Horasan'daki dini ve siyasi hareketin başına geçerek, Emevileri deviren ve Abbasileri tahta çıkaran siyasetçi Eba Müslim Horasani’nin Emevilerin yıkılmasıyla ilgili muazzam bir tespiti var:

“Onlar, zarar vermeyeceklerinden emin oldukları için dostlarını kendilerinden uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarını yakınlaştırdılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Herkes düşman safında birleşince de, yıkılmaları mukadder oldu.”

Dört halife döneminden sonra Suriye’nin merkezi Dımaşk’ta kurulan ve İslâm tarihinin bu ilk hanedan devleti olan (632-661) Emeviler, isimlerini mensup oldukları Benî Ümeyye kabilesinden almıştır.

Devletini bazı Bizans müesseselerinden faydalanarak kurulan Emeviler gayri Müslimlere karşı çok iyi davranmış ve bunların bazılarını da sarayda önemli görevler vermişlerdir.

Emevi hükümdarlarının en meşhurlarından biri olan Yezit, Devlet işlerinden ziyade eğlence âlemleriyle meşgul olmuş, icraatları yüzünden İslam tarihi içinde en kötü kişi olarak anılmıştır.

Emevîler dönemi, İslam tarihinde ilk defa uy­gulanan kimi siyasî ve iktisadî icraatlarla dünyevileşme zihniyetinin ve buna bağlı olarak çıkara dayalı ilişkiler ağının ortaya çıkışına da sahne olmuştur. Devlet hazinesi, Emevi hanedan üyelerinin istedikleri zaman zimmetlerine geçirebilecekleri, diledikleri zaman da özel giderleri için harcama yapabilecekleri kendi mülkleri olarak kabul edilmiştir. Bu anlamda saltanat gücü ve servet, Emevilerin hem iktidarlarını koruyabilmeleri hem de pekiştirebilmeleri için ihmal edilemez birer unsur olmuştur.

Emevi sultanları mülkün kendi ellerinde toplanmasını istemiş ve hemen tüm icraatlarını bunu sağlamaya yönelik yapmışlardır. Maddî çıkara dayalı iktisadî ve siyasî bir yapıya bürünme­sinin doğal sonucu olarak, yüksek derecede memuriyetlere atanacak kişilerin, içlerine sinmese bile iktidarla uyum içinde bulunmaları zorunluluk arz etmiştir.

Emeviler zamanında saray görevlilerinin, vali ve kumandanların yönetimdekilerini Arap olan akrabalarından seçildiği tarihi bir gerçektir.

Emeviler, İslam devleti olmaktan çok bir Arap devletiydi. Müslüman Araplar ile Arap olmayan Müslümanları birbirinden ayırıyorlardı. Arap olmayan Müslümanlara Mevâlî (köle) diyor ve devlet yönetiminden, ordudan uzak tutuyorlardı. Ayrıca Müslüman oldukları halde cizye vergisi almaya devam ediyorlardı.

Emevîler, devletlerini ve iktidarlarını korumak için önemli ve etkili kişilere siyasî veya maddî menfaat sağlayarak korumak yoluna gitmişlerdir. Onların dağıttıkları rüşvetlerin çok önemli kısmının idare ettikleri halkın alın terleri oluşturmuştur.

Emevilerin en dikkat çeken özelliği dünyevileşen bir zihniyet üzerine kurulmuş olmalarıdır. Daha 7. asırda saltanata giden yolları din istismarı taşlarıyla örmüşlerdir. Dini köprü yapıp üzerinden geçerek amacına ulaşanlar bu anlayışın mirasçılarıdırlar. Emeviler, saltanatlarını korumak adına, “Her şey Devlet için" zihniyetini hakim kıymış, devlet başkanlarının “Allah’ın gölgesi” olarak kabul etmişlerdir.

Emevi halifeleri kendilerini Allah, Kur’an ve Resul adına hareket edenler olarak tanıtırken, muhaliflerini de Allah, Kur’an ve Resul karşıtı göstermişlerdir. İktidar yolunda ve iktidara geldiklerinde dini araçsallaştırarak onu kendileri için bir meşruiyet zemini ve baskı aracı olarak kullanmışlardır.

Aslında Emevilik bir devlet anlayışından çok bir zihniyet olarak İslam tarihi içinde birinci asırdan sonra zuhur etmiş ve günümüze kadar da hayatiyetini devam ettirmiştir. Bu zihniyete sahip olanlar, hak ve adalet ilkelerini çiğnemiş, Kur’an yapraklarını silah olarak kullanacak kadar istikametten sapmış, devlet dairelerinde akrabalarını istihdam etmiş, yolsuzluk ve kayırmacılığa alan açmış ve saltanatlarını ayakta tutmak için Resul adına binlerce uydurma hadisi piyasaya sürmüşlerdir.

Kendilerinin saltanatta bulunmasını “Allah’ın kaza ve kaderi” olarak kabul eden Emeviler, bu tarihten sonra Müslümanların kader algıları değişmiş, yapılan zulme, adaletsizliğe, kötülüğe ve ahlaksızlığa ses çıkarılmasına devleti kutsayarak engel olmuşlardır. Yapılan zulüm ve baskılara itiraz edenleri ve başkaldıranları ise “kaderi" inkâr ettikleri iddiasıyla ağır işkenceler altında şehit etmişlerdir. Bu dönemde kendi fikirlerine karşı çıktığı için hapse atılan ve işkence gören alimlerden biri de İmam-ı Azam Ebu Hanife olmuştur. Aynı Emevi zihniyeti devam ettiren Abbasiler ise o büyük imamı hapiste şehit etmiştir.

