Ali Babacan’dan Erdoğan hakkında çarpıcı açıklamalar

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan Erdoğan hakkında dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

banner311
Ali Babacan’dan Erdoğan hakkında  çarpıcı açıklamalar

TV5’in haberine göre;DEVA Partisi Genel Başkanı Babacan, sistem değişikliğinden önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık sistemini çok istediğini hatırlatarak, halkın anayasa değişikliğini onaylamasının, Erdoğan’a verdiği son kredi olduğunu söyledi. Vatandaşların Erdoğan’a, “Madem çok istiyorsun, hadi bakalım, al başkan ol, bir de öyle görelim” dediğini ifade eden Babacan, “Bugün öyle bir şey olsa, artık mümkün değil. Yani bir bakıma Türkiye, bunu denedi, olmayacağını gördü” dedi.

Demokrasi ve Atılım Partisi (DEVA Partisi) Genel Başkanı Ali Babacan, TV5’te yayınlanan “4. Güç” programına Kocaeli’de konuk olarak, Hasan Basri Akdemir’in sorularını cevapladı.

“Benim gibi düşünen başarılı ekip, sistem dışında kaldı”

Babacan’a, referans gösterdiği “başarılı” dönemde de, “başarısız” bulduğu şimdiki dönemde de yürütmenin başının Recep Tayyip Erdoğan olduğu hatırlatılarak, “Sizin bugünkü sıkıntıda hiç dahliniz yok mu?” diye soruldu. Babacan, bu soruya karşılık, “Biliyorsunuz, 2015’te ben, bakanlık görevini bıraktım. Yani 5 yıldan fazla oldu. 5 yıl, uzunca bir süre. Velev ki bizim dönemde hatalar oldu; e o zaman 5 yıllık bir süre vardı, hepsini düzeltebilirlerdi. Yani ülkeyi alıp, çok daha farklı bir noktaya getirebilirlerdi; ama olmadı” dedi.

Babacan, o dönemde kendisinin ve kendisi gibi düşünen çok sayıda kişinin sistemde olduğunu, Bakanlar Kurulunda kendisi gibi düşünen çok sayıda bakan bulunduğunu ancak daha sonra onların hepsinin sistem dışında kaldığını, bürokrasinin tamamen değiştiğini söyledi.

“Geçmişteki başarı, bağımsız kurumların başarıların toplamıyla oluştu”

O dönemde, ilkeleri ve değerleri esas alarak hareket ettiklerini, güven oluşturmak açısından bunun son derece önemli olduğunu ifade eden Babacan, “Bizim ekonomi yönetiminde olduğumuz dönemde, bağımsız kurulların ve kurumların gerçekten bağımsız çalışmasını sağladık. Örneğin Merkez Bankası… Merkez Bankası’na kesinlikle müdahale ettirmedik. Yani o günkü başka hükümet üyelerinin ya da o günkü başbakanın, bugünkü cumhurbaşkanının Merkez Bankası’na müdahalesine asla izin vermedik. Eğer başarı olduysa Türkiye’de, bağımsız kurumların kendi aralarında oluşturduğu başarıların toplamıyla oluştu bu” diye konuştu.

Kişi başı millî gelir 12.500, ihracat 132 milyar dolara çıkmıştı”

Bir ülkenin ekonomisinin düzelmesinin sadece ekonomi politikalarına bağlı olmadığını, ekonominin temelinde hukuk, adalet ve özgürlük olduğunu ifade eden Babacan, kendisinin hükümette hem Avrupa Birliği Bakanı, hem de Hazine’den sorumlu bakan olduğunu hatırlatarak, demokratik reformlarla ekonomi yönetimini birlikte yürüttüklerine dikkati çekti. Babacan, “Onun için Türkiye’nin millî geliri, 3.000 dolardan ta 12.500 dolara çıktı. Onun için Türkiye’nin ihracatı, 36 milyar dolardan tam 132 milyar dolara çıktı” dedi.

Başkanlık sistemine geçişin oylandığı 16 Nisan referandumundan önce, “bu sisteme açıkça karşı çıkmamakla” eleştirildiğinin belirtilmesi üzerine Babacan, şu açıklamada bulundu:

“Parti disiplini gereği açıktan karşı çıkmadım ama soranlara söyledim”

