Bir Telefon, Bir Anlık Tereddüt ve Büyük Kayıplar
Son dönemlerde giderek artan dolandırıcılık olayları artık bir istisna değil, neredeyse gündelik hayatın bir parçası hâline gelmiş durumda.
Üstelik bu dolandırıcılıklar artık sokakta değil, cebimizde.
İnternetten bir alışveriş yapıyoruz…
Ya da bir devlet kurumundan internet üzerinden hizmet alıyoruz, ödeme yapıyoruz.
Örneğin Türk Patent ve Marka Kurumu üzerinden bir başvuru gerçekleştiriyoruz.
Aradan birkaç gün geçiyor.
Telefonunuz çalıyor.
Sizi arayan kişi…
Tüm bilgilerinizi biliyor.
İşte tehlike tam da burada başlıyor.
İlk bakışta çoğumuz şu düşünceye kapılırız:
“Bu çağda insanlar bu dolandırıcılara nasıl inanır?”
Oysa gerçek bambaşkadır.
En bilgili, en dikkatli insan dahi bu tuzağa kolaylıkla düşebilir.
Çünkü insan şu soruyu sorar:
“Bunu benden başka kim bilebilir ki?”
Sizi arayan kişi tüm bilgilerinizi sizinle paylaşır.
Üstelik kuruma ait gibi görünen, sonradan üretilmiş belgeler de gönderir.
Siz gerçekten bir başvuru yapmışsınızdır ve bu kadar detayı birinin bilmesi size doğal gelmeye başlar.
Şüphe ile güven arasında kalırsınız.
Hele ki daha önce hiç görmediğiniz ama “resmî” izlenimi veren yazılar da gelirse…
Artık süreç dolandırıcının kontrolüne geçmiştir.
Cevap aslında basit ama bir o kadar ürkütücüdür:
Sistemlerden sızan veriler.
Dolandırıcılar artık sadece kandırmıyor.
Analiz ediyor.
Sizi dinliyor, ses tonunuzu çözüyor, panik seviyenizi ölçüyor ve tam o noktadan hareket ediyor.
Birçok ses kaydı incelemiş biri olarak açıkça söyleyebilirim ki; bu kişiler insan psikolojisini profesyonel düzeyde yönetiyor.
Özellikle negatif duyguları…
Kaygıyı, paniği ve kararsızlığı…
Sizin sesinizdeki en küçük dalgalanmadan yakalayıp, o duyguyu yönlendirmeyi çok iyi biliyorlar.
Peki çözüm ne?
Aslında çok basit…
Ama çoğu kişinin yapmadığı bir şey:
Durmak.
Size söylenen her şeyi hemen kabul etmeyin.
Kendinize zaman tanıyın.
“Bir kontrol edeyim” deyin.
“Kuruma sorayım” deyin.
Eğer karşı taraf sizi aceleye getiriyorsa…
Bilin ki doğru yolda değilsiniz.
Dolandırılıyorsunuzdur.
Ama asıl mesele burada bitmiyor
Bugün veri sızıntıları yaşanıyor, insanlar dolandırılıyor.
Peki sonrasında ne oluyor?
Klasik bir uyarı metni:
“Dolandırıcılığa dikkat.”
Peki bu yeterli mi?
Kişilerin mağduriyeti giderilmiş mi oluyor?
Elbette hayır.
Asıl yapılması gereken; bu sistem açıklarının sorumlularının tespit edilmesi ve hesap vermesidir.
İnternet ortamında hizmet sağlayan kurum ve kuruluşların sorumlulukları açık ve nettir.
Sistemlere yönelik kontrollü saldırı simülasyonlarının yapılıp yapılmadığı, güvenlik açıklarının doğru şekilde tespit edilip edilmediği mutlaka sorgulanmalıdır.
Her ne olursa olsun, sızan verinin sorumluluğu öncelikle ilgili kurumlara aittir.
Çünkü o veri, o sistemden dışarı çıkmıştır.
Bu nedenle kurum içinde sorumlular hakkında gerekli idari ve adli işlemlerin yapılması son derece önemlidir.
Son söz
Sorun sadece dolandırıcılar değildir.
Onlara zemin hazırlayan sistemlerdir.
Eğer bataklık kurutulmazsa,
sivrisinekler çoğalmaya devam eder.
Daha önce aynı konuya benzer bir vakanın tüm ayrıntıları ile birlikte çözüldüğünü görmüş biri olarak bu beklentinin mümkün olduğunu düşünmekteyim.
Mehmet TAŞAR
Yüksek Adli Bilimler Uzmanı
Yazarın Diğer Yazıları
- Sülün Osman’dan Fonlara: Değişen Dekor, Aynı Tuzak
- Suç Mahallinden Dijital Hafızaya: Adli Bilimlerin Yeni Delil Düzeni!..
- Aile İçi Sahneleme ve Delil Manipülasyonu Şüphesi: Olay Yeri Gerçeği Söyler mi?
- Güzel Anılarınız Kötü Niyetli Kişilerin Malzemesine Dönüşmesin!..
- Bir İyiliğin Bedeli Yıllar Olabilir!..
- Delilin Dili: Siz Susun, Deliliniz Konuşsun!..
- Sahteyle Mücadele Ederken Vatandaşı Mağdur Etmeyelim!..
- Kolay Kurulan Şirketler, Zor Yıkılan Suç Düzenleri
Yorumlar
- Yaşar Koç
Sayın mehmet bey aslında özetlemişsiniz , size sunulan teklif edilen bir şey varsa bir durun , zaman tanıyın kendinize sonra muhakeme edin , gerekirse araştırın
- Burçin eser
En çok korunulması gereken yerden bile bilgilerimiz çalınıyorsa, önce bilgilerimizin sızdırılması engellenmeli diye düşünüyorum. Kaleminize, bilginize sağlık..