Tarih boyunca iktidara gelen Emevi zihniyetliler de aynı çizgide devam etmiş, yaptıkları adam kayırma, yolsuzluk, adaletsizlik gibi İslamiyet tarafından asla telif edilemeyen kötü fiillere “İslam” maskesi takarak saltanatlarına dayanak yapmışlardır. .

Bu zihniyetin temsilcileri bugün de, “Siz sadece bizim yaptıklarımıza bakmayın. Biz kendimiz yapmıyoruz. Biz inanıyoruz ki, bize yaptıran Allah'tır. Bize yaptıran Allah'tır. Bize yaptıran Allah'tır. Bizim inancımız budur.” Diyerek kötülüklerine “İslam” maskesi takmışlardır.

Emevi zihniyetliler kendilerine hesap sorulmasını asla istemez ve hatta çok öfkelenirler. Çünkü kendileri “kutsal dava” adına görev yapmışlardır. Günümüzdeki bazı siyasetçilerin, "Ben yapmadım Allah yaptı, bizi sorgulamak Allah'ı sorgulamaktır." Şeklindeki söylemleri bunun en çarpıcı örneklerinden biridir.

Ne yazık ki bugün gelenekçilik tortuları ile paketlenerek “İslam” diye ortaya konulan bu zihniyet dini içinden zedelemiş, özellikle Emevi döneminden başlayarak, sonuca ulaşan uydurma hareketinin ürettikleriyle Kur’an’ın getirdiği iden “Paralel yeni bir din” oluşturmuşlardır. Yüzlerine her ne kadar “İslam” maskesi geçirseler de bu zihniyetin Kuran’dan asla referans alamayacağı çok açıktır.

Emeviler, saltanatlarını ayakta tutmak için Resulullah’ın torunları olan Hasan ve Hüseyin’e karşı tarihin en büyük zulümlerini işlemişlerdir. Hz. Hasan, zehirletilerek öldürülmüş, Hz. Hüseyin ise Kerbela olayında şehit edilmiştir.

Hz. Ali’nin Emeviler için söylediği şu veciz söz, meseleyi çok güzel özetlemektedir:

“Bunlar da din elbisesi giyiyorlar ama ters çevirerek giyiyorlar.”

En şık elbise bile ters giyilince nasıl sahibini kötü gösteriyorsa, İslam’ı ters giyen Emevi zihniyetliler de aynı şekilde İslam’a büyük darbe vurmuşlardır.

1400 yıl önce gelişen ve varlığını bugüne kadar devam ettiren Emevi zihniyeti, bugün de menfi etkilerini devam ettirmektedir. Şehvet, şöhret, para, zulüm, saltanatçılık, akraba kayırmacılığı, torpil, rüşvet gibi İslam ile telifi asla mümkün olmayan kötü fiilleri değişik maskelerle maskeleyerek kendilerine ilke edinen Emevi zihniyeti bugün de hala geçerliliğini korumaktadır.

Emeviler zamanında Camiler, Müslümanların beyin yıkama yerleri olarak kullanıldığı gibi günümüzde de aynı zihniyet halkı Müslüman olan ülkelerde de aynıyla devam etmektedir. Bu İslam dışı zihniyete karşı çıkan Enes bin Malik, “Namaz mı kaldı, cami mi? Bu camilerde namaz kılınmaz” diyerek isyan etmiştir.

Emeviler, iktidarlarında Cuma günleri okunan hutelerde Hz. Ali’yi kötülemişlerdir. Buna tepki gösteren halk namazı kıldıktan sonra hutbeyi dinlemeden camiyi terk etmişlerdir. Buna engel olmak isteyen Emevi saltanatı Cuma günleri namazdan sonra okunan hutbeyi namazdan önceye alacak kadar gözleri dönmüştür. Resulullah (sav) ve dört halife dönemleri hutbe cumadan sonra okunurken Emeviler, hutbeyi Cuma namazından önceye almıştır.

Hadisleri Kur'an’ın önüne geçiren Emevi zihniyeti, “Hadisleri Kur’an’a arz etmeliyiz. Bir hadisin sahih olması için rivayet edenlerin sağlam olması yetmez. Rivayet edilen metnin Kur’an’a da uyması gerekir.” Diyen İmam Azam Ebu Hanefi’ye en ağır cezaları vermişlerdir.

Aslında, “Biz Allah tarafından görevlendirildik. Ne yapıyorsak Allah rızası için yapıyoruz.” Diyenler Allah adını kullanarak aldatmalarına kılıf bulmuşlardır.

Müslüman olan Fransız vatandaşı Roger Garaudy, ‘Yaşayan İslam’ adlı kitabında Emevi zihniyetini şöyle özetlemiştir:

“Gelenekçi Arap-Emevi-İslam’ı, Kur'an’ın ölümsüz, evrensel ilkelerini insanlığa tanıtmamakla kalmamış, bu ilkeleri giderebilecek yolları tıkamak gibi büyük bir ihanetin de faili olmuştur. İnsanlık arasına aşılmaz duvarlar örmüştür.”

Lokman suresi 33. Ayette Allah, “Aldatan sizi Allah ile aldatmasın.” Diyerek uyarmıştır.

Emevi dönemi, aykırı bir sesin duyulması bir yana, biat etmeyenlerin bile yaşama hakkı olmadığı bir dönem olarak tarihe geçmiştir. Bu dönemde entrika ve ayrımcılık resmi devlet politikası olmuştur. Her türlü entrikanın, yalanın ve zulmün olduğu ve 661-750 arasında yaklaşık 100 yıl süren Emevi dönemi lanetli olmanın ve zulmün sembolleri olmuştur.

Şair Arif Nihat Asya’nın, “Ebu Lehep ölmedi Ya Resulullah. Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor.” Dediği gibi Emevilik zihniyeti de ölmemiş ve bugün dünyada birçok ülkede hayatiyetini devam ettirmektedir.