Siyasette oyunu kurmak için sabırlı ve kararlı olacaksınız
Siyasette gündelik işlerin telaşı ile değil, vatana millete yapacağınız hizmetin aşkı ile coşup yanacaksınız.
Daima yarınları düşünerek büyük fotoğrafı oluşturmak Türk milletinin huzur ve refahı için siyaset yapacaksınız.
Öyle birkaç toplantıya katılmakla, birkaç fotoğraf çektirmekle, sosyal medyada boy göstermekle siyasetçi olunmaz. İllaki sahada olacaksınız.
Gerçek siyaset menfaatlerin tükendiği, kapıların kapandığı, tehditlerin başladığı ve yolun çetinleştiği yerde belli olur.
İşte o zor ve Çetin şartlarda liderinizin arkasında saf tutacaksınız ki samimiyetiniz ortaya çıksın.
Emek vermeden yükselmek, fedakârlık yapmadan söz sahibi olmak, mücadele etmeden kazananların arasında yer almak yiğit ve Mert insanların karakteri değildir.
Bir siyasi hareketi kendi ikbaline basamak yapmak isteyenler şunu iyi bilsinler ki. şahsi çıkarların ve ihtirasların öne çıktığı yerde siyasetin varacağı yer umutsuzluk bataklığıdır.
Siyaset yapan insanlar bazen nankörleşebilir. Daha da vahimi, beklentisi karşılanmadığında dün yere göğe sığdıramadığı insanları karalamaya başladıklarına da şahit olabilirsiniz. Siyasette nankörlük ve vefasızlık partiyi başarısızlığa götüren en önemli etkendir.
Dün omuz omuza yürüdüğü arkadaşlarını, kendi hesabına uymadığı için bir kalemde silenlerdir. Dün savunduğu ilkeleri, bugün kişisel çıkarları uğruna tartışmaya açanlarla yürünebilecek hiçbir mesafe yoktur.
Ne diyordu Başbuğ Alparslan Türkeş;
“Yolumuz uzun ve çetindir. Bu yolda karşınıza menfaat teklifleri, tehditler ve daha bir sürü engel çıkacaktır. Bu çetin yolda dayanabilecekler, bizimle gelsinler. Yolundan dönecekler, yarı yolda bırakacaklar, korkanlar daha şimdiden dönsünler.”
Bu sözlerin anlamı açıktır: Mücadeleye talip olan, mücadelenin bedelini de göze almalıdır.
Menfaat teklif edildiğinde yön değiştiren, tehdit karşısında susan, işler zorlaştığında ortadan kaybolan, istediği makamı alamayınca dava arkadaşlarına sırt çeviren bir anlayışla uzun soluklu mücadele yürütülemez.
Bazıları vardır ki daha ilk virajda nefesi tükenir. İlk hayal kırıklığında öfkelenir, ilk anlaşmazlıkta küser, ilk makam hesabında saf değiştirir.
Bunlar mücadeleyi bir maraton değil, kısa mesafeli bir yarış zannedenlerdir. Oysa siyaset, yüz metre koşusu değildir. Hele ki bir davaya gönül vermişseniz, mesele yalnızca varış çizgisine ulaşmak değil, o çizgiye hangi değerleri koruyarak ulaştığınızdır.
Kimse kusursuz değildir. Her insan hata yapabilir. Ancak hatayla ilkesizliği, eleştiriyle ihaneti, fikir ayrılığıyla kişisel hesaplaşmayı birbirine karıştırmamak gerekir.
Siyasi hareketlerin en büyük düşmanı yalnızca dışarıdan gelen saldırılar değil, içeride büyüyen kişisel ihtiraslar, makam kavgaları ve bitmek bilmeyen beklentiler ve lidere olan inancın zayıflamasıdır..
