Bir Şey Halktan Gizleniyorsa...
PKK ile yürütülen görüşmeleri meşrulaştırmak, toplumu efsunlamak için il il toplantılar yapılıyor. Bu toplantılara iki CB danışmanı, Cumhur İttifakını oluşturan partilerin il başkanları, STK başkanları ve bazı -seçilmiş- şehit aileleri çağrılıyor.
CB danışmanları, sürecin faziletlerini anlatıp, biraz da katılımcıları dinleyerek onların gazını almaya çalışıyorlar.
Toplantılarda küçük,etkisiz, cılız eleştirilerin dışında esaslı bir tepki olmuyor. Çünkü herkesin ağzına bir parmak bal sürerek susturdular.Kişisel çıkarlar milli menfaatlerin önüne geçti, herkes selden kütük kapmaya, cebini doldurmaya çalışıyor.
Ağır medya bombardımanı karşısında vatandaş da abandone olmuş durumda, ne düşüneceğini, nasıl hareket edeceğini bilemiyor. Tek taraflı propaganda hakikatle vatandaş arasına aşılmaz duvarlar ördü.Kimseye duvarın ötesini göstermiyorlar. Halk TV, biraz da bunun için susturuldu. Bir ülkede muhalif sesler susturuluyorsa artık o ülkede adaletten, demokrasiden, hukuktan söz edilemez!
İktidarın gizlediğini, Apo ve onun partisi DEM Parti sözcüleri faş ediyorlar. Her basın toplantısında sürecin nereye evrileceğini bütün çıplaklığı ile açıklıyorlar.Ulus devlete veda edileceğini, anayasanın PKK'nın istek ve taleplerine göre değişeceğini, iki dilliliğin geleceğini, anayasal düzeyde devletin paylaştırılacağını,Türk kavramının tarihe karışacağını söylüyorlar.Bunlar onların temennileri de olabilir, lakin bu konuları sık sık dile getirmek, belli bir toplum kesiminde bu yönde bir talep yaratmaya neden olur. Milli bütünlüğü koruyarak yapılacak tüm çözümlere karşı -tatminsizlik- yaratır. Ayrışma dışındaki tüm çözümleri denklem dışına iter.
Sürecin bu noktaya evrilmesinin birinci sorumlusu Erdoğan ve onun partisidir. Bir dönem şehir şehir dolaşarak,"Osmanlı'da da eyaletler vardı," diyen Erdoğan'dı.Bu söz, Örgüt sempatizanlarının ateşini düşürmek için söylenmiş sözler değildi. Ülkeyi bu yola götüren yasal düzenlemeler de yapıldı. Türkiye,"Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı "çekinceler koyarak imzalamıştı.Bu çekinceler millet içinde millet yaratmaya giden yolu tıkayan doğru çekincelerdi. Prof.Dr.Berrin Engin, "Türkiye Coğrafyasında Etnik Kimlikler ve 1920 Sonrası Ortaya Çıkan Sorunlar," isimli kitabında, bu çekincelerin nasıl kaldırılarak Yerel Yönetimlerin -ayrışma amaçlı- faaliyetlerinin önünün nasıl açıldığını madde madde örneklendirerek açıklıyor. Engin; Türkiye'nin Şarta koyduğu çekincelerin, 2004-2011 ve 2012 yıllarında mevzuatta yapılan değişikliklerle işlevsizleştirildiğini, Şartın 3/2,4/6,5,6/1,7/3,8/3,9/6,10/2-3, ve 11. maddelerine konulan çekincelerin anlamını yitirdiğini belirtiyor. Mesela Şartın 10/2-3 maddesindeki mahalli idarelerin birlik kurmalarına konulan çekince, 5355 sayılı "Mahalli İdare Birlikleri Kanunu madde 3 ile birlik kurma serbestisi ile kaldırılmış, fonksiyonsuz bırakılmıştır. Böylece yerel Yönetimlerin yurt içinde veya dışındaki belediyelerle, etnik isimler altında birlik oluşturmalarının önündeki engel kalkmıştır. Öcalan'ın ilk Çözüm Süreci ve öncesinde Yerel Yönetimler Şartındaki çekinceler kaldırılmalı yönündeki açıklamaları bu düzenlemelerin aslında ne ve nelere kapı araladığını göstermektedir.
Devletler Örgütlerle aracılar veya alt birimler vasıtasıyla görüşebilir, onları silah bırakmaya ikna etmeye çalışabilirler.Ancak bu görüşmeler silah bırakma ve teröristlerin akıbeti ile sınırlı olur.Toplumu ayrıştıracak, birbirinden koparacak yahut farklı siyasi egemenlik alanları oluşturacak bir zemine asla yol verilmez. Bugün tartışılan Türkün bayrağı, marşı, egemenliği, dili,milli devleti, toprak bütünlüğüdür. Bütün bunları görüp susmak mümkün mü? Bizim dediğimiz şudur: Birliğimizi, kardeşliğimizi pekiştirecek her adıma evet, ama bir kişinin siyasi ihtirasları için ülkeyi sonu belirsiz maceralara sürükleyecek düzenlemelere hayır! Bir şey halktan gizleniyorsa halkın aleyhine olduğu ve onun tepkisinden çekinildiği içindir.