O dönemde bakanlıktan ayrıldığını ancak hâlâ milletvekili olduğunu, “parti disiplini” kurallarına uymak durumunda olduklarını hatırlatan Babacan, “Milletvekili olmama rağmen, bu anayasa referandumu boyunca başkanlık sistemini destekleyecek tek bir ifade kullanmadım. Türkiye’nin her yerinde kampanyalar yapıldı, biliyorsunuz, referandum kampanyası yapıldı. ‘Başkanlık gelecek, koalisyonlar bitecek’ dendi, biliyorsunuz. Koalisyonu bırakın, şimdi ittifak mecburiyeti doğuyor neredeyse. Çok yanlış argümanlarla savunuldu. Ben, hiçbirisinde olmadım. Benim destekleyici tek bir ifademi bulamazsınız, bir; ikincisi de, bana gelip fikrimi soran herkese, bunun son derece yanlış olduğunu söyledim. Hatta dedim ki soranlara, ‘Bakın, ben bunu anlatırken eğer benim ifadelerimden tek bir kişi bile gidip de evet oyu verirse, ben bunun vebaline katlanamam’ dedim. Dolayısıyla o konuda rahatım.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, başkanlık sistemine geçilmesini çok istediğini, başkanlık sistemine geçildiği takdirde bütün problemlerin çözüleceğini iddia ettiğini hatırlatan Babacan, şu değerlendirmede bulundu:

“Başkanlık sistemi, halkın Erdoğan’a verdiği son krediydi”

“Şimdi bu millet de aslında ne yaptı? Son bir kredi daha açtı. ‘Ya hadi yap bakalım. Madem bu kadar çok istiyorsun, al yap’ dedi. Çok önemli bir sınav dönemi şu anda, Sayın Erdoğan için; çünkü vatandaş artık son kredisini açmıştı bu seçimlerde. Yani, ‘Madem çok istiyorsun, hadi bakalım, al, başkan ol, bir de öyle görelim’ dedi. Dolayısıyla, olmazı göstermek açısından da belki hayırlısı böyleydi diyoruz yani. Geçmişe doğru baktığımızda artık geçmişi değiştirecek bir durum yok; ama en azından vatandaşlarımız şunu anladı ki, bugün itibarıyla her türlü kamuoyu yoklamasında, her türlü toplumsal araştırmada, ‘Parlamenter sistem mi, başkanlık sistemi mi?’ diye sorduğumuzda, vatandaşlarımızın yüzde 50’den fazlası, artık parlamenter sistem istiyor. Yani başkanlık sistemini isteyen vatandaşlarımızın yüzdesi düşüyor, kimi araştırmalarda %55-%60 ‘parlamenter sistem’ diyor. Dolayısıyla toplumun bu desteği de gittikçe artık geri çekiliyor. Bugün bir referandum olsa, başkanlık sistemiyle ilgili, kabulü mümkün değil yani. Bugün öyle bir şey olsa, artık mümkün değil. Yani bir bakıma Türkiye, bunu denedi, olmayacağını gördü. Belki de bunun olmayacağını görmesi gerekiyordu herkesin ki, hep beraber, toplum olarak artık kendimiz için doğru bir yol çizelim ve daha düzgün bir sisteme doğru hep beraber yürüyelim.”

Babacan’ın “Ülkenin ekonomik ve sosyal şartları daha da kötüye gidecek. Ülkede iktidar, büyük oranda baskılanmak durumunda kalacak” sözü hatırlatılarak, “Ali Babacan bir şey mi biliyor? Ali Babacan, iktidar olmak için kaos mu istiyor?” şeklindeki sorulara cevabının ne olduğu soruldu.

YARGI REFORMU

Ali Babacan, şunları söyledi:

“Konuşma metinlerini yazanlarla o metni okuyanın zihniyeti farklı”

