Gökten Gelen Bir Kararla...
Kaderciliğin sonu teslimiyet,meskenet ve her türlü olumsuzluğa katlanmaktır. İnsan, kaderini aşamıyorsa çalışmasına, çırpınmasına, gayret etmesine de gerek yoktur. Çünkü insan ne yaparsa yapsın kader hükmünü icra edecektir. Böyle bir din anlayışından gelişmiş, özgür,prangalarından kurtulmuş bir toplum çıkamaz. Kadercilik bize, "otursan da kalksan da birdir, boşuna nefes tüketme,olacak olan senin müdahalenle değişmeyecektir, der.
İslam dünyası bu telkinle her türlü zulme, baskıya boyun eğmeye hazır hale getirildi. Direnme, iradesi yok edildi. Çalışmak anlamsız hale getirildi.Kader çizgisinden istese de istemese de sapamayacağına inandırıldı.Bunun sonu eleştirmemek, yargılamamak, kul eliyle yapılanları bile Allah'tan geliyor diye kabul etmek oldu.
Deprem kaderdi mesela, sorgulamaya gerek yoktu.
Ekonomik kriz, hayat pahalılığı kaderdi, kötü yönetimle alakası yoktu.
Dere kenarında yapılan evlerde sele kurban gidenler de kaderdi,
Başımıza gelenler, baskılar, adaletsizlikler kaderdi, haşa bir ismi de el-Adl olan Allah böyle takdir etmişti.
Bu din anlayışının sonucu, İslam toplumlarının despotlara, tiranlara, diktatörlere teslim olması, köleleşmesi olmuştur. Onun için Kevakibi;"Müslüman toplumların duçar oldukları geri kalmışlığın temel sebebi siyasal despotizmdir," der. Despotizm, bu boyun eğme, kaderdir, katlanmak gerekir anlayışından beslenir.
Oysa ne İmam-ı Azam'da, ne İmam-ı Maturidi'de böyle bir anlayış görmek mümkün değildir. Maturidi'ye göre,"insan, kendi fiilinin yapıcısıdır."İnsan kendi eyleminin yapıcısı değilse, sorumlu da tutulamaz.İnsanı -öyle davranmaya- kaderi icbar ediyorsa, sorumlu da o kaderi yazan olur. Ki bu, her türlü olumsuzluğun faturasını Allah'a çıkarmak anlamına gelir. M.Said Yazıcıoğlu; bu gerçekten hareketle "kadere imanın herhangi bir dini temeli olmadığını, İslam'ın şartının beş değil,Kuran'ın tamamının İslam'ın şartı olduğunu" söyler.(İslam Düşünce Tarihine Kritik Bir Bakış,s.197)
İşte bu nedenle İmam-ı Azam Emevilere karşı ayaklanan Hz. Ali'nin torunu Zeyd bin Ali'yi desteklemiştir. Emevi hilafetini, Allah'ın zorunlu kıldığı bir durum değil, Emevi doymazlığı,kabileciliği ve tercihi olarak görmüştür.
Keza itikatta İmamımız Maturidi'de de aynı duruş ve hassasiyeti görmek mümkündür. Değerli akademisyen Sönmez Kutlu'nun aktardığı şu olay yeterince aydınlatıcı ve öğreticidir: Samani hükümdarı,Semerkantlılara haracı artırdığında, kararın tebliği için şehre bir elçi gönderir.Elçi Semerkant uleması,meşayihi ve ileri gelenlerini toplayıp kararı tebliğ eder.Onların arasında bulunan Maturidi söz alır ve elçiye şöyle der: "bu senin yaptığın bir zulümdür.Git sultanına söyle,insanlara bu şekilde zulüm yapmak Allah'ın hükümlerine karşı gelmektir.O zulmünü artırırsa bizde ona karşı bedduamızı artıracağız." Aradan bir hafta geçer,emri gönderen kişi kalbinden mızraklanmış halde bulunur.Öldürenler de oradaki Türk komutanlar yani Sasaniler'de etkili olan komutanlardır.Ve mızrağın üzerinde bir kağıt asılıdır ve şunlar yazmaktadır:"Sen zulmünü artırdın,bizim de beddua oklarımız seni buldu,ansızın seni yakaladı ."(a.g.e,s.224)
Bu iki örnek, kulun yaptığını Allah'a isnat etmenin yanlışlığını göstermektedir. Osmanlı-Selçuklu medreselerinde ne yazık ki, Maturidilik yerine Eşarilik üzerinden eğitim verilmiş, toplum zulüm ve haksızlıklara karşı dilsizleştirilmiştir.Hala da bu çizgi devam etmektedir.Oysa kader bizim önümüzden gitmez, biz kaderin önünde gideriz, kaderi biz takip etmeyiz, kader bizi takip eder. Bu anlayış yerleştirilmedikçe, İslam dünyası kendini- gökten gelen bir kararla- meşrulaştıran despotların elinde oyuncak olmaya devam edecektir.
Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar
- ADSIZ
Tebrik ederim islamın dünkü yarası bu günkü yarsıda budur Prof Nedim macşt hoca Kitab yazmıştı ergenokan olayları varken fetö terör estirirken İndirilen kitabamı uydurulan kitabamı diye
