Milatgazetesi yazarı Av. Dr. Ahmet T. Keşli, Türkiye’nin konuşulmayan vize sorununu köşesine taşıdı.

Vize red oranlarını açıklayan Keşli’nin aktardığı rakamlar korkunç:

2014: %4

2022: %17 - %30

Türk vatandaşlarına neden vize verilmediğini tartışan Keşli’nin yazısının tamamı şöyle:

“Son dönemde çok yaygın bir şikayet konusu daha oluştu… Başta AB olmak üzere ABD gibi bazı ülkelere yapılan vize başvurularında aşırı derecede fazla artan oranda red kararları görülüyor. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile yapılan başvurulara çok yüksek oranda red verilmeye başlandı. 2014yılında %4’ler mertebesinde olan red kararları bugünlerde16,9’a çıktı, hatta %30 kadar yüksek orana çıktığı konuşuluyor. Yani, dünyada bir marka olan ülkemize vize %700-800 kat daha az vize verilir oldu. Yani ülkemizin vize itibarı %700-800 gerilemiş oldu. Peki neden?

Özellikle Türkiye’nin de dahil olduğu Schengen Andlaşması kapsamında bu Andlaşmaya taraf olan ülkelerden herhangi birinden alınan Schengen vizesi ile Andlaşmanın tarafı olan bütün ülkelere seyahat edilebiliyor. Bu nedenle de herhangi bir AB seyahatinde bu vize daha çok tercih ediliyor. Bu vizeye, Andlaşmaya taraf olan herhangi bir Avrupa ülkesinin diplomatik misyon temsilciliği üzerinden başvuruluyor, o ülkenin yetkilisi inceliyor ve vize kabul veya vize red kararı veriyor. Hatta bu ülkeler için ortak vize merkezleri kurulmuş durumda, evraklar bu vize merkezlerine teslim ediliyor. Orada düzgün şekilde düzenlenip tasnif edilip yetkili makama ulaştırılıyor, böylece işlemlerin kolaylıkla ve hızlı şekilde yürütülmesinin sağlanması hedefleniyor.

Reddedilen vize başvuruları ciddi krize dönüştü artık. O kadar ki, reddedilenler arasında Erasmus adı verilen öğrenci programları için Avrupa’ya seyahat edecek öğrencilerin başvuruları bile yer alıyor. Kabile devletleri seviyesinde bile bu kadar red vermeyen Avrupa, ülkemize vize vermeyi niçin bu kadar reddediyor? Red gerekçeleri de açıklanmak zorunda değil. Sorunlar arasında bu da var.

Ülkemizden, eskiden başarılı bir bürokrat olup da siyasete atılmış bulunan Konya Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi Sayın Ziya Altun yaldız geçtiğimiz hafta bu konu ile ilgili Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Genel Kuruluna bir rapor sundu ve rapor kabul edilerek tavsiye kararı statüsü kazandı. Rapor neleri içeriyor?

· Schengen Bilgi Sistemi’nde yer alan kişisel verilerin, kişinin ve ailenin özel hayatı hukukunu ihlal etmeyecek şekilde düzenlenmesi gerektiğini vurguluyor.

· Schengen vize süreçlerinin şeffaf bir hale getirilmesi, vize reddi durumlarında itiraz ve yargı süreçlerinin açık kalması ve bu konuda uluslararası iş birliği önerileri getiriyor.

· Schengen Sistemi'nin temel bir insan hakkı olan bireylerin seyahat etme özgürlüğünü ihlal etmemesi gerektiğini ifade ediyor.

· Schengen'e üye Devletin Schengen Bilgi Sistemi'ni uygulama esaslarının asgari bir yeknesaklıkta gerçekleşmesi gerektiğinin altını çiziyor.

· Bilgi Sistemi’ne reform çağrısı niteliğinde aslında bu rapor.

Bu rapor sorunu çözdü mü, kesinlikle hayır. Ancak, bir tavsiye kararı alınmış oldu, sıkı takip edilerek çözüme ilişkin adımlara devam edilmesi lazım. Avrupa Konseyi üyesi ülkeler de zaten Türkiye ile ilgili tavsiye kararlarını uygulamaya can atıyor zaten, bir asra yakın AB yolculuğumuzda…!Vize uygulaması Avrupa ülkelerinin Türkiye’ye uyguladığı bir diğer fiili ambargo şeklinde işletilir oldu.

