Köşe Yazısı

28 Şubat’ın uzantıları ve günümüze yansıması

Meryem Zerrin Ekicioğlu
Meryem Zerrin Ekicioğlu
3 dk Sesli Dinle 0

Kimlikler ve ayrıştırıcı söylemler üzerinden yapılan siyaset, milletimize çok şey kaybettirdi. "28 Şubat" bu kayıpların yaşandığı sürecin bir parçası olarak tarih sahnesinde "kara bir gün" olarak yerini aldı.

Aslına bakarsanız, 28 Şubat bir anda oluşuveren bir durum değildi. Geçmişte aynı zihniyetin ürünü olarak farklı şekillerde defalarca yaşatılmış, kimlikleri üzerinden bir sürü insanımız zarar görmüştü.

Günümüzde yaşadığımız sosyal, ekonomi, siyasi meselelerin de bir sonucu olan;  toplumda ciddi travma yaratan olayları anlamadan bugünün doğru değerlendirilmesi mümkün olamayacak kanımca.

O halde, İslam Peygamberi Hz. Muhammed (Sav.) döneminden başlayalım. Bedir Savaşı’nda Allah’ın Peygamberi ’nin ordusu sayıca az olmasına rağmen, Ebu Cehil ’in devasa ordusu karşısında muhteşem bir zafer kazanmıştı. Yani, aslına bakarsanız "saltanatın devasa ordusu, iman ordusu" karşısında yenilmişti.

Bu olaylar Kerbelȃ’da devam etmiş, yakın tarihimizde ise "Maraş Olayları", "Madımak Olayı", "28 Şubat" ve en son "Reyhanlı patlaması"  gibi olaylarla kendini göstermiştir. Maraş Olayları’nda mezhep savaşları neticesinde 120 masum insanımız hayatını kaybetmişti.

Bu olayı Madımaktaki olaylar takip etmiştir. Nefret dili zehirli tohumlarını vermiş, Madımak Oteli "din istismarcıları" tarafından yakılmıştı. Bazı basın kuruluşlarının kışkırtmaları ve dönemin hükümetinin pervasızca tavırları sebebiyle maalesef,  Madımak ’ta elli aydın insanımız hayatını kaybetmişti.

Ülkemizde özellikle siyasetçilerin, basın mensuplarının, kolluk kuvvetlerinin nefret dili yerine birleştirici ve bütünleştirici bir dil kullanmaları son derece önemli. Hatırlayalım, "Reyhanlı patlamasında elli üç "sünni" vatandaşımız öldü" ifadesi kullanılmıştı. Bu ifade maalesef, oradaki vatandaşların karşı karşıya getirilmesini amaçlıyordu.

Bazı söylemlerin sokaklarda sloganlara dönüştüğü günlerin, ülkemize ve insanlarımıza neler kaybettirdiğini unutmamak gerek! "28 Şubat" laiklik karşıtı söylemlerin sloganlaştırılmasının ve laiklik karşıtı eylemlerin bir sonucuydu. Dahası o dönemde yaşanan siyasi gelişmelerin etkisi, günümüze kadar uzanacak başka olayların da zeminini oluşturdu. Buna rağmen özellikle oy desteği almak adına tarikat ve cemaatler ile yakın temaslar, geçmişten ders alınmadığının; bugünün hükümetinin, o günün hükümetinin bir uzantısı olduğunun adeta bir kanıtı niteliğinde. Nihayetinde gittikleri yol aynı.

Örnek verecek olursak: günümüzde bir cemaat, "anayasaya aykırı olmasına rağmen" İzmir’de, hiçbir müdahale ile karşılaşmadan tövbe seansı yapabiliyor.

Yetmiyor, okullarda "din adı altında", tarikat ve cemaatlerin programları uygulanmaya çalışılıyor. Andımızın okutulmadığı okullarda, Işid ve El kaide bağlantılı tevhit ve sünnet cemaatinin  "selefi andı" okutuluyor. Oysa kimse çocuğunu militan yetiştirmek için okula göndermiyor.

Diğer taraftan çocuklardan "ramazan çetelesi" işaretlemeleri isteniyor. Peki, çocuklar bu çetele ile ne öğrenecekler? Söyleyeyim. İki seçenekleri var. Ya reklam yapmayı öğrenecekler ya da inkâr etmeyi öğrenecekler. Aslında burada çocukları,  riyakârlığa teşvik ediyorlar. Peki, bu yapılan İslam ahlakına, edebine uygun mudur? Oysa bu ülkenin çocuklarına sorulacak soru "bugün karnını doyurabildin mi?" sorusu olmalıydı.

Evet, kendi çocuklarını yurt dışında okutanların, bu ülkenin geleceği olan çocuklar için reva gördüğü yaşam biçimi, temeli emevilere dayanan bir eğitim sistemi.

Tüm bu yaşananlar ışığında, özellikle son zamanlarda yoğun bir şekilde laikliğin tartışmaya açılması, bir tesadüf olmasa gerek!

Türkiye’de, neredeyse her alanda bir çöküş var ve bu çöküş din üzerinden örtülmeye çalışılıyor. Zihniyet değişmeyince maalesef,  sonuçlar da değişmiyor.

Koltuklarını korumak isteyenlerin,  "kendileri ile aynı düşünmeyenleri düşman ilan etmelerinin"  ne kendilerine, ne de ülkeye bir faydası yok! Tarih tekerrürden ibaret olmamalı;  geçmişten ders alınıp ona göre hareket edilmeli.

Yakın coğrafyamızda yaşanan olaylar bize gösteriyor ki, bu tarz hareketler ülkeleri içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bu sebeple bu tavırlardan bir an önce vazgeçilmesi herkesin hayrına olacaktır. Ülkemizin,  "huzur ve refah temelli bir siyasete" ihtiyacı var.

Bu Yazıyı Paylaş