alarak önlem geliştirme sorumluluğudur.
Ağaoğlu My Home Maslak çevresinde yaşandığı bildirilen otopark su baskını da bu açıdan değerlendirilmelidir. Yol seviyesinden aşağıda bulunan eksi beşinci kattaki bir garaja suyun ulaşması, suyun geliş güzergâhının, çevredeki kot farklarının ve tahliye sistemlerinin birlikte incelenmesini gerektirir. Yakındaki dere geçişinde ağaç parçaları, dallar veya başka malzemelerin birikerek su akışını daraltmış olması ihtimali de teknik olarak araştırılmalıdır. Ancak olayın kesin nedeni, ancak uzman incelemesi ve somut verilerle ortaya konulabilir.
Burada sorulması gereken soru açıktır: Şehirlerimizi yağmur yağdığında suyla mücadele etmek zorunda kalacak şekilde mi planlıyoruz, yoksa yağmurun yaratabileceği riskleri önceden hesaplayarak mı yönetiyoruz?
OLUMLU YANLAR
• Sel sonrasında dere yatağındaki riskli yapıların kaldırılması ve dere ıslahının gündeme gelmesi, sorunun kaynağına yönelik adımlar atılması bakımından önemlidir.
• Yaşanan felaket, altyapının yalnızca görünmeyen bir belediye hizmeti olmadığını; doğrudan can güvenliği, ekonomik kayıplar ve yaşam kalitesiyle ilişkili olduğunu yeniden gündeme taşımıştır.
• Olayın kapsamlı biçimde incelenmesi, Ayazağa ile sınırlı kalmayacak şekilde İstanbul’un benzer risk taşıyan bölgelerinde de önleyici çalışmaların başlatılmasına fırsat verebilir.
• Kamu kurumları, bina yönetimleri ve altyapı işletmecileri arasında etkili bir koordinasyon kurulması hâlinde, gelecekte yaşanabilecek taşkınların zararlarını azaltmak mümkün olabilir.
OLUMSUZ YANLAR
Şehircilikte en büyük sorunlardan biri, yapılaşma kararları alınırken altyapının gelecekte taşıyacağı yükün yeterince bütüncül değerlendirilmemesidir. Yeni konutlar, iş merkezleri, yollar ve otoparklar yapılırken yalnızca bugünkü ihtiyaçlar değil, yıllar içinde artacak nüfus ve yüzey akışı da hesaplanmalıdır.
Betonlaşma arttıkça yağmur suyunun toprağa sızabileceği alanlar azalabilir. Su daha hızlı biçimde yollara, drenaj kanallarına ve dere yataklarına yönelir. Bu sistemlerin kapasitesi yetersizse su birikir, akış güzergâhını değiştirir ve en düşük kotlu alanlara ulaşabilir.
Dere yatakları ve geçiş noktaları da bu zincirin kritik halkalarıdır. Bir menfezin veya köprü açıklığının çeşitli malzemelerle tıkanması, suyun geçişini zorlaştırabilir. Ancak Ayazağa’daki olayda bu etkenlerin ne ölçüde rol oynadığı, ölçüm ve inceleme sonuçlarıyla belirlenmelidir.
Eksi beşinci kattaki otoparkın su altında kalması da yalnızca bulunduğu kot üzerinden değerlendirilmemelidir. Binanın su yalıtımı, giriş rampasının eğimi, yüzey drenajı, pompa kapasitesi, yedek enerji sistemi ve su girişini önleyen bariyerler birlikte incelenmelidir.
Asıl sorun, şehrin farklı parçalarının birbirinden bağımsız düşünülmesidir. Yolun drenajı başka, dere yatağı başka, binanın otopark güvenliği başka bir konu gibi ele alındığında sistemin tamamındaki zayıflık gözden kaçabilir.
Elbette teknik raporlar açıklanmadan belirli kurumları, şirketleri veya kişileri kesin biçimde sorumlu ilan etmek doğru değildir. Ancak bu gereklilik, kamuoyunun yanıt bekleyen sorularını da ortadan kaldırmaz. Şeffaflık, sorumluluğun belirlenmesinin ve kamu güveninin yeniden kurulmasının temel şartıdır.