Bunun nedenini iki şekilde ele almak gerekir birincisi sokak ağzındaki “dıjgüjler” algısı ile, ikincisi bu algının arkasındaki uluslararası alanda çok eksenli ve gönül coğrafyamızı kucaklamayı hedefleyen devletimizin attığı başarılı adımlar ile içerideki savunma sanayii başta olmak üzere atılan bazı olumlu adımların verdiği rahatsızlık etkili olmuştur. Bununla birlikte, bazı yanlışlar da var, öne çıkan bazı yanlışlara bakalım:

İsmini duyanlar hayrete düşüyor! İsmini duyanlar hayrete düşüyor!

Ülkemizde hukuk devletine olan inancın tarihimizin hiçbir devrinde olmadığı kadar düşük olması, Adalet Bakanlığı uygulamalarının başarılı olmaması: Adliyenin adaletsizlik üretmeyi seri imalata dönüştürdüğü, hakim adaletinin değil de Hukuksuz "Bilirkişi Devleti"nden "Hukuk Devleti"ne Geri Dönüş Sistemi başlıklı köşe yazımızda belirttiğimiz başıboş bilirkişi sistemi üzerine kurulu adaletsizlik üreten sistemin etkisi, nepotizm nedeniyle demokratikleşme seviyesinde geriye gidiş olduğuna ilişkin yaygın inanç gibi faktörler nedeniyle yurtdışına gidenlerin geri dönmeyeceği düşüncesi bu rakamları yükseltiyor olabilir.

Son dönemde vize red oranlarını yükselten bir başka gelişme daha olduğunu düşünüyoruz. AB ülkelerinin turist olarak bile ülkelerine sokmayacağı “düşük katmadeğerli” kişilere vatandaşlık “satılması” uygulamalarının da etkili olduğunu düşünüyoruz. Zira, bu düşük katma değerli kişiler Türk vatandaşı olduktan sonra nisbeten daha itibarlı olan Türkiye Cumhuriyeti pasaportu ile vize başvuruları yapmaya başladılar. Bu gruptaki artış yoğunluğunu gören AB ülkeleri de vizelerdeki red oranlarını çok artırdılar. Ülkemizin “dünya milletlerinin çöplüğü” haline dönüşmesinin önlenmesi şarttır. Bunun için vatandaşlık satışlarının önlenmesi gereklidir. İstisnai vatandaşlık uygulaması da ülkemize bilimsel, ekonomik, kültürel, sanatsal, sosyal, istihbarî, stratejik alanlarda katma değer üreten kişiler ile sınırlandırılmalıdır. Şimdiye kadar satılmış vatandaşlıklar ile ilgili de, ülkemize yeterli katmadeğer üretmeyen, hatta ülkemizde oturmayan ve iş de yapmayan “bu kişilerin” vatandaşlıkları iptal edilip kademeli olarak; “daimi ikamet, geçici uzun dönemli ikamet ve genel rejim olan izne tabi geçici ikamet” statüsüne dönüştürülmelidir.

Buna paralel olarak, şu veya bu nedenle Osmanlı zamanında Anadoluda (veya diğer Türk beldelerinde) yerleşik iken herhangi bir nedenle Türk vatandaşlığında değil de başka ülke vatandaşlığında kalmış olan Türk kökenli kişilere öncelik verilmelidir. Özelikle de savaşlarda cephelere gidip de şu veya bu nedenle yurda dönememiş veya orada yerleşik olup da mübadele kapsamında bulunmamış ve fakat akrabaları Türkiye’de bulunan Türklerin torunlarının vatandaşlığının verilmesi lazımdır. Nüfus kanunundaki ana/baba ile çocuk arasındaki bağı vatandaşlık verilmesi için yeterli görüp de dede/nene ile torun arasındaki bağı yeterli görmeyerek vatandaşlık verilmemesi uygulamasının hatalı olduğu ortadadır. Bu uygulamanın değiştirilmesi ve/veya bu kapsamdaki kişilere de istisnai yoldan vatandaşlık verilmesi gereklidir. Akrabaları ile ortak miras hakları bulunan, ancak vatandaşlığı kabul edilmeyen Osmanlı devleti vatandaşı Türklerin bulunması doğru değildir.

İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi uygulamalarının devlet aklından çıkan bir devlet politikası ile yönetilmesi gerekir. Vatandaşlık işlerinin ve iş takibinin bir ticari rant haline dönüştürülmesi önlenmeli artık."