Bir destanın dizeleri
Memleketin en karanlık ve buhranlı günleriydi. Mehmet Akif Ersoy’un yüreğinden fışkıran ve kalemine dökülen İstiklal Marşımız, ümidini ve cesaretini asla kaybetmeyen bir milletin kurtuluş mücadelesini, bağımsızlık azmini, özgürlük tutkusunu ve kahramanlığını belgelemek; aynı zamanda ordunun ve halkın moralini yükseltmek amacıyla 105 yıl önce bugün, 12 Mart 1921’de kabul edilmişti.
Marş, Türk milletinin esareti asla kabul etmeyeceğini tüm dünyaya haykırmış, milletimizin vicdanı olmuş; tarihten silinmek istenen milletimizin millet olma şuuru ile küllerinden yeniden nasıl doğduğunu ve ülkemizin milli değerlerini kendi ülkelerine taşıyan emperyalizm karşısında milletimizin topyekûn nasıl bağımsızlık mücadelesi verdiğini anlatmaktadır.
‘’Ya İstiklal, Ya Ölüm’’ parolası ile çıkılan bu aziz yolda, imanının gücü Türk ulusuna, saltanatın ve emperyalist ülkelerin gücü karşısında zafer kazandırmıştı.
Anadolu’nun duası, milletin birlik ve beraberliği, inanç ve kararlılığı, milli bilincin yükselmesi, askerin cesareti kazanılan bu zaferde çok büyük paya sahipti. Kurtuluş savaşında verilen bu mücadele, sadece Türk ulusunun topraklarını düşman işgalinden kurtarmak için değil; aynı zamanda tebaa(kul) anlayışından, vatandaş(birey) anlayışına geçilmek için verilmiş ve bu konuda başarılı da olunmuştur.
Kurtuluş Savaşı, askeri bir zafer olmasının yanında aynı zamanda, egemenliğin kayıtsız şartsız millete yani egemenliğin gerçek sahiplerine devredildiği, demokratik bir devletin temellerinin atıldığı bir süreci de beraberinde getirmiştir. 23 Nisan 1920’de savaş devam ederken TBMM açılmış, yönetim doğrudan halkın temsilcilerine geçmiş, ‘’Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir.’’ ilkesi hayata geçirilmiştir.
Savaşın en zor zamanlarında bile Atatürk, kararların meclis onayıyla alınmasına özen göstermiş, demokratik meşruiyete önem vermiştir.
Mustafa Kemal ATATÜRK’ün güç kaynağı, insan saygınlığına ve milletlerin var olma hakkına olan inancıdır. İşte bu, milli mücadeleyi başlatan gücün ta kendisidir. Atamızın içinde özgürlük, bağımsızlık ve barış içinde yaşama duygusu öyle bir safhaya ulaşmıştı ki, bu duygular kurtuluş savaşının azimle ve kararlılıkla yürütülmesinde tetikleyici bir güç olmuştu.
ATATÜRK’ün liderliğinde başlatılan, topyekûn halk hareketi sayesinde, bugün bizler cennet vatanımızda, al bayrağımız altında özgürce yaşayabiliyoruz. Tüm bu söylemler ışığında, İstiklal Harbi’nin hangi şartlar altında kazanıldığını unutmamamız gerek! Bugün geldiğimiz noktada ise kimileri, o günün şartlarından bir haber bir biçimde, bize heykelden başka ne bıraktılar ki, tarzında akıl ve vicdan dışı eleştiriler yapmaktadırlar.
Milli Şairimiz Mehmet Akif ERSOY’un dediği gibi ALLAH, bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın!
…Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal.
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal.

Yazarın Diğer Yazıları
- İtilaf Devletleri Ve Ortakları
- Kuzu postuna bürünmüş kurtlar
- Tam bağımsız Türkiye için gerçek milli ekonomi modeli
- 28 Şubat’ın uzantıları ve günümüze yansıması
- Yeni anayasa sorunları çözer mi?
- Hataylı bir depremzedenin feryadı
- Siyasetin kadın haklarına bakış açısı
- Siyasetin görmezden geldiği tarikat ve cemaatler