SONUÇ
Ayazağa’da yaşanan sel, bize yalnızca yağmur suyunun nasıl tahliye edileceğini değil, şehirlerimizi hangi anlayışla inşa ettiğimizi de sorgulatmalıdır.
Bir şehir, yalnızca nüfusunu barındıran binalardan ve insanları taşıyan yollardan ibaret değildir. O şehrin dereleri, toprağı, eğimi, su toplama alanları ve doğal akış güzergâhları da şehir planlamasının ayrılmaz parçalarıdır.
Dere yatağına yakın yapılaşma, yetersiz tahliye kapasitesi veya kontrol edilmeyen geçiş noktaları bir araya geldiğinde, olağanüstü yağışların etkisi büyüyebilir. Bu nedenle çözüm, felaketten sonra suyu tahliye etmekle veya hasarlı alanları onarmakla sınırlı kalmamalıdır.
Önce nedenler belirlenmeli, ardından sorumluluklar açıklığa kavuşturulmalı ve aynı riskin tekrar oluşmasını önleyecek kalıcı düzenlemeler yapılmalıdır.
Şehircilik, yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil, yarının felaketlerini önceden hesaplamaktır.
PSİKOLOJİK PERSPEKTİF
İnsanlar yaşadıkları bir felaketten sonra yalnızca maddi kayıplarıyla değil, güven duygularındaki sarsılmayla da mücadele eder. Evini, aracını veya iş yerini su basan bir insan, aynı olayın yeniden yaşanabileceği endişesiyle yaşar.
Bu nedenle afet yönetiminin başarısı, yalnızca yolların temizlenmesi ve hasarların giderilmesiyle ölçülemez. İnsanların kendilerini güvende hissedebilmeleri için risklerin ne olduğu, hangi önlemlerin alındığı ve gelecekte nelerin değişeceği açıkça anlatılmalıdır.
Belirsizlik, güvensizliği büyütür. Şeffaf bilgi, bilimsel inceleme ve hesap verebilirlik ise toplumsal güveni güçlendirir.
Kurumların görevi yalnızca felaket sonrasında açıklama yapmak değil, vatandaşın felaket öncesinde korunmasını sağlayacak sistemi kurmaktır.
UYGULAMAYA DÖNÜK ÖNERİLER
• Bölgesel risk haritası: Ayazağa’da suyun birikebileceği noktalar, düşük kotlu alanlar ve taşkın güzergâhları ayrıntılı biçimde belirlenmelidir.
• Dere ve menfez denetimi: Su akışını engelleyebilecek malzemeler düzenli olarak kontrol edilmeli, bakım sorumlulukları açıkça tanımlanmalıdır.
• Altyapı kapasite analizi: Yağmur suyu hatları, dere geçişleri ve mevcut yapılaşmanın oluşturduğu yük birlikte hesaplanmalıdır.
• Otopark güvenliği: Bodrum katlarda su girişini önleyen sistemler, drenaj pompaları, yedek enerji kaynakları ve acil tahliye düzenekleri kontrol edilmelidir.
• Bağımsız teknik rapor: Selin oluşum mekanizması, altyapının yeterliliği ve olası ihmal iddiaları uzmanlarca incelenmeli; bulgular kamuoyuna açıklanmalıdır.
• İmar ve yapılaşma denetimi: Dere yatakları, doğal su akış güzergâhları ve taşkın riski, yeni yapılaşma kararlarında belirleyici ölçütler arasında yer almalıdır.
• Erken uyarı sistemi: Riskli bölgelerde su seviyesi ve yağış verilerini izleyen, bina yönetimlerine ve vatandaşlara zamanında uyarı ulaştıran sistemler geliştirilmelidir.
OKUYUCUYA SORULAR
- Şehirlerimiz büyürken altyapı yatırımları aynı hızda ve aynı planlama anlayışıyla gelişiyor mu?
- Dere yatakları ve doğal su güzergâhları, imar kararlarında gerçekten korunuyor mu?
- Bodrum katlar ve kapalı otoparklar, çevrede oluşabilecek taşkınlara karşı yeterince güvenli mi?
- Bir felaket yaşandığında nedenleri ve sorumlulukları ortaya koyan teknik raporlar kamuoyuyla açıkça paylaşılıyor mu?
