Köşe Yazısı

Kabuk bağlayan yara

Ertuğrul Kalafat
Ertuğrul Kalafat
2 dk Sesli Dinle 0

Siyasette bazı yaralar vardır ki zamanında neşter vurulmadığı zaman. kabuk bağlaması zaman alır.

Partinin içinden iki, hatta üç parti çıkmış; küsenler, kırılanlar, “madem öyle ben de giderim” diyenler, ihtiraslarına ve çıkarlarına yenik düşenler Sorunun adı belliydi aslında, "Akşener prangası"..

Pranga diyorum, çünkü uzunca süredir partiyi hareket edemez hale getiren Teşkilatları “bekle-gör” moduna geçiren, il başkanları koltuklarını koruma refleksine sokan tam olarak buydu.

Siyasetin en tehlikeli hastalığı baş göstermişti: atalet. Sonra da şaşırmış gibi “Nasıl bu noktaya geldik?” diye kendi içinde debelenen aynayla yüzleşemeyen ve vicdan sorgusu yapamayan Partililer...

18 Ocak Kongresi bir milat mıydı? Evet. Arzu edilen büyük dönüşüm gerçekleşmedi ama Sayın Müsavat Dervişoğlu’nun eli ilk kez bu kadar güçlendi.

Elbette omurganın dikleşmesi kontrollü bekleyişin Sona ermesi bazılarının canını sıkacaktır.ancak can yanmadan gün yüzüne çıkamazsınız.

Dikkat ederseniz İlk kez Sayın Akşener kongreye mesaj göndermemiş, bizzat da gelmemiştir.. Bunun diplomatik adı “uzak durma”, siyasi adı ise “Ben yokum, ama etkim olsun” tavrıdır. Fakat artık o devir kapanmış “Akşener ne der?” kulisçiliğiyle siyaset dönemi sona ermiştir.

İYİ Parti Kongresi memleketimize ve milletimize hayırlı olsun diyelim.

O meşhur marşın sözlerini de yeniden hatırlayalım.

"Dağ başını duman almış; yürüyelim arkadaşlar.

Güneş ufuktan şimdi doğar; yürüyelim arkadaşlar.

Bu çağrı romantik değil, siyasidir. Çünkü Türkiye’de hiçbir parti “seyrederek” büyümemiştir. Sahaya ineceksiniz ve vatandaşa dokunacaksınız.

İYİ Parti de ya yürüyerek kendini var edecek ya da tarihin dipnotlarına dizi dizi not düşecektir.

Bu Yazıyı Paylaş