MHP'nin çöküşü anlamına gelen 1 Kasım seçim sonuçlarıyla birlikte, parti tabanında huzursuzluklar zirve yapmış, genel merkez yönetimi dışındaki teşkilatların hemen tamamı,olağanüstü kongreye gidilerek parti yönetiminde yenilenmenin şart olduğu konusunda fikir beyan etmeye başlamışlardır. Bahçeli bu haklı tepkiye, önceleri sessiz kalmış, sonrasında, etrafındaki kimliksizlerinde etkisiyle, olağanüstü kongre yapılmasına şiddetle karşı çıkmış , kongre tarihinin  daha önceden belirtildiği gibi 2018 olacağını bir kez daha teyyit etmiştir.  

Bunun üzerine Bahçeli tarafından kara listeye alınan, partiden ihraç edilmesine rağmen, mahkeme kararıyla tekrar geri dönen Sinan Oğan ve Meral Akşener yenilenme hareketine öncülük etmişlerdir. Sonrasında bu ikiliye Ümit Özdağ ve Koray Aydın'da  katılmışlardır. Genel merkez tarafından red edilen olağanüstü kongreyi, delege imzalarıyla toplama yoluna gitmişler, yeterli sayıyı ulaşmalarına rağmen, Bizans oyunları, sarayın antidemokratik desteği, hukuk ihlalleri, yargı skandalları, tehditler, feshetmeler vs vs, akla hayale gelmeyen ayak oyunları namertçe uygulamaya sokulmuş, yenilikçi ülkücülerin demokratik haklarını kullanmaları engellenmiştir. Çeşitli entrikalarla hakkı gasp edilen, kimyası gereği  baskı ve zorbaya tahammülü olmayan ülkücüler, seri halde genel merkezden koparak yenilikçi liderler etrafında toplanmışlardır. Tüm dengeleri bozulan MHP üst yönetimi yenilikçi ülkücüler üzerindeki baskıları artırmış, genel merkez karşıtı olan  bürokratları, siyasi partneri AKP'yi kullanarak ya kızağa aldırtmış yada sürdürmüştür. Yeni oluşumu destekleyen iş adamları, uygulanan bürokratik baskılarla devlet ihalelerine sokulmamış , toplu halde iflaslar ve kepenk kapatmalar yaşanmıştır. Yani kısacası yıllarca kendilerini kayıtsız ve şartsız sırtında taşıyan ülkücülere zulüm yağdırmaya başlamışlardır. 

Siyasetini fırsatlar ve entrikalar üzerine kuran AKP, Bahçeli'nin koltuk zaafından yararlanarak, MHP'yi haramileriyle birlikte biat şemsiyesi altına almış, istediği gibi kullanmaya başlamıştır. Erdoğan ve Bahçeli daha önceden birbirlerine sarf ettikleri hakaret niteliğindeki cümleleri, iltifata çevirerek can ciğer kuzu sarması olmuşlardır. Bahçeli'nin fili durumun yasallaştırılması adı altında ortaya attığı yeni anayasa değişikliği (dikta rejiminin ilk adımı ) bu ikiliyi birbirlerine yakınlaştırmış,  AKP - MHP birlikteliği, MHP'nin, kayıtsız ve şartsız teslimiyetiyle daha da güçlenmiştir.

Ülkemiz mutfağında hazırlamayan ve hatta MHP'li komisyon üyeleri tarafından bir defa dahi baştan sona kadar okunmayan yeni anayasa değişikliği, iktidarın  yayın yasağıyla kamuoyundan gizlenmiş,  Bahçeli ve haramilerinin yardımıyla , meclisten apar topar geçirilerek, referanduma sunulma aşamasına getirilmiştir. Bu gelişmeler, MHP tabanının partiden kopuşunu daha da hızlandırmış, hatta bölünme sürecine getirmiştir. (Devamı var)