“Ben de arkadaşlarım bir şey biliyoruz. Neyi biliyoruz? Öncelikle bir ülkenin başarı elde etmesinin yolunun, dürüst ve işinin ehli kadrolar tarafından gerçekleştirileceğini biliyoruz ve şu andaki kadrolara bakıyoruz, bu niteliği göremiyoruz. İnsan kaynağı yapısında çok ciddi bir erozyon var. Belki sağduyu sahibi çok az sayıda arkadaşımız hâlâ sistemde şu anda, yönetimde; ama orada bile biliyorsunuz son bir haftada 2 fire verildi. Yani bir Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi istifa etti, bir başka insan da iktidar partisinin disiplin kuruluna sevk edildi. Niye? Samimi bir içten ses, samimi bir özeleştiri yaptılar diye. Buna tahammül yok. Biz, bunların hepsini biliyorduk. ‘Bildiğimiz bir şey mi var?’ Evet; çünkü biz, içindeydik yıllarca. İnsanları tanıyoruz, zihniyeti iyi biliyoruz ve düzgün bir insan kaynağı olmayınca problemlerin çözülemeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Onun için şu son krizler yaşanmadan önce, en son bu hani ‘akraba bakan’ın ortadan kaybolması, Merkez Bankası başkanının değişmesi, bu bir krizin sonucunda oluştu. Döviz kuru krizi yaşadı ülke, ondan sonra oluştu bu. Ama biz, daha önce de söylüyorduk. Yani ülkenin ekonomik şartları, sosyal şartları ve siyasî, şartları, 2023 Haziranına kadar biraz zor dayanır diyorduk ve tam da beklediğimiz oluyor. Şu andaki bu palyatif birkaç isim değişme ile filan da düzelmez bu ülkenin problemleri. ‘İnsan hakları’ dediler biliyorsunuz, bu krizden sonra, hani isim değişikliklerinden sonra, “Türkiye’nin geleceğini Avrupa Birliği’nde görüyoruz’ dediler. Bakın, 180 derece dönüş… Ama biz, biliyorduk ki o konuşma metinlerini yazanların belki belki başka hayalleri var, o metni okuyanın kafası başka yerde. Onu da iyi biliyoruz. Dolayısıyla ne oldu? ‘Temel haklar’ denildi, ifade özgürlüğü denildi; içerideki az sayıda sağduyulu sesler de dediler ki ‘Evet, bu tutuklu yargılamalar doğru değil. Bu, insan haklarına aykırı. Yargının bağımsızlığına da aykırı.’ Çünkü herkes biliyor ki yargı, bu insanları tutuklu yargılarken kendi hür iradesiyle yapmıyor, birilerinin talimatı ile yapmak zorunda kalıyor. Bu, herhalde çok da gizli saklı bir konu değil; ama bunun dillendirilmesine bile tahammül edilemedi. Bir istifa, bir disiplinle sonuçlanan bir süreçte adeta o bir iki haftalık olumlu hava hemen zaten bildiğimiz yere doğru gidiyor şu anda. Yani beyhude. Şimdi ekonomi ile ilgili ne yaparlarsa yapsınlar. O yeni yönetime getirilen arkadaşlarımız da bildiğimiz arkadaşlar, eskiden bizim çalışma ekibimizde olan arkadaşlar; ama bakanların yetkisi, etkisi gücü eskisi gibi değil ki. Şu an tek bir karar verici bakan var. Onun haricinde hiç kimsenin ne etkisi var, ne etkisi var, ne gücü var. Hiçbir şey yok. Bir de sadece ekonomi ile ilgili çaba beyhude. Dönüp temeli sağlamlaştırmak lâzım. O da adalet, hukuk, insan hakları, demokrasi dediğimiz temel. Orayı sağlamlaştırmak lâzım. Sorun orada yani.”

İKTİDARIN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ ORTAKLARI

%10 oy almış MHP ile %1’in altında oy almış Vatan Partisi’nin iktidarı yönetir hale geldiklerine dair sözlerinin hatırlatılması üzerine Babacan, şu değerlendirmede bulundu:

“Bambaşka bir vesayet gölgesi, sistemin üzerinde dönüp dolaşıyor”

“Niye AK Parti’ye oy verdi inanlar? Gelsin, bir başka partinin zihniyeti bu partiyi yönetsin diye mi? Ya da o diğer %1’lik parti diyor ki, ‘Bizim fikirlerimiz iktidarda’ diyor, bakın. Çok mutlular. 28 Şubat’ın o karanlık zihniyetinin bugün mutlu olması ne demek? Ne kadar vahim. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız, böyle bir Türkiye mi görmek istiyordu? O %1’lik partinin zihniyetinin mi ülke yönetiminde hakim olmasını bekliyordu? Çok kötü. Burada şu anda iktidardaki büyük ortağın, kendisine oy verenlere karşı kendini sorumlu hissetmesi lâzım. ‘Bu vatandaşlarımız, hangi beklentiyle bana oy verdi? Hangi beklentiyle beni cumhurbaşkanı seçti?’ deyip, onlara karşı kendini sorumlu hissetmesi lâzım; ama şu anda döndük dolaştık, bambaşka bir vesayet gölgesi, sistemin üzerinde dönüyor dolaşıyor ve bundan vatandaşlarımızın büyük zararı var. Millet olarak büyük zarar görüyoruz şu anda. Ülke, her alanda kaybediyor.”

“YÖK’ü kaldıracağız”

Ali Babacan, iktidara gelmeleri halinde, işe alımlarda mülâkat sistemini kaldırıp liyakat esasını getireceklerini; eğitim alanında Yüksek Öğretim Kurulu’nu (YÖK) kaldıracaklarını; basının hükümet tarafından değil, kendi içinde kuracağı mekanizmalarla denetleneceğini; basın reklamlarının da önceden ilân edilmiş kriterlere göre verilmesini sağlayacaklarını anlattı.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.