- Belediyeler ve ilgili kurumlar, afet yaşanmadan önce riskleri azaltmak için hangi ölçülebilir hedeflerle çalışıyor?
- Şehirlerimizi yalnızca bugünün ekonomik getirilerine göre mi planlıyoruz, yoksa gelecek kuşakların güvenliğini de hesaba katıyor muyuz?
Unutmayalım; yağmuru durduramayız ama yağmurun felakete dönüşmesini önlemek için bilimsel planlama, doğru altyapı ve etkili denetim sağlayabiliriz.
Çünkü çağdaş şehircilik, felaket yaşandıktan sonra mazeret üretmek değil, felaket yaşanmadan önce sorumluluk almaktır.
Yazarın Diğer Yazıları
- Zenginlik, Nankörlük ve Mutluluğun Sınırsız Arayışı
- Gençlere Vasiyet Hayatta 3 Boşluğa Yer Verme
- Sandık Transferle Değişmez
- Siyasette Söylem ve Eylem Tutarsızlığı
- Bozkurt Sembolü Kültürel Köken Tarihsel Anlam ve Modern Yorumlar
- Fon Sistemi Nasıl Bozulur? Para, Güven Ve Denetim Arasındaki Tehlikeli Denge
- Dini Yapıların Kontrolü, Göçmen Sorunu Ve Siyasal Yönetim
- Filenin Sultanları Yine Zirvede Şampiyonluktan Daha Büyük Bir Başarı Hikayesi
Yorumlar
- Alp Demir
Sn. Yazar, hatırlayalım. İstanbul'un taşı toprağı altın dediler. Önce tek, tek sonra bütün soy sop sülalelerini getirip, her yeri işgal ve gasp ettiler. Bütün ormanları yok ettiler. Gece kondular kurup, arsaları bedavaya getirip, üzerine, bütün inşaat kurallarına dehşet derecede aykırı işler yapıp, kat üstüne kat çıktılar. Belediyelere rüşvet verip, ruhsat aldılar. Boğazına kadar harama batmış İstanbul elbet yıkılacaktır. Bir sel gelir, bir deprem gelir yıkar. İstanbul'a İstanbullu bir belediye başkanı ne zaman geldi hiç hatırlıyor musunuz ? Rize'den çıkmış gelmiş, İstanbul'a belediye başkanı oluyor. Sonraki aynı, şimdiki Trabzonlu. Ne bekliyorsunuz. ? Karadeniz bölgesinde dere yatağına ev yapan zihniyetten ne bekleyeceksiniz? Karadenizliler alınmasınlar. Benim Karadenizli arkadaşlarımın hepsi de aynı fikirde. Bunu sadece Karadenizliler de yapmıyor, artık herkes yapıyor. Ama kendi bölgelerinde de aynı hataları yaptılar, hala da yapıyorlar. Aynı şeyi gelip İstanbul'da yaptılar. Şimdi niye sel bastı, niye yıkıldı diye sormanın bir alemi var mı ? İstanbul'da suyun gidebileceği toprak kalmadı ki. Her yer betona boğuldu. Belediye başkanları kesinlikle başkan olacakları kentin yerli halkından olmalıdır. Şehrin yapısını, geçmişini, geçmişte yaşadığı sıkıntıları ancak onlar bilir, doğru çözümleri ancak onlar bulur. Bir yere belediye başkanı olmak için uzun yıllar orada yaşamış olmak gereklidir. Lütfen her İl ve İlçe belediyesi kendi İl ve İlçesinin insanından seçilsin. Siyasi partilere uyarımız olsun. Kendi İl veya İlçemizden olmayanlara oy vermeyeceğiz. Ve İstanbul'u da İzmir'i de kurtarmanın tek yolu, göç ile gelenlerin kendi İl ve İlçelerine bir zahmet geri dönmelerinden geçiyor. Dönmezlerse ya sel, ya deprem ya da başka bir şey ile yerle bir olmasına engel olmanın hiç bir yolu yok. Kentsel dönüşüm gibi tedbirlerle bunun önü alınamaz. İstanbul'un her birkaç sokak arasında büyük yeşil alanlara ve ciddi anlamda nüfus azalmasına ihtiyacı var